FilistinHaberlerOrtadoğu

İntifâdayla Yükselen Direniş Hareketi: HAMAS

7 Aralık 1987’de Gazze’de bir Yahudi’nin kamyonetiyle kasıtlı olarak Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak 4 Filistinlinin ölümüne ve 9 Filistinlinin yaralanmasına neden olması “intifâda”yı ateşleyen ilk kıvılcım olmuştu. Yaralılar Gazze’deki Şifa Hastanesi’ne götürülmüştü. Ertesi gün, yani 8 Aralık 1987 tarihinde üyelerinin tamamı İslami hareket mensubu olan Gazze İslam Üniversitesi Öğrenci Meclisi, üniversite öğrencilerini üniversite kampüsünde topladı. Öğrenciler şehit edilen ve yaralanan Filistinlilerle ilgilenmek üzere Şifa Hastanesi’ne gitmeye karar verdiler. Bu arada hoparlörlerle halkı da adı geçen hastanenin etrafında toplanmaya çağırdılar. Bu çağrı üzerine kalabalık bir kitle Şifa Hastanesi’nin etrafında toplandı. İşgalci askerler de hastanenin etrafına toplandılar ve kalabalığı dağıtmak için insanların üzerine ateş açtılar. Ancak halk dağılmayı değil direnmeyi tercih etti ve işgalci askerleri taş yağmuruna tuttu. İşte bu olay intifâdanın ilk ateşi oldu. Daha sonra olaylar ve taşlı, sopalı mücadele bütün Filistin topraklarına yayıldı.

Bu olay intifâda ateşinin ilk kıvılcımı olsa da, Filistin’de halk ayaklanmasını hazırlayan başka sebepler de vardı. Zulüm ve baskının artık çekilemez dereceye ulaşması, İsrail rejiminin ekonomik baskısı, Siyonist Yahudilerin saldırıları ve Arap rejimlerinin Filistin halkını yalnızlığa itmesinin ve vaad ettikleri siyasi çözümlerden bir sonuç çıkmamasının Filistinlileri ümitsizliğe sevk etmesi bu sebeplerden bazılarıdır.

Bütün bu sebeplere Filistin’de İslami şuurun artması da eklenmelidir. Camilerde, üniversitelerde ve değişik sosyal kurumlarda yürütülen eğitim ve tebliğ çalışmalarıyla yayılan İslami şuurlanma halktaki cihad ve mücadele ruhunun, işgalden kurtulmanın tek yolunun cihad olduğu anlayışının güç kazanmasına yol açmıştır.

İntifâda ateşini yakan Gazze İslam Üniversitesi Öğrenci Meclisi üyelerinin tamamının Filistin İslami Direniş Hareketi (HAMAS) üyesi olması intifâdayı hazırlayan sebepler arasında İslami şuurlanmanın ayrı bir yeri olduğuna işaret etmektedir.

İntifâda’nın Gerçekleştirdikleri

Aralık 1987’de başlayan Birinci İntifâda’nın üzerinden tam 22 yıl geçti. Filistinlilerin 22 yıl önce işgal askerlerini taşlamasıyla patlak veren olaylar sıradan olaylar değildi. Bilakis Filistin’de ve Ortadoğu’nun çehresinde köklü değişikliklere yol açacak büyük bir halk ayaklanmasıydı.

İntifâdanın 22. yıldönümünde Filistinliler bölünmüşlük haline rağmen Batı’nın ve Siyonist işgal devletinin Filistin topraklarından vazgeçmelerini sağlayamayacağını ve Filistinli mültecilerin vatanlarına dönme hakkını ilga edemeyeceğini vurgulamaktalar.

ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerin çoğunun desteğine sahip olan İsrail, 1967 Haziran Savaşı’nda Suriye, Ürdün ve Mısır’a karşı gerçekleştirdiği askeri başarının da vermiş olduğu gururla kendisini Ortadoğu’nun yenilemeyen ülkesi olarak görüyordu. Bu gurur dolayısıyla 1982 yılında başkent Beyrut da dahil olmak üzere Lübnan topraklarının önemli bir kısmını işgal etme, 1985 yılında da ABD 6. filosunun sağladığı destekle Tunus’taki FKÖ karargahını bombalama cesareti gösterebildi. Yine değişik zamanlarda Irak’a ve Güney Lübnan’a karşı askeri harekatlar düzenleyebildi. İntifada ise İsrail’in sanıldığı kadar güçlü olmadığını, aslında Arap ülkeleri karşısında bu derece rahat hareket edebilmesinin Filistin’in satılmasıyla başlayan oyunun devamı olduğunu dünyaya gösterdi. HAMAS da bu gerçeği bir bildirisinde şu şekilde dile getirdi: “Arap alemi barışa gönül bağlayacak kadar zayıf değildir. Yahudiler de istediklerini yaptıracak kadar kuvvetli değildirler. Fakat yöneticiler her zamanki gibi kendilerine verilen görevi yerine getiriyorlar.”

İsrail kendisine karşı olan Filistinli grupların içerden değil dışardan tehlike oluşturacaklarını bunu savmak için de askeri gücünün yeterli olacağını sanıyordu. Ama intifada ona kendi geleceğini tehdit eden asıl tehlikenin içerde olduğunu ve sadece askeri gücünün buna karşı yeterli olmadığını gösterdi. Bunun yanı sıra intifada Siyonist rejime “Büyük İsrail” hayalini gerçekleştirmesinin kolay olmayacağını da gösterdi.

Siyonist rejim Filistin halkını mücadele ve savaş ruhundan uzaklaştırabilmek için öncelikle kendi kültüründen ve inancından uzaklaştırmaya çalışıyordu. İntifada, halkın yeniden toparlanmasını, kendi inancına bağlı kalmasını ve yeniden mücadele ruhu kazanmasını sağladı. Özellikle intifadanın İslami hareketin öncülüğünde başlatılıp organize edilmesi İslami anlayışın halk nezdinde daha etkili ve güçlü olmasını sağladı.

İntifada, Filistin meselesini yeniden dünya kamuoyunun gündemine getirdi. Siyonist rejimin hizmetindeki yayın kuruluşlarının çabaları sonucu unutulmaya yüz tutmuş olan Filistin meselesi böylece yeniden dünya kamuoyunun gündeminde ilk sıralarda yerini aldı.

İntifada karşısındaki başarısızlığı Siyonist İsrail ordusunu moral yönünden sarstı. O zamana kadar “yenilemeyen ordu” olarak adlandırılan bu ordu intifada karşısındaki acziyeti yüzünden psikolojik çöküşe maruz kaldı. Bu husus bizzat ordunun ileri gelenlerince de dile getirilmiştir.

İntifadanın önemli bir başarısı da İsrail ekonomisinde çöküşe ve zayıflamaya yol açmasıdır. ABD, İsrail ekonomisini kurtarabilmek için intifadanın başlamasından sonra bu ülkeye yaptığı ekonomik yardımı artırdı. Ancak bu da İsrail ekonomisini düzlüğe çıkarmak için yeterli olmadı.

İntifadanın bir diğer başarısı da bazı Yahudilerin kendilerini güven ve huzur içinde göremediklerinden işgal altındaki Filistin topraklarını terk etmelerine yol açmasıdır. İsrail rejimi bu göçten kaynaklanan Yahudi nüfus oranındaki düşüşü telafi etmek amacıyla Etiyopya’da yaşayan ve Falaşalar olarak adlandırılan siyahi Yahudilerin tümünü, eski Sovyet cumhuriyetlerindeki ve daha başka bazı ülkelerdeki Yahudileri Filistin topraklarına nakletti. Ancak bunların da bazıları daha sonra İsrail’i terk ederek Avrupa ülkelerine göç ettiler.

HAMAS’ın Kuruluşu ve İlkeleri

HAMAS’ın ilk temelleri Mısır’daki Müslüman Kardeşler cemaatinin kurucusu İmam Hasan el-Benna’nın Filistin’e gönderdiği mücahitler tarafından atılmıştır. Bu mücahitler ve onların etrafına toplananlar aynı zamanda 1948’de işgalcilere karşı başlatılan direnişe fiilen katılarak cihad etmişlerdi. Onların yetiştirdiği kişiler ise 1948 savaşından sonra eğitim ve tebliğ çalışmalarına ağırlık verdiler. Bütün bu çalışmalar sonunda güçlü bir taban oluştu. İşte bu taban zamanla belli bir disiplin içerisinde örgütsel yapıya kavuştu ve 1987 sonunda da geniş bir halk kitlesinin direnişine öncülük etti.

İntifada öncesinde ismi çok fazla duyulmayan HAMAS, intifadanın ilk organizasyonuna öncülük yaptığı gibi, bu direnişin ikinci ayından itibaren periyodik bir şekilde halk kitlelerine hitap eden ve halk direnişini yönlendiren, direnişi sürdürenler için belirli programlar ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. HAMAS, bir yandan da Siyonist düşman karşısında sürdürülmesi gereken mücadelenin mahiyetiyle ilgili görüşlerini ve Filistin’in çeşitli ulusal meseleleriyle ilgili siyasetlerini ve tutumlarını ortaya koyan bildiriler yayınlamaya başladı. Kutsal direnişin belli bir hız kazanmasından sonra da Şehit İzzeddin Kassam Tugayları adında askeri bir kanat oluşturarak fiili eylemlerini bu kanat vasıtasıyla gerçekleştirmeye başladı.

Bütün direniş hareketlerinde ve bağımsızlık mücadelelerinde mutlaka motor rolü üstlenen şahsiyetler bulunur. Bunların içinde arkalarındaki kitleleri zafere ulaştırabilenler kararlı tutumlarıyla temayüz edenlerdir. İşte Ahmed Yasin de Filistin intifadasında bir motor rolü üstlenmiş ve halkını davalarında asla taviz vermemeye teşvik edebilmek için sürekli kararlı bir tutum sergilemiştir. Bundan dolayıdır ki, kafasından başka bütün vücudunun felçli olmasına rağmen işgal yönetimini endişeye soktu. Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan büyük insan, büyük lider, HAMAS’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin, Siyonistlerin düzenledikleri bir suikast neticesi 22 Mart 2004 tarihinde hayatını kaybetti. Şeyh Yasin, evinin yakınındaki camide sabah namazını kılmasının ardından işgalci Siyonistlerin helikopterleri tarafından fırlatılan füzelere hedef olarak şehit oldu.

Aslında HAMAS’ın kök salmasının ve Filistin’deki mücadele sahasında yerini almasının geçmişi çok daha öncelere dayanır. Birçokları buradaki ince farkı bilemediklerinden HAMAS’ın 1987’de biri birden ortaya çıktığını sanmaktadır. Gerçekte HAMAS’ın teşkilatlanma alanında temeli 1948’de atılmıştır. Potansiyel kökleri ise çok daha gerilere gitmektedir. Ancak HAMAS adıyla ortaya çıkıp da mücadele sahasına girmesi 1987 Aralık ayında Birinci İntifâda’nın başlamasıyla birlikte gerçekleşmiştir ki zaten Birinci İntifâda’nın başlamasını organize eden ve uzun bir süre yönlendiren HAMAS’tır.

HAMAS’ın gerek tüzüğünde ve gerekse muhtelif açıklamalarında gündeme getirdiği birtakım temel ilkeleri vardır ki bu ilkelerinden şimdiye kadar asla taviz vermemiştir. Zaman zaman gerek İsrail işgal devletinin maksatlı birtakım saptırmaları ve gerekse HAMAS adı kullanılarak yayınlanan bildiriler yoluyla insanların yanıltılmasına çalışılmaktadır. Bu yanıltma faaliyetlerinde HAMAS adına onun temel ilkelerine ters ifadeler içeren bildiriler yayınlandığı veya onun bu ilkelere ters düşecek birtakım adımlar attığına dair haberlerin piyasaya sürüldüğü olmaktadır. Ancak HAMAS yaptığı resmi açıklamalarda gerek kendisiyle ilgisi olmayan bildirilerin, gerekse maksatlı yalan haberlerin asılsızlığını ortaya koymak suretiyle ilkelerinden taviz vermediğini kamuoyuna tekrar tekrar bildirmiştir.

HAMAS’ın temel ilkelerinin başında, meselelerin çözümünü İslam’da aramak gelmektedir. Bu yöndeki ilkesini “Çözüm İslam’dır” sloganıyla sık sık vurgulamaktadır.

HAMAS’ın ikinci temel ilkesi de Filistin topraklarının bir bütün halinde İslam toprağı olduğu ve bu topraklardan hiçbir şekilde taviz verilmesinin söz konusu olamayacağı ilkesidir. Bu temel ilkesinden dolayı Filistin topraklarının bir bölümünü İsrail işgal devletine bırakmayı kabul eden anlaşmalara hiçbir şekilde sıcak bakmamış, bu anlaşmaların kabul edilemez olduğunu vurgulamıştır. HAMAS’ın bu ilkesine göre siyonistlerin 1948’de işgal etmiş oldukları topraklar üzerindeki hakimiyetleri de gayri meşrudur, hiçbir şekilde meşru bir hakimiyet olarak kabul edilemez.

HAMAS’ın üçüncü temel ilkesi ise Filistin toprakları üzerindeki gayri meşru siyonist işgal sona erinceye kadar mücadele ve direnişin Filistin halkının meşru bir hakkı olduğu prensibidir. Ayrıca HAMAS, siyonist işgalcilerin şimdiye kadar izledikleri politikalarında, “barış” kavramını sadece dünya kamuoyunu yanıltma amacıyla kullandıklarını ve kendi hakimiyetlerini sürdürmek için sürekli kuvvet metoduna başvurduklarını, dolayısıyla onların anladıkları tek dilin kuvvet dili olduğunu vurgulamaktadır.

HAMAS’ın bu temel ilkelerinin yanı sıra stratejiye dayanan birtakım prensipleri bulunmaktadır ki şimdiye kadar bu prensiplerine de bağlı kalmaya büyük özen göstermiştir.

Bu prensiplerinden biri Filistinliler arasında kavgaya, fitneye yol açacak her türlü faaliyetten, hareketten kaçınma prensibidir. HAMAS, Filistinliler arası fitnenin sadece Siyonist işgal devletinin hesaplarına yarayacağını ve Filistinlileri zayıf düşüreceğini her fırsatta vurgulamakta, bu yüzden Mahmud Abbas başkanlığındaki Filistin Özerk Yönetimi’ne bağlı milis güçleri kendisine karşı sık sık kuvvete başvurmasına rağmen kendisi bunun karşısında kuvvet kullanma yolunu tercih etmemektedir.

Stratejiyle ilgili ikinci bir prensibi de Filistin topraklarının işgalden kurtarılması ve Filistin halkının yeniden bağımsızlığına ve hürriyetine kavuşturulması için yürütülen fiili mücadeleyi Filistin topraklarının dışına taşımamaktır. Bunu da Filistin direnişinin çıkarları açısından gerekli görmektedir. Dolayısıyla şimdiye kadar Filistin dışında İsrail işgal devletinin veya onunla işbirliği içinde olanların çıkarlarını hedef alan herhangi bir fiili eyleme başvurmamıştır. Dışarıdaki faaliyetlerinde daha çok kültürel etkinlikleri, Filistin davasını tanıtma faaliyetlerini ve diplomatik girişimleri tercih etmektedir. HAMAS’ın bu stratejik prensibinden dolayı uluslararası emperyalizm onu yıpratma amaçlı ithamlarında, Filistin dışında gerçekleştirilen eylemlerle bu hareket arasında herhangi bir irtibat kuramamıştır. Fakat HAMAS’ın bu prensibi sadece kendisinin Filistin davası için verdiği mücadeleyle ilgilidir. Bu, Filistin toprakları dışında sürdürülen hak mücadelelerini onaylamadığı anlamına gelmez.

İslami Direniş Hareketi (HAMAS)’ın kuruluşunun ilanı Siyonist işgal devletini oldukça kaygılandırmıştı. İstihbarat örgütlerini bu hareketi ve liderlerini yakından takip etmekle görevlendirdi. Siyonistlerin hayalleri artık İslami Direniş Hareketi’nin tehdidi altındaydı. HAMAS’ın kuruluşundan bu güne yaşananlar Siyonist işgal devletinin korkularında haklı olduğunu gösterdi. Çünkü işgal güçlerinin karşısına sarsılmaz bir kaya gibi dikilen HAMAS, Siyonist işgalcinin ve işbirlikçilerinin türlü oyunlarına ve komplolarına karşı her geçen gün artan halk desteğiyle dimdik ayakta kalmayı başardı. Kurucusunu ve önde gelen liderlerini birbiri ardına şehit vermesine rağmen yolundan dönmedi.

Filistin halkı bugünlerde Birinci İntifâda ile birlikte HAMAS’ın yeşil sancağının yola çıkışını kutlamaya hazırlanıyor. Gazze’nin cadde ve sokakları bu büyük olay için bayraklarla süslendi. Bu yılki kutlamaların Filistinliler için ayrı bir anlamı var. Çünkü Siyonist işgal devletinin HAMAS Hükümeti’ni devirmek için Gazze’ye açtığı ve işgalcinin hezimetiyle sonuçlanan Furkan Savaşı’nın yıldönümüne denk geliyor. Dünyanın en acımasız işgaline karşı tüm gücüyle direnen Filistin halkı, yeşil sancaklar altında başta Kudüs olmak üzere işgal altındaki her karış Filistin toprağını özgürlüğüne kavuşturma ve gasbedilen haklarını geri alma yolunda yürümeye devam ediyor.

Başa dön tuşu
Bugün 12 Mayıs 2021 (19) içerik yüklenmiştir.