
İran İnsan Hakları Kurulu Sekreteri, Britanya’nın göçmenleri sınır dışı etme planına tepki göstererek, “Bu plan, Britanya’nın uluslararası sorumlulukları ve taahhütlerinin ihlalidir” dedi.
Britanya hükümeti yasa dışı olarak bu ülkenin topraklarına giren göçmenleri Afrika kıtasındaki Ruanda’ya göndermek istiyor.
Bu bağlamda İran İnsan Hakları Kurulu Sekreteri Kazım Garibabadi, bu planın Britanya başbakanı tarafından imzalanmasına tepki olarak Twitter hesabından “Bu girişim, etik ve insani mülahazaları göz ardı etmekte. Zaten Britanya’nın kabarık karnesi kendiliğinden her şeyi gözler önüne seriyor.” mesajını paylaştı.
Britanya’nın göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı BMT göçmenler ajansı dahil insan hakları kurum ve kuruluşları ve aktivistlerinin tepkilerine de yol açmıştır. Britanya Başbakanı Boris Johnson hükümetinin yeni planı göçmenleri Britanya’dan atma yetkisini genişletmekte ve 1 Ocak tarihinden itibaren yasa dışı olarak bu ülkeye girenleri kapsamaktadır.
Boris Johnson Hükümeti’nin yeni planı, İngiltere’den gönderilen sığınmacılara daha fazla yetki veriyor ülkeye yasadışı yollardan girenler, herhangi bir kısıtlama olmaksızın programa dahil edilecektir.
Bu göçmen karşıtı girişime ve politikaya rağmen Birleşik Krallık, hem Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne hem de sığınmacıların haklarını ve güvenliklerinin korunmasını garanti altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraftır. Afrika’nın Güneye yakın bölgesinde merkezde bulunan Ruanda, toprak ve kaynaklar üzerindeki onlarca yıllık rekabeti yoğun olarak yaşamış, onlarca yıl süren etnik ve siyasi gerilimlere tanıklık etmiş hatta 1994 soykırımına ve 800 binden fazla insanın ölümüne tanıklık etmiş, çok yoğun bir nüfusa sahip bir Afrika ülkesidir.
İngiliz hükümeti geçen yıl Afrika ülkesi Ruanda’da “medeni ve siyasi haklar ve medya özgürlüğü üzerindeki kalıcı kısıtlamalar” konusundaki endişelerini dile getirmişti.
Doğal olarak , İngiliz hükümetinin sığınmacıları Ruanda’ya zorla gönderme kararı, bu ülkenin uluslararası sorumlulukları ve taahhütlerinden kaçma şekli olarak değerlendirilebilir. Çünkü göçmen ve mültecileri, insan hakları sözleşmelerinde ve mülteciler konvansiyonlarında belirtilen hakların ihlallerine maruz bırakır ve insani ve etik mülahazaların gözardı edilmesine yol açır.
Gerçek şu ki, Britanya uzun bir ayrımcılık, ırkçılık ve azınlık hakları ihlalleri geçmişine sahiptir. BM Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi’nin 3 Ekim 2016 tarihli raporu, Birleşik Krallık’ta ayrımcı ve ırkçı suçlarda eşi görülmemiş bir artış olduğunu çağdaş dönemde bile bunun yaşadığını ortaya koydu.
Komitenin bulgularına göre etnik ayrımcılık ve ırkçı suçlar ve cinayetlerin sadece bazılarının raporu yayınlanıyor ve bunların az bir kısmı da İngiliz mahkemelerinde yargılanmaya tabi tutuluyor. Bir diğer yandan terörizm ile mücadele stratejisi ve 2015 güvenlik ve terörle mücadele yasası büyük muğlaklıklara yol açarak göçmenleri, renkli derili insanları ve azınlıklar ayrıca etnik kökenleri farklı olanlar, ülkedeki dini azınlıklar ayrımcılık ve ırkçı suçların hedef tahtasına oturttu ve ayrımcılıkların bu ülkede iyice artmasına yol açtı.
Siyasi analist Şübeyr Rezevi şöyle bir değerlendirmede bulunmaktadır: “İngiliz hükümetinin sığınmacıları Ruanda’ya yerleştirme kararı ırkçılığın doruk noktasıdır. İngiltere’nin hamlesi uzun bir geçmişe sahip ve geçmişte insan ve köle ticaretinde aktif olması bunun kanıtıdır. “
