
İran İslam Cumhuriyeti’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi ve Büyükelçisi Emir Said İrevani, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi önünde gazetecilerin karşısında yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Şayet Amerika Birleşik Devletleri, mutabakat zaptı çerçevesindeki taahhütlerini ihlal etmeyi sürdürürse, İran artık kendisini bu zapt kapsamındaki yükümlülüklerini icra etmekle bağlı görmeyecektir.”
İrevani’nin tam açıklaması şöyledir:
Bismillahirrahmanirrahim
Bugün sabah, Güvenlik Konseyi bazı üyelerin talebi üzerine, gündemdeki “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” başlığı altında bir oturum gerçekleştirdi. Bu oturum hiçbir hukuki dayanaktan yoksundu.
Rusya ve Çin’e, hukuki dayanaktan yoksun bu oturumun düzenlenmesine karşı çıkan ve Fransa, Birleşik Krallık ile ABD’nin, 2231 (2015) sayılı Güvenlik Konseyi kararının geçerliliğini ve uygulanabilirliğini sürdürdüğüne ilişkin iddialarını reddeden ilkeli tutumlarından dolayı teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde Pakistan ve Somali’ye de çekimser oy kullanarak bu oturumun yapılmasına destek vermedikleri için teşekkür ederiz.
2231 sayılı karar 18 Ekim 2025 tarihinde sona ermiştir. O tarihten itibaren bu karar, bütün hukuki geçerliliğini ve icrai etkisini yitirmiştir. Söz konusu kararla oluşturulmuş tüm tedbirler, görevler, raporlama yükümlülükleri ve mekanizmalar son bulmuş olup, artık hiçbir hukuki sonuç doğurmamaktadır.
Bu itibarla, Genel Sekreter tarafından rapor sunulmasının, Sekretarya tarafından Konsey’e açıklamalarda bulunulmasının veya bu konunun “nükleer silahların yayılmasının önlenmesi” gündem maddesi altında Güvenlik Konseyi’nde ele alınmasının herhangi bir hukuki dayanağı yoktur. Genel Sekreter’in raporu ve Genel Sekreter Yardımcısı DiCarlo tarafından bugün yapılan açıklamalar, Sekretarya’nın yetki sınırlarını aşmıştır.
2231 sayılı kararın uygulanmasını sürdürmeye yönelik –gerek 507 numaralı nota atıfla, gerek yerleşik uygulama veya herhangi bir usul gerekçesi öne sürülerek– her türlü çaba, hukuken bâtıl ve geçersizdir. Böyle bir eylem, Güvenlik Konseyi’nin usul ve yetkilerinin açık bir istismarı sayılır.
İran’ın “yaptırımların otomatik olarak geri dönmesi” olarak bilinen mekanizmaya ilişkin tutumu da her zaman net ve sabit olmuştur. Bu tutum, Genel Sekreter’e ve Güvenlik Konseyi Başkanı’na resmen bildirilmiş olup, Çin ve Rusya tarafından da desteklenmiştir.
Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’tan oluşan üç Avrupa ülkesi, “yaptırımların otomatik olarak geri dönmesi” mekanizmasına başvurma konumuna veya hukuki ehliyetine asla sahip değildi. Onlar yıllarca KOEP ve 2231 sayılı karar kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçındılar ve ardından, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun koruma tedbirleri altındaki İran’ın barışçıl nükleer tesislerine yönelik saldırılar da dâhil olmak üzere, İran’a karşı hukuk dışı askerî saldırıları desteklediler.
Kendi yükümlülüklerini esaslı biçimde ihlal etmiş bir taraf, aynı hukuki belgeden kaynaklanan haklara dayanamaz. Bu esasa göre, üç Avrupa ülkesinin 2231 sayılı karar kapsamında İran’a yönelik herhangi bir iddia ileri sürmesi için hiçbir hukuki veya usuli dayanak yoktur.
Eylül 2025’te Güvenlik Konseyi’nde hiçbir fikir birliği mevcut değildi ve Konsey bu sebeple herhangi bir karar alamadı. Konseyin harekete geçememesi, üç Avrupa ülkesinin iddialarına meşruiyet kazandırmaz. Uluslararası hukuk uyarınca, hukuka aykırı bir süreç, hukuki hak veya yükümlülüklerin doğmasına kaynaklık edemez.
İran, barışçıl nükleer programı hakkında bugün Fransa, Birleşik Krallık ve ABD tarafından öne sürülen siyasi suçlamaları kesin bir dille reddeder. Onların iddiaları, 2231 sayılı kararı çarpıtmaya, olguları tersyüz etmeye ve dar siyasi amaçlar uğruna Güvenlik Konseyi’ni istismar etmeye yönelik kasıtlı bir teşebbüstür.
Mevcut durumun temel sebebi gayet iyi bilinmektedir. Bu durum; ABD’nin 2018’de KOEP’ten hukuka aykırı biçimde çekilmesinden, üç Avrupa ülkesinin yükümlülüklerini icradaki süreğen kusurundan ve ABD ile İsrail’in, Haziran 2025’te ve 28 Şubat 2026’da bir kez daha Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun koruma tedbirleri altındaki nükleer tesislere yönelik saldırıları da dâhil olmak üzere, İran’a karşı gerçekleştirdiği hukuk dışı askerî saldırılardan kaynaklanmaktadır.
Bu saldırılar, BM Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasını ve kuvvete başvurma yasağının temel ilkesini ihlal etmekte ve küresel nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini ağır biçimde zayıflatmaktadır. ABD Başkanı, bu mütecaviz eylemlerin sorumluluğunu alenen ikrar etmiş ve hatta bununla övünmüştür. Üç Avrupa ülkesi de bu eylemleri açıkça desteklemiş ve dolayısıyla İran’a yönelik suçlamalarda bulunurken tüm itibar ve geçerliliklerini yitirmişlerdir.
İran, 1970 yılından bu yana sorumlu bir devlet ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın bir üyesidir. İran, kitle imha silahlarını her zaman reddetmiştir. İran’ın nükleer programı hiçbir zaman askerî amaçlara yönelmemiş ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun en kapsamlı doğrulama sistemi çerçevesinde münhasıran barışçıl kalmıştır.
Ne var ki, Konseyin bazı üyeleri, özellikle Fransa, ABD’yi ve İsrail rejimini, UAEA’nın koruma tedbirleri altındaki İran’ın nükleer tesislerine yönelik hukuk dışı saldırılar sebebiyle kınamak ve hesap sormak yerine, sorumluluğu mağdura yüklemeye gayret etmiştir.
Bugün Fransa, Birleşik Krallık ve Bahreyn temsilcileri tarafından bölgenin durumu hakkında öne sürülen asılsız suçlamaları da reddediyorum. Onlar, İran’a yönelik hukuk dışı saldırıyı kınamak yerine sessiz kalmışlardır. BM Şartı’nı savunmak yerine, sorumluluğu mağdura yüklemişlerdir. Çifte standartları, başkalarına vaaz vermek için her türlü ahlaki ve hukuki ehliyeti ellerinden almıştır.
Güvenlik Konseyi’nin sorumluluklarını yerine getirmedeki kusuru, cezasızlığı güçlendirmiş ve uluslararası hukukun daha fazla ihlal edilmesine zemin hazırlamıştır. ABD ve İsrail rejimi, bu hukuk dışı eylemlerin tüm sonuçlarından tamamen sorumludur ve eksiksiz biçimde hesap vermelidir.
ABD, 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde İran’ın güney şehirlerindeki tesislere ve Basra Körfezi’ndeki birkaç İran adasına yönelik saldırılar da dâhil olmak üzere, İran’ın egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşı geniş çaplı askerî saldırılar başlatarak ve sürdürerek yükümlülüklerini bir kez daha ihlal etmiştir.
Bu yeni saldırılar, BM Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrasının bir başka açık ihlalini ve İslamabad Mutabakat Zaptı’nın 1. bendinin esaslı bir ihlalini teşkil etmektedir; oysa bu mutabakat zaptı uyarınca ABD, İran’a karşı tüm askerî eylemleri durdurmayı ve kuvvet tehdidine ya da kuvvet kullanımına başvurmaktan kaçınmayı açıkça taahhüt etmiştir. ABD, hukuka aykırı eylemlerinden doğan tüm hukuki ve siyasi neticelerin uluslararası sorumluluğunu eksiksiz biçimde yüklenmektedir.
İslamabad Mutabakat Zaptı uyarınca, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer sorumluluğu –boğazın yeniden açılması ve gerekli tüm mayın temizleme harekâtının icra edilmesi dâhil olmak üzere– münhasıran İran’a aittir.
Yabancı aktörlerin müdahale etmeye ya da paralel düzenlemeler oluşturmaya yönelik her türlü teşebbüsü, mutabakat zaptını ihlal edecek, uygulanmasını baltalayacak, ticari denizciliğin normale dönüşünü geciktirecek, denizcilik emniyetini tehlikeye atacak ve bölgesel gerginlikleri tırmandıracaktır.
ABD’nin uluslararası yükümlülüklerini sürekli ve devam eden ihlalleri karşısında İran, Genel Sekreter ile Güvenlik Konseyi’ne, BM Şartı uyarınca uluslararası barış ve güvenliğin muhafazası alanındaki sorumluluklarını hatırlatır. Bu sorumluluklar, özellikle saldırı, barışın ihlali ve uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehdit durumlarında daha da büyük önem taşımaktadır.
Onlar, ABD’nin mütecaviz ve hukuk dışı eylemlerini durdurmak için etkili ve kararlı tedbirler almalıdır. Onlar, gerginliğin daha fazla tırmanmasına engel olmalıdır. Aynı şekilde, ABD’nin taahhütlerine tamamen uymasını ve saldırı, uluslararası hukukun ağır ihlalleri ile bu eylemlerden kaynaklanan suçlar sebebiyle hesap vermesini temin etmelidir.
İran, ABD’nin de kendi taahhütlerini tam ve dürüst biçimde icra etmesi kaydıyla, mutabakat zaptını iyi niyetle ve eksiksiz uygulamaya bağlı kalmaktadır.
Bununla birlikte, şayet ABD, mutabakat zaptı çerçevesindeki taahhütlerini ihlal etmeyi sürdürürse, İran artık kendisini bu zapt kapsamındaki yükümlülüklerini icra etmekle bağlı görmeyecektir.
