HaberlerİranOrtadoğu

İran’dan BMGK’nın yaptırım kararına cevap

İran İslam Cumhuriyeti Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi tarafından yayınlanan bildiride, Tahran Bildirisi ile eş zamanlı olarak ve İsraillilerin Gazze’ye insani yardım taşıyan konvoya saldırısı gölgesinde BM Güvenlik Konseyinin 1929 sayılı kararının uluslar arası toplumun beklentilerinin aksine alındığı belirtildi.

Güvenlik Konseyi’nin 1929 sayılı kararına yanıt olarak 9 Haziran 2010 tarihli bu kararın uluslararası toplumun beklentilerinin aksine olduğu vurgulandı ve şu satırlara yer verildi: “bu karar, üzerinden daha on günden az bir süre geçen özgürlük konvoyuna saldırının kınanması ve sorumlular hakkında bazı cezalar alınması için alınmadı. Aksine uluslar arası toplum, Siyonist rejimin resmi destekçisi olan ABD’nin söz konusu cani rejimi desteklemesi çerçevesinde Güvenlik Konseyi’nin bu yönde karar almasını engellediğine şahit oldu. Bu karar ayrıca 15 gün önce 189 ülkenin Siyonist rejimin de NPT’ya katılması gerektiğini vurguladığı ve nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) gözden geçirilmesi konferansı belgesine de bir yanıt değildi. Uluslar arası toplum, bundan önce de Güvenlik Konseyi’nden, nükleer silahların Siyonist rejime nasıl yayıldığı konusunda da bir karara şahit olmadı ve hiçbir zaman da Güvenlik Konseyi, kimlerin bu rejime bu tür silahları verdiğini incelemek istemedi. Çünkü Güvenlik Konseyinin bazı daimi üyeleri de bu silahların yayılmasından sorumludur.”

“1929 sayılı kararın konusu, Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin nükleer silahların yeni neslini üretmesi, çoğaltması ve denemesi konusundaki kaygıları da içermiyor ve İran’ın NPT Gözden Geçirme Konferansında silahsızlanma konusundaki 11 maddelik önerisine de işaret edilmedi. Uluslar arası toplumun beklentilerinin aksine kararın konusu boş suçlamalara dayalı İran İslam Cumhuriyetinin barışçıl nükleer faaliyetleri konusundadır. Bu iddialar hiçbir zaman ispatlanmadığı gibi karardan sadece bir gün önce yayınlanan UAEK son raporunda da 21. Kez faaliyetlerin barışçıl hedeflerden sapmadığı üzerinde duruldu. Kararı alanlar, Tahran Bildirisinin yayınlanmasından henüz bir ay geçmişken bu kararla kendilerini tehlikeye attılar. Tahran Bildirisi, barışçıl nükleer iş birliği ve milletlerin haklarını ihlalden kaçınması üzerinde duruyor.”
“Türkiye ve Brezilya’yı Tahran ile iş birliğine teşvik eden ABD, Tahran Bildirisinden bir ay sonra ve Bağlantısızlar Hareketi üyesi 120 ülkelerin bu bildiriyi sıcak karşılamasından sonra buna itiraz etti. Tahran Bildirisi ve özgürlük konvoyuna saldırının gerçekleştiği bir ortamda 1929 sayılı kararın alınması uluslar arası kamuoyunda İran’ın bakış açısının ne denli doğru olduğunu ispatladı.”
“1- Güvenlik Konseyinin milletlerin haklarını ve güvenliği sağlamak için uygun bir merci olmadığını ispatladı ve ABD’nin Siyonist rejimin güvenliğini taahhüt edip cinayetlerini desteklediği sürece Güvenlik Konseyinin bu rejimin cinayetlerini kınayan bir karar almayacağını gösterdi.

2- ABD’nin bugün her zamankinden çok dünyada güvenilmez ve itibar görmez bir ülke olduğunu ve değişim sloganının da kaybolan bu itibarı geri getirmediğini ispatladı. Uluslar arası toplum, Obama’nın ceddi gibi yalanlarla ülkeler karşısında itibar kaybettiğine şahit oluyor. Brezilya Cumhurbaşkanı ve Türkiye Başbakanı’nın, ABD Başkanının samimi olmayan tutumuyla ilgili açıklamaları bugün uluslar arası toplum tarafından tartılıyor.

3- Nükleer silahların üretimi ve çoğalması konusundaki ABD’nin baş sorumlu olarak uluslar arası toplumu tehdit eden en büyük faktör olduğunu ispatladı. Bu tehdit, herkesten önce Amerikan vatandaşlarının güvenliğini ilgilendiriyor. Bir petrol kuyusunu kontrol etmeye gücü olmayan bir rejim uluslar arası güvenliği tehdit eden nükleer depoları dizginlemede nasıl kamuoyunun güvenini kazanabilir ki?
4- ABD’nin, devlet terörünü desteklemesi ve nükleer silah yığınlarındaki yanlış politikaların sonucunda olan gerçek tehditlere karşı yalan ve yapay tehditler üreterek uluslar arası kamuoyunun ilgisini gerçeklerden uzaklaştırmaya çalıştığını ispatladı.

5- Bazı tekelci devletlerin diğer milletleri barışçıl nükleer teknolojisinden ve yakıt döngüsüne sahip olmaktan mahrum bırakmaya çalıştığını ispatladı.

Yukarıdaki görüşlerin ispatı için dünya kamuoyunda oluşan fırsatı kullanma adına İran İslam Cumhuriyeti şu hususları açıklıyor:
1-Güvenlik Konseyinin İran barışçıl nükleer faaliyetleri konusuna girmesi yasadışı bir girişimdir ve 39 karar maddesine ve UAEK gerekliliklerine aykırıdır. Konsey, telafi edici girişimlere ve geçmiş hatalarını düzeltmeye bir an önce başlamalı.

2-İran İslam Cumhuriyeti, milletinin meşru ve yasal menfaatlerine karşı her türlü girişimlere yasal yanıt vereceğini ve gerektiği yanıtın verileceğini açıkladı.

3-Amerikan devletinin, normal dışı baskılarına, Obama’nın temaslarına rağmen Güvenlik Konseyindeki tüm üyelerin oyunu alamaması ve uluslar arası toplumun büyük güçlerin iradesine katılmaması, adalet ve saygıya dayalı milletlerin haklarının sağlanması için uluslar arası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

4-‘Barışçıl nükleer enerjisi herkese, nükleer silahlar hiç kimseye’ insani amacın bağımsız devletlerin iş birliği için iyi bir fırsata dönüşmesi için bunu sıcak karşılıyoruz ve bunu milletlerin temel haklarını savunmada kutsal bir olgu olarak görüyoruz. Bu yüzden ABD’nin geçmiş hataları tekrarlamadaki ısrarlarını faydasız ve boş olarak görüyoruz. Bu da Güvenlik Konseyinin adaletsiz ve yanlış ilişkilerini açığa çıkartıyor ve uluslar arası arenada milletleri daha doğru ilişkiler kurmaya teşvik ediyor.

5-İran İslam Cumhuriyeti Tahran Bildirisinin maddelerine vurgu yaparak bunu bağımsız devletlerin barış, adalet ve mutluluk için daha fazla iş birliği ve hegemonya güçlerle mücadelesi için bir temel oluşturuyor.”

Başa dön tuşu
Bugün 06 Aralık 2022 (10) içerik yüklenmiştir.