
Britanya ziyaretinde bulunan Katar dışişleri bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, “Suudi Arabistan’ın Batı Asya ve Afrika’yı yakıp yıkmak için bir güç haline geldiğini” söyledi.
Haziran 2017’den beri Suudi Arabistan ile Katar arasında başlayan gerilimler bu ay üçüncü yılını geride bırakırken git gide daha da şiddetlenmektedir. İki ülke ilişkilerindeki bu gerilim bir yana, Katar Dışişleri Bakanı açıklamalarını Suudi Arabistan’ın bölgesel siyasetleri hususunda kilit ve önemli açıklamalar olduğu aşikardır.
Katar Dışişleri Bakanının Arabistan’ın bölgesel siyasetlerine ilişkin açıklamalarında göze çarpan önemli kelimelerden biri de “şantaj” kelimesi idi. Bu şantaj Suudi Arabistan’a maddi olarak bağlı olan ülkeler ile alakalı.
Al Suud’un dış siyasetteki taktiklerinden biri de küçük Arap yönetimleri para açısından destekleyip bunun karşısında onların Riyad siyasetlerine ayak uydurmasını istemesidir. İşte bu siyaset İran aleyhinde defalarca denenmiştir. Arabistan son yıllarda farklı oturumlar ve konferanslar düzenleyerek ufak Arap ülkeleri ile bölgedeki kamuoyunun İran İslam Cumhuriyeti aleyhinde olduğunu telkin etmeye çalışıyor.
Ancak bu taktik de Riyad için istediği sonuçları doğuramazken üstelik yenilgiye uğramıştır. Bunun en son örneği de Mekke’de 30 ve 31 Mayıs 2019’da düzenlenen üçlü olağanüstü oturumlar idi.
Suudi Arabistan Katar karşıtı siyasetleri doğrultusunda küçük Arap ülkelerine kendine ayak uydurması için yine de şantaj taktiğinden yararlanmaktadır. Ancak bu taktik Katar üzerinde de bir etkisi olmamıştır. Çünkü son bir yılda Riyad ile beraber Katar aleyhinde aynı yönde hareket eden Çad gibi ülkeler Doha ile ilişkilerini bir kez daha normalleştirdiler. Muhammed bin Abdurrahman Al Sani bu hususta şöyle dedi:” Kimi ülkeler özellikle de Suudi Arabistan ve BAE’nin yardımlarına muhtaç olanlar Katar karşıtı siyaset uygulamaları için şantaj siyasetine maruz kalmışlardır.”
Katar Dışişleri Bakanının Suudi Arabistan’ın bölgesel siyaseti ile ilgili açıklamalarında göze çarpan bir başka kilit kelime de “ekonomik baskı” kelimesidir. Suudi Arabistan’ın bu taktiği her ülkeden ziyade Katar’a karşı kullanıldı. Suudiler Haziran 2017’den beri Katar ile diplomatik ilişkileri kestikten sonra bu ülkenin ekonomisine darbe indirmek için kuşatma siyasetini uygulamaya başladı.
Muhammed bin Abdurrahman bu siyasetten güdülen hedefin ekonomik baskı aracılılığı ile başkalarına hüküm sürmek olduğunu söyledi. Buna rağmen Riyad’ın Doha aleyhindeki bu siyaseti de işe yaramadı. Çünkü Uluslararası Para Fonu’nun bu yıl yayımlanan son raporuna göre Katar ekonomisi son bir yılda büyüme bile kaydetmiştir.
Katar Dışişleri bakanının Suudilere hitaben yaptığı konuşmasında göze çarpan bir başka önemli husus da Al Suud’un kendi rakiplerini “terörist” olarak tanıtmasıdır. Riyad, İran İslam Cumhuriyeti’nin defalarca terörizmi desteklemekle suçlayarak bu bahane ile İran karşıtı konferanslar ve oturumlar düzenledi. Arap liderlerinin 30 Mayıs Mekke’deki son zirvesinde ise Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih Suudilerin iddialarını reddederek İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgenin barışı ve istikrarının korunması için önemli bir ülke olduğunu savundu.
Suudi Arabistan Katar ile ilişkilerinde gerilim yaşadığında da Doha’yı terörizmi desteklemekle itham etti. Ancak her zaman olduğu gibi bu hususta da kanıtsız ve temelsiz iddialar ortaya attı. Muhammed bin Abdurrahman Al Sani bu hususta şöyle dedi:” Suudi Arabistan ve BAE’ine ayak uydurmayan her ülkeye terörist gözü ile bakılır. Onlara karşı çıkanlar ise terörist sayılır.”
Suudi Arabistan’ın bölgesel siyasetinde görülen şantaj, ekonomik baskı ve terörist olarak adlandırılmak taktikleri, Batı Asya’da güvensizliğin, istikrarsızlığın ve şiddetin artmasından başka bir sonucu olmamıştır. Libya, Sudan, Yemen, Suriye ve hatta Bahreyn’deki şiddet ve iç çatışmalar Suudi Arabistan davranışlarından kaynaklanmaktadır.
