
Kum’da Hz.Rukayye’nin şehadet yıldönümü merasimi düzenlendi. Hz. Rukayye, Aşura günü babasının ve diğer Kerbela yiğitlerinin şehit edilişinden sonra; esirler ile beraber Şam’a götürüldü. Devamlı babasının nerde olduğunu soruyordu. Ona baban yolculuğa çıktı diyorlardı. Şam harabesinde bir gece babasını rüyasında gördü. Kalkınca şiddetle ağladı ve babasını istedi. Her ne yaptıysalar da onu susturamadılar. Rugayye’nin ağlamasından orada olan herkes etkilendi. Yüzlerine ve başlarına vurarak ağlamaya başladılar. Yezit sesleri duyunca neler olduğunu öğrendi. İmam Hüseyin’in mübarek kesik başını bir tepsinin içine koydurdu. Rukayye’ye götürmelerini emretti. Hz. Rukayye tepsiyi görünce “Ben yemek istemiyorum, babamı getirin bana’” dedi. “Bu senin baban dediler.” Tepsinin örtüsünü kaldırdı. Babasının başını görünce; kesik başı minik ellerine alarak, bağrına bastı ve şöyle dedi:
“Babacığım! Seni kim kendi kanına boyadı. Babacığım! Boğazının damarlarını kim kesti. Babacığım! Kim beni küçük yaşta yetim bıraktı. Babacığım! Keşke bu günden önce ölseydim de sakallarının kanınla boyandığını görmeseydim!”
Minik elleri ile babasının kana boyanan yüzünü, silip, sakallarını düzeltiyordu. Ve Hz. Rukayye bu sözlerinin ve babasının kana boyanan yüzünü silerken, bir an dayanamadı gözyaşları arasında bayıldı. Kaldırmak için yanına koştuklarında öldüğünü fark ettiler. Ehlibeyt’in feryadı daha da yükseldi. Ağıtlar öylesine kederliydi ki; sesleri duyan bütün Şam halkı ellerinde olmadan gözyaşlarına boğuluyorlardı. Hz. Rukayye Şam harabelerine toprağa verildi.
