Dünya Kudüs Günüİslam

Rehber’in 3.Uluslararası Kudüs Konferansı’nda Yaptığı Konuşma

Bismillahirrahmanirrahim,

Siz aziz misafirler, ulema, düşünürler, siyasetçiler ve inancı uğrunda İslami Cihad içindeki değerli şahsiyetler, hoş geldiniz. Sizler, muasır medeniyette sömürgeci güçler tarafından İslam dünyasına büyük bir musibet olarak sunulan, işgal altındaki Filistin ve Kudüs-ü Şerif konusunda bir çözüm yolu bulmak için bir araya gelmiş bulunmaktasınız.

Bu konferansın düzenleniş tarihi de, Hz.Peygamber (s.a.v)’in kutlu veladetinin yıldönümüne rastlamaktadır ki, İran halkı da, bu münasebetle büyük bir coşku içinde yeni hicri-şemsi yılın adını da Hz.Peygamber’in mübarek ismiyle süslemiştir. Allah’u Teala’dan çalışmalarınızda, birlik ve beraberliğimizde, düşüncelerimizde, mücadelemizde ilahi vaadin gerçekleşmesini temenni ediyorum.

İçinde bulunduğumuz dönem, İslami Uyanış dönemidir ve Filistin bu uyanışın merkezinde yer almaktadır. Filistin İslam topraklarının işgalinin üzerinden neredeyse 60 yıl geçmektedir ve bu dönemde mazlum Filistin halkı, çok zor ve değişik imtihanlardan geçmiştir. 60 yıllık işgal boyunca, mazlumca direnişler, sürgün, göç, aziz Filistin halkının katledilmesi, ev ve barklarının yerle bir edilmesi, uluslararası topluma sığınma ve siyasi hesapların içine girme ve Filistin sorununu çıkartan Batı’lı ülkelerin aracılığıyla işgalci rejimle müzakereye oturma gibi durumlar, bu 60 yıllık dönemde geçen çeşitli cereyanların sadece bir bölümüdür.

Elbette bütün bu tarihi tecrübeler neticesinde, yeni bir nesil ve ulvi düşünceler oluşmuş, İslami uyanış ve hürriyet arzusu pekiştirilmiş ve sonuç olarak da İntifada ateşi Filistin topraklarının dört bir tarafını sarmıştır.

Karşı tarafta ise farklı bir yol izlenmiştir. Mesela, işgal ve sultaya dayalı cinayetler, soykırım, komşu ülkelerin topraklarına askeri tecavüz, Nil’den Fırat’a kadar olan topraklar üzerinde (Arz-ı Mev’ud / Büyük İsrail İmparatorluğu) siyasi ve iktisadi desiselerle bölgenin zayıf bırakılması, İslam dünyasında bazı siyasetçilerin ihanetleri gibi onlarca sebep, Filistin topraklarının işgalden kurtuluşunun ancak İslami mücadele ile olacağına dair bir İslami uyanışın şekillenmesine vesile olmuş ve bunun neticesinde de Filistin ülküsü ve İntifada ateşi bugün Filistin’in halkının kurtuluş yolu olmuştur.

Aslında bugün bu noktaya gelinmesinde kuşkusuz Amerika ve İngiliz devletlerinin, para ve askeri yardımlarla işgalci terör rejiminin cinayetlerini utanmadan desteklemelerinin de önemli rolü vardır. Bugün mütecaviz İsrail rejiminin liderleri ve yöneticilerini, Filistin topraklarındaki uyanış ve mücadele dalgası, büyük bir korkuya düşürmüştür.

Doğrudur ki, mazlum Filistin halkı bugün de Siyonistler ve onların hamileri olan ecnebiler tarafından tarihte benzeri olmayan büyük bir cinayet ve insanlık trajedisi ile karşı karşıyadır. Bugün en feci cinayet ve zulüm, terör rejimi İsrail tarafından büyük bir gurur ve küstahlıkla, açık bir şekilde sürdürülmekte ve ilan edilmektedir. Ancak, 60 yıllık geçmişe bakıldığında ibret verici ve sarsıntıya neden olacak gelişmelerin yaşandığı görülür. Bu durum elbette, Batılı emperyalistlerin kenti şom çıkarlarını temin etmek ve korumak hedefiyle sultaları altına almak istedikleri Filistin topraklarında, Ortadoğu’da ve aynı zamanda İslam dünyasında ve yönetimlerinde olmuştur.

Eğer 1940′lı yıllara döner ve Filistin’e bakarsak, Arap topraklarının kalbinde, fakir bir ülke, zayıf bir yönetim, dünyadan habersiz bir halk ve sömürgeci güçlerin emrindeki komşular, çok zengin ve askeri açıdan çok güçlü olan Batı’lı devletlerin siyonistleri kışkırtarak Filistin’lileri evlerinden sürdükleri ve bir ırkçı siyasetin ve terörün olduğu görülecektir.

Batı’lı bütün devletlerin ve siyasetleriyle insanlık dışı uygulamaları yürürlüğe koyan dünyanın iki dev gücü de (Kapitalizm ve Komünizm) bu cinayetlere yardım etti; bölge ülkelerinden başta İran’daki Şehinşah Rıza Pehlevi yönetimi olmak üzere bazı yönetimler İslam ve arap dünyasının bu sorununa kulaklarını tıkadılar ve aslında İslam düşmanlarına böylece hizmet ettiler.

Amerika adeta bir kayyum ve avukat gibi, programlarını uyguluyor ve Sovyetler de Amerika’nın bu uygulamalarına asla karşı çıkmıyordu. Güya uluslararası toplumun haklarını korumakla görevli olan Birleşmiş Milletler’in siyonistlerle ilgili olarak yayınladığı bildirilerin Batı’lı ülkeler açısından hiçbir değeri yoktu. Öyle ki terör rejimi, Avrupa ve Amerika’yı ardına alarak, Mısır, Suriye, Ürdün ve daha sonra da Lübnan topraklarına saldırmış olup; bu ülkelerin topraklarından bir bölümünü halen işgalinde tutmaktadır.

Bu dönemin ardından terör, katliam ve sulta ile tehdit eden teröristler, yönetim kurma aşamasına gelmekteler ki bunların başında Sabra ve Şetilla Filistin mülteci kampında cinayet işleyen Şaron ve ardından yine ondan geri kalmayan başka teröristler hükümete gelmektedirler. Evet onlarca yıldır bu hapis ve terör rejimi, Batı’lı ülkelerin desteğiyle, soykırım ve işgale dayalı siyasetlerini sürdürmektedir.

Bu cephenin karşısında yeralan cephe ise yaşadıkları zaaf ve ilk yıllardaki başarısızlıklar ardından, kavmiyetçi düşüncelere ve nasyonalist akımlara kapılmışlar ve ardından da Marksizm ve benzeri ekollerin çekim alanına girmişlerdir.

Ama dini inançlar, milleti, verdiği mücadelede sabırlı ve dirençli kılmaktadır ve zaman içerisinde o millete aydın bir ufuk göstermektedir ve gelecek için ümit ışığı yakmakta ve ardından da doğudan, İslam İnkılabı, bir güneş gibi doğmaktadır.

Evet, İran’da İslam dininden ilham alınarak gerçekleşen bu inkılabın, hiç kuşkusuz Filistin üzerinde büyük rolü vardır. (İran) İslam İnkılabı’nın ardından Filistin’de de farklı bir dönemin başladığını görüyoruz. Çünkü uzun yıllar Siyonistlerin cinayet ortağı olan Batı’lı emperyalistler, özellikle de Amerika, bölgede yeni bir hareket başlatmıştır. Bu arada Filistin ve Lübnan’da direniş grupları İslami mücadeleyi seçerek, bu topraklarda çok çetin bir mücadele döneminin başladığının mesajını vermişlerdir. Böylece Müslümanlar arasında bir zamanlar kaybolmaya yüz tutan Cihad ve Şehadet kavramları yeniden canlanmış ve mümin halkların Allah’a tevekkül ederek oluşturduğu, gerçek millet gücüyle, Filistin ve bölgede de dengeler değişmeye başlamıştır. Pak gençlerin şehadetleri ve direniş sahnesindeki rolleri, uluslararası küfür dünyası ve materyalist güçlerin hesaplarını alt üst etmiş ve yeni oluşan bu ortamda, kan, kılıca galip gelmiştir.

Ama bugün yani işgalin üzerinden geçen 60 yıldan sonra, Hakk cephesinde yaşanan müsbet ve güzel gelişmeler, imanlı gençlerin Flistin’deki direniş meydanlarında büyük bir potansiyel sergilemeleri, direniş kalesini güçlendirmiş, işgalci rejimin ve Batı’lı güçlerin Filistin ve Lübnan topraklarındaki ağır siyasi ve askeri yenilgilerinin ardarda yaşanmasına vesile olmuştur. Ve tıpkı Allahu Teala’nın Kur’an-ı Kerim’in Fetih suresinin 20 ve 21′nci ayetlerinde buyurduğu gibi, ‘Ve Allah, size, elde edeceğiniz bir çok ganimetler vaat etmiştir ve bunu size hemencecik verdi ve inananlara bir delil olsun ve size doğru yolda başarı versin diye de insanların ellerini sizden çekti ki müminler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltip iletsin. Ve daha başka ganimetler de vaat etmiştir ki, siz henüz onları elde edemezsiniz, andolsun ki Allah bilgisiyle onları kavrayıp kuşatmıştır ve Allah’ın her şeye gücü yeter.’

Evet, Allahu tealanın vaad ettiği gibi İslami Cihad hareketi içinde, Baatıl cephesi ardarda ağır hezimete uğradı, onların yapay ümitleri de yokoldu ve onlar şimdi büyük bir tefrika ve çaresizlik içindedirler. Bunların başında da elbette Amerika gelmektedir ki, Amerika, Ortadoğu bölgesinde izlemiş olduğu siyasetlerle bölge ülkeleri ve hatta dünya halklarının büyük nefretini üzerine çekmiştir.

Nil’den Fırat’a kadar Büyük İsrail İmparatorluğu sloganları ise, onların tamamlamaya çalıştıkları Siyonist duvarın içinde İsrail’in güvenliği sloganına dönüşmüştür ve büyük bir hezimete uğramışlardır. Filistinlilerle mücadele etmenin yolunu da yalnızca, tank, terör, bombalama, zindan ve yıkımda aramaktadırlar. Yani onlarca yıl terk etmedikleri katliamcı tutumu sürdürmek istemektedirler ki bu tutum Filistin halkının verdiği direniş ve mücadele ile çelikten bir siper ve güç olmasına neden olmuştur. Siyonistlerin bu cinayet ve ırkçı siyasetleri bundan sonra da Filistin halkını etkilemeyecektir.

Bugün Filistin halkı, çok zor ve uzun yılları kapsayacak bir cihadın ortasındadır ve elbette bu durum yalnızca Filistinli Müslümanları kapsamamaktadır. Aynı zamanda İslam dünyası ile küfür cephesi arasında da çok yaygın bir cephe görülmektedir.

İslam dünyası artık uyanmıştır ve İslam ülkelerinde artık bağımsızlık ve hakimiyet sözkonusu edilmektedir. Bunun ilk örneği, İslam ülkelerinin üniversite ve aydın çevrelerinde görülen hakimiyet arzusunda hissedilmektedir. İslami İran ise uygulamaları ile bu doğrultuda dini demokrasinin bir simgesidir. Çünkü İran gün geçtikçe daha da güçlenmiş ve ilerlemiş, İmam Humeyni’nin gündeme getirdiği Muhammedi İslam, bugün dünyanın dört bir yerinde kök salmıştır.

Özellikle Amerika’nın İslam ülkelerinin sorunlarına çare olarak sunmaya çalıştığı Liberal Demokrasi ise İslam ümmetinin canını ve malını almış; bunun en bariz örneği Irak, Afganistan, Lübnan, Guantanamo ve Ebu Gureyb’de görülmüştür ve bundan önce de Gazze ve Gazze Şeridi’ndeki diğer kentlerde zaten müslümanlar, Batı’nın sözde hürriyet ve insan haklarının ne olduğunu çok iyi bir şekilde acı tecrübelerle görmüşlerdir. Amerika, bugün Batı’lı ülkeler arasında insan hakları alanında işlediği ihlallerden dolayı, kendisinden büyük oranda nefret duyulmasına neden olmuştur. Bütün bunları, dünya halkları açık bir şekilde tecrübe etmiştir.

Bugün Batı’lı liberal demokrasi, İslam dünyasında aynı şekilde rüsva olmuştur ki dün Doğu’nun gücü olan komünizm ve sosyalizm, bugün müslüman halklardan, İslam’ın gölgesindeki özgürlük, onur ve gelişmeden medet ummaktadır. Müslüman halklar, sömürgeci güçlerin 200 yıldır kendilerini tahkir eden, yoksul ve geri bırakan bu siyasal süreçten yorulmuştur. Bizim, bütün bu çirkin huyları, bize dayatan ülkelere iade etmek en tabii hakkımızdır. Bu duygu ve düşünce sadık ve inançlı milletlerin ve İslam dünyasının gelecek nesillerinin doğudan ve Afrika’ya kadar uzanacak topraklardaki sloganı olacaktır. Bu cihad elbette son derece zor, çeşitli, karmaşık ve uzun bir süreyi içine almaktadır. Ve eğer Filistin’i bu cihadın sancağı kabul edersek fazla abartmış olmayız.

Bugün İslam dünyası, Filistin meselesini kendi asıl meselesi olarak görmelidir. Bu mesele, aslında İslam dünyasının kurtuluş anahtarıdır. Filistin, Filistinlilere döndürülmelidir ve Filistin’deki devlet, bu topraklarda yaşayan Filistinliler tarafından yönetilmelidir.

Başta Amerika olmak üzere İngiltere ve siyonistlerin 50 yıldır, Filistin adını haritadan silme çabaları bu gün hiçbir netice vermemiş, aksine, yapılan baskılar tam tersi bir sonuç vermiştir.

60 yıldır İsrail’in işgalinde olan Filistin halkı, gerçekte 60 yıl öncekinden daha canlı, güçlü ve cesurdur. İman ve cihadla yoğrulan bu sürece devam edilmeli, Allah’ın Nur suresinde buyurduğu vaadin gerçekleşmesi için çaba gösterilmelidir. Allahu teala Nur suresinin 55′nci ayetinde şöyle buyurmaktadır:‘

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaadetmiştir :Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak., kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasık olanlardır.’

İslami Cihad sürecinde de bu vaadin gerçekleşmesi için çalışmak yani emperyalistlerin zorbalığından kurtulmak ve İslam’ın gölgesinde çaba harcamak elbette mümkündür. Elbette cihad da farklıdır. Bilim, siyaset ve ahlak alanında da cihad vardır. İslami İran halkı 27 yıldır bu güzel cihadın nimetlerinden faydalanmakta ve tatmaktadır. Cihadın temeli ise imanlı olmak ve teknolojide geri kalmamaktır. Bilim ve teknoloji alanında çaba göstermektir.

Filistin Cihadı ve İslam dünyasında cihadın asıl şartı, ilkeler üzerinde hareket etmektir. Düşman her zaman bu asıl konuyu unutturmak için, tehdit ve benzeri yolları kullanmaktadır. İslam dünyasında ilkeler kaybolursa veya ilkelere bağımlı kalınmazsa, o zaman İslam dünyası yolunu ve kılavuzunu kaybeder; inançlarının ve ilkelerinin ayaklar altına alınması ile zaaf, gaflet ve cinayet belasına müptela olur.

Maide süresinin 52.ayetinde buyurulduğu gibi, ‘İşte kalplerinde hastalık olanların; ‘Zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’ diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.’

İlkeleri kaybeden ve inancından uzaklaşanlar, düşmana hizmet etmekten başka bir şey yapmamaktalar. Amerika ve Batı defalarca hatta kendilerine teslim olanlara bile acımamış ve kullanım tarihi geçenlerin, Batı’lı ülkelerce nasıl çöpe atıldığını tarih açıkça göstermiştir.

Bugün Amerikan başkanının sözcülüğünü yaptığı dünya emperyalizmi, İslam dünyasını açık bir şekilde tehdit etmektedir ve Haçlı Seferi’nden dem vurmaktadır. Siyonist emperyalistler ve Amerika ile İngiltere’nin casusluk kuruluşları, İslam dünyası içinde fitne çıkarmak için büyük bir çaba içindedirler. Uluslararası medya da para ve benzeri yollarla, İslam dini ve değerlerine açıkça hakaret etmekte olup; hatta insanlığın kurtuluşu için gönderilen Hz.Peygamber’e (S) bile hakaretten el çekmemekteler. İslam dini ve Müslümanlara hakaret etmek amacıyla, binlerce film ve bilgisayar oyunu üreterek piyasaya sunmaktalar. Onlar, bütün bunlara ilave olarak, Irak, Filistin, Afganistan gibi ülkelerde kan dökerek ve İslam ülkelerinin içişlerine müdahale ederek gerçekte, askeri, siyasi ve iktisadi çıkarlarının peşindeler.

İşte bu durumda düşman karşısında teslim olmak asla kabul edilemez bir tutumdur ve mücadele etmek şer’i ve tek kurtuluş yoludur.

Düşmanın gücünün abartılması da, aslında aldatmaya dayalı oyunlardan ve hilelerden biridir. Para, askeri güç, siyaset, modern savaş teçhizatları devletleri korkutmakta ve ülkelerin böylece ilerlemesi önlenmektedir. Ama burada hatırlatmalıyım ki, halk desteği olmayan Saddam rejimi gibi rejimlerin iman ve cihaddan uzak askeri güçlerinin de askeri güç olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Açıktır ki, Amerika, Irak halkına zorbalığını kabul ettiremedi ve zafer elde edemedi. Irak halkı, Amerika’nın iddia ettiği ama kan ve gözyaşından başka bir şey olmayan Batı demokrasisine karşı direndi ve işgalcileri rezil rüsva etti ve aynı zamanda yenilmez olduğu iddia edilen maddi bir gücün nasıl ağır hezimete uğratıldığını ispatladı. Irak halkının bu durumu, süper güç görülen sözde devletlerin dünya nezdinde itibarlarının yok olmasına neden olmuştur.

Halklarına güvenen hükümet ve devletler, eğer Allah’a iman ve tevekkül etseler; mücadele ve direnişi doğru algılasalar asla yenilmezler. Cihadın zor dönemlerinin neticesinde güzel bir hediye vardır ve düşmanın yenilmezliğine dayalı boş efsanelerinin, bir hiçten ibaret olduğu görülecektir. Dün ve bugün bunu ispatlamaktadır ve Allah’ın izni ile bundan sonra da bu durum devam edecektir.

Amerika’nın İran, Irak, Suriye ve Lübnan aleyhinde devam eden tehdit ve komplolarının temelinde elbette Ortadoğu üzerinde sulta kurmak bulunmaktadır ki, bunun proğramcısı da kuşkusuz siyonistlerdir, Amerika yalnızca uygulamaya koymaktadır. Ama düşmanların bu oyunu asla gerçekleşmeyecektir.

Eğer Amerika, Irak’ta tesadüfen de olsa, vicdanının sesine kulak verecek olsa, Irak milletine karşı düşmanlıktan el çekmelidir ve halkın seçtiği hükümete saygı göstermelidir. Filistin halkının oyuyla işbaşına gelen Filistin hükümetini kabul etmeli ve saygı göstermelidir. Siyonist rejimin sultacılığa dayalı siyasetlerine verdiği destekten el çekmelidir. Guantanamo ve Ebu Gureyb’deki esirleri serbest bırakmalıdır. İran, Suriye ve Lübnan aleyhindeki komplolarına son vermeli, Ortadoğu ve Fars Körfezi bölgesinin gerçeklerini kabul etmelidir.

Konuşmamın sonunda, cesur ve kahraman Filistin halkına arzediyorum: Siz, verdiğiniz cihad, direniş ve gösterdiğiniz sabırla, İslam dünyasının iftiharına vesile oldunuz ve aynı zamanda başka halklara örneksiniz. Bu ağır yük, sizi mücadeleden yıldırmadı, verdiğiniz şehidlerin kanları sizlerin direnişinin daha da güçlenmesi ve kök salmasına vesile oldu. Sizin düşmanınız, katliam, işgal ve saldırılarla sizleri, topraklarınızdan çıkaramadı ve bugün siz her zamankinden daha güçlüsünüz.

Şeyh Ahmet Yasin, Fethi Şekaki, Er-Rantisi ve diğer Filistin’li pak mazlum şehidlerin kanları, bu zamana kadar cihad’ın zorbalar karşısında zafere ulaştığını göstermiştir. Ve Allah’ın izni ile bundan sonra Filistin halkı daha da güçlü olacaktır.

Biz İran İslam Cumhuriyeti ve kesinlikle diğer müslümanlar ve özgürlük taraftarları da, sizlerin acılarına ortaktır ve sizlerin şehidi, bizim şehidimizdir, sizin çektiğiniz sıkıntı ve acı, bizim acımızdır ve sizin zaferiniz, bizim zaferimizdir.

Büyük İslam Ümmeti, size yapılan zulüm karşısında sessiz ve tepkisiz kalamaz ve sizin düşmanlarınızla el sıkışamaz. Kim bu girişimde bulunursa size düşmanlıkta bulunmuştur. Elbette müslüman halklar bu büyük günahtan uzaktır. Filistin’e her açıdan yardım etmek İslam ümmeti için şer’i bir vazifedir. İslam ümmeti, Filistin halkının sürdürdüğü mübarek cihadda, Filistinli kardeşlerini yalnız bırakmamalıdır.

İlahi vaadin gerçekleşeceğine emin olun. Çirkin insanlar tarafından her gün akıtılan kanların, dert ve acıların hesabı Allah katında unutulmayacaktır. Şehidlerin efendisi Hz.Hüseyin (S)’in küçük yavrusunun baba kucağında nasıl zehirli okla şehid edilişi sırasında dediği gibi siz de diyin ki “Allah’ın gözetimi, bu musibete tahammülü kolaylaştırır…” Ve bilin ki Allah’u teala sabırlı müminler ve mücahidlerin zaferini garantilemektedir. ‘Rabbinin kelamı, doğruluk ve adalet üzerinden, kemal derecesine varmıştır ve o sözleri hiç kimse değiştiremez. O her şeyi işiten ve görendir.’ (En’am-115)

Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh…

Başa dön tuşu
Bugün 11 Ağustos 2022 (2) içerik yüklenmiştir.