HaberlerİranLübnanOrtadoğu

Şeyh Mahir Hammud: İsrail’in yok edilmesi İran’ın temel meselesidir

Lübnan’ın önde gelen Sünni alimlerinden Sayda’daki Kudüs Camii İmamı Şeyh Mahir Hammud, 28 Kasım tarihli Cuma hutbesinde Hizbullah ve 14 Mart Koalisyonu arasında gerçekleşmesi planlanan görüşmelere değindi.

Hammud, görüşmelerin başlamadan önce Hizbullah’ın Suriye’ye müdahalesi gibi üzerinde anlaşılması gereken birçok konu olduğunu belirterek, 14 Mart’ın Hizbullah’ın Lübnan’ı tekfircilerden korumak için Suriye’ye müdahale ettiğini kabul etmesi gerektiğini ifade etti.

İran İslam Devrimi’nin İsrail’i yok etmek hedefine sahip olduğunu söyleyen Hammud, gerek İmam Humeyni’nin gerekse İmam Hamaney’in bu düşüncede olduğunu vurguladı.

Şeyh Mahir Hammud’un 28 Kasım tarihli Cuma hutbesi:

Müstakbel Hareketi ve Hizbullah Arasında Bir Görüşme Olmadan Önce Konuşulması Gerekenler Var

Hizbullah ve Lübnan Müstakbel Hareketi arasında bir diyalog gerçekleşmesinin gerekliliğinden söz ediliyor. Böyle bir görüşmenin Lübnan’daki büyük krizlerinin önünün alınmasına sebep olacağı da ısrarla vurgulanıyor. Bu noktada bizim de eğer böyle bir diyalog sağlanacaksa bazı hataların masaya yatırılmasının önemini vurgulamamız gerekiyor.

Bu hususta altını çizmemiz gereken temel bazı noktalar var:

Birincisi: Kan dökmeyi mübah gören ve bunu İslami hedefleriyle meşrulaştıran aşırı grupların hatalarının üstünü örtmekten vazgeçilmesi, böylece bu hataların bir kez daha Sayda’da, Arsel’de, Trablus’ta tekrar yaşanmasının önüne geçilmesi gerekiyor.

Zira Müstakbel Hareketi bu grupların eylemlerini “şefkat”le karşılamış ve “Hedefleri ve söylemleri doğru, ancak yöntemde farklı düşünüyoruz” demişti. Bu tutumları Lübnan’daki krizin büyümesine yol açtı. Nitekim bazı taraflar da bu grupların eylemlerini “direniş” olarak telakki etme cüretini gösterdiler. Ancak söz konusu gruplar “Ehli Sünnet’in silahını” taşıdıklarını, direnişin ise Şia’yı temsil ettiğini söylüyorlardı. Fakat ne direnişin mücadelesi yalnızca Şia’yı kapsıyordu, ne de onlar Ehl-i Sünnet’i temsil ediyorlardı. Bu gruplar yalnızca yıkıcı fitnenin temsilcisi haline gelmişlerdi.

İkincisi: 14 Mart Grubu Hizbullah’ın Suriye’ye girmesinin Lübnan’ı tekfirci akımların saldırılarından koruduğunu kabul edebilecekler mi? Bunu 14 Mart grubu içerisindeki çok sayıda Hıristiyan açık sözlülükle ifade ediyor: “Hizbullah’ın Suriye’ye müdahalesi Lübnan’ı tekfircilerden korudu.”

Üçüncüsü: Bu görüşme cumhurbaşkanı adayı olan Michel Aoun ile Semir Caca arasındaki ayrımın ortaya koyulabileceği bir görüşme mi olacak? Ya da bu iki kişiyi kıyaslamak mümkün mü? Bu iki kişinin de geçmişlerine bakıldığında ilkinin ulusalcı, ikincisinin de bir ajan olduğu rahatlıkla görülebilecektir. Böyle bir durum söz konusuyken ve Semir Caca’nın Lübnan’a verdiği zararlar ortadayken gerçek bir aday olabilmesi mümkün müdür?

Dördüncüsü: 14 Mart Gurubu, 7 Mayıs’ta yaşananların Ehl-i Sünnet’i hedef alan saldırılar olduğu ve direnişin silahı halka doğrulttuğunu söylemekten vazgeçerek bu anlamda asıl hatanın Temmuz 2006 Savaşı’nda Condoleezza Rice’la terör için yapılan “yardımlaşma” kapsamında yapıldığı hususunda konuşmaya hazır mı? Bu anlamda 2006’da atılan bu hatalı adımla, -varsayalım ki hata olan- 7 Mayıs olayını kıyaslamamız mümkün müdür?

Beşincisi: Tabi bütün bunlar 14 Mart Gurubu’nun hatalı olmadığı ya da hatalar karşısında sessiz kaldığımız anlamına gelmiyor. Ancak yapılan hatalar arasında mahiyet bakımından fark olduğunu da belirtmeliyiz.

Altıncısı: Yaklaşık 4 sene geçtikten sonra hala Suriye’de yaşananlar, zulmü bertaraf edip, demokrasi getirmeyi hedefleyen bir devrim olarak nitelenebilir mi? Üstelik bu konuda İsrail ve batının silahlı muhalifleri desteklediğini, ülkenin harap olduğunu ve alternatif önerilerin mevcut yönetimden daha iyi olamayacağını görmüşken… Bu anlamda yapılan hatalı yorumda ısrarcı olmak Lübnan’ı tehlikeli sonuçlara sürükleyecektir.

Yedincisi: İran’ın tavrı ve düşüncesi açıkça ortadadır. Bugün yapılan incelemelerde İran’ın nükleer programıyla ilgili yapılan uluslararası müzakerelerde Suud ve İran arasında bir yakınlaşma sağlanmaya çalışıldığı belirtilmektedir. Bu bir dereceye kadar doğru olabilir… Ancak bu bağlamda Hizbullah’ın ve Lübnan direnişinin İran’ın hizmetinde olduğunun söylenmesi kesinlikle doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Tam tersine İran’daki tüm nükleer sistemin, siyasi, ekonomik ve lojistik gücün direnişin hizmetine sunulduğunu söyleyebiliriz. Zira Filistin davası ve İsrail’in yok edilmesi hem İran’ın hem İmam Humeyni’nin hem de Seyyid Hamaney’in düşüncesindeki temel meseledir. Bu konuda böyle düşünmeyenler İran devriminin düşüncesi üzerinde bir kez daha çalışmalıdırlar.

Başa dön tuşu
Bugün 21 Haziran 2026 (44) içerik yüklenmiştir.