
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Velid el-Muallim; Avrupalıların, Suriye halkına zarar verecek kararlar almalarıyla eski sömürü sicillerine yeni bir kara sayfa eklediklerini ve Suriye halkını karşılarına aldıklarını belirtti.
Muallim dün Suriye televizyon kanalına yaptığı açıklamada; Avrupalıların daha önce bu icraatlardan çok söz ettiklerini söyledi. Ayrıca bundan önce de AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton’un bu yaptırımlar önünde yolu açmak ve Washington idaresinin yaptırımlar uygulaması için ABD’ye gittiğine işaret etti.
Muallim, Avrupa’nın aldığı bu icraatlarla hata yaptığını ve batının şiddeti sürdürmede kendilerine yardım ettiği evhamlarına kapılanları provoke etmeyi amaçladığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad ve önde gelen devlet yetkililerine karşı icraatlar almakla Avrupa’nın özellikle ekonomi alanlarında olmak üzere Suriye halkının çıkarlarına zarar vermeyi hedeflediğini söyleyen Muallim, bunun aslında tuhaf olmadığını ifade etti.
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı, eski sömürü ülkeleri olan Fransa ve İngiltere’nin Suriye’ye karşı icraatlarda Avrupalıları peşlerinde sürüklemek için oldukça yoğun çabalar harcadıklarına işaret ederek, tüm bunların söz konusu iki ülkenin bölgedeki sömürü tarihlerini hatırlattığına dikkat çekti.
Fransa ve İngiltere’nin yaklaşık olarak 100 yıl önce Yahudilere Filistin topraklarında bir vatan sağlayan Belfour Deklarasyonunun arkasında olduklarına işaret eden Muallim, ardından Arapları Osmanlı İmparatorluğuna karşı devrime kışkırttıklarını ifade etti. İki ülkenin bunları yaparken, karanlık odalarında Sykes-Picot Anlaşmasını hazırladıklarını ekledi.
Muallim, görünürde tarihin kendini yenilediğini dile getirerek, günümüzde İngiltere ve Fransa’nın yine şiddete ve krizin sürmesine provokasyon yaptıklarını, Suriye hükümetinin vatandaşların yaşam koşullarını iyileştirme yönünde attığı adımları aldıkları bir dizi icraatla engellemeye çalıştıklarını belirtti.
Bu iki ülkenin neden Suriye’yi yaralama ve yarasının sürekli olarak kanamasını istedikleri sorusunu öne koyan Muallim, çünkü bölgeye karşı planları ve İsrail’in genişlemesi projesi önünde Suriye’nin karşılarında çözülmez bir denklem teşkil etmesinden dolayı olduğunu ifade etti.
Muallim; bu planların yürümesi için Suriye’nin zayıflamasını istediklerini dile getirirken, fakat tuhaf olan sorunun Suriye’nin halkından bir kısım grupların elleriyle zayıflayıp zayıflamayacağı olduğuna işaret etti.
Bu önemli soruyla söz konusu gruplara seslenmek istediğini söyleyen Muallim, tüm olanların kimin çıkarına hizmet ettiğine işaret ederken bu süreç içinde yaşanan durumlardan faydalanan tek tarafın İsrail olduğuna dikkat çekti.
Muallim; İsrail’in Ortadoğu’da barışın sağlanması gerekçelerinden sıyrılmaya çalıştığını, işgal altındaki Arap topraklarında yahudi yerleşim politikasını sürdürdüğünü, Filistin topraklarını gasp ettiğini, İslam ve Hıristiyan kutsallıkları ihlal ettiğini ve Filistinlilere karşı günü birlik düşmancıl bir politika izlediğini belirterek, tüm bunların olduğu bir zamanda kimsenin İsrail’i eleştirmediğine dikkat çekti.
Maziye dönmek istemediğini, fakat ABD Başkanı Barack Obama’ya ilişkin canlı bir örnek sunmak istediğini dile getiren Muallim; Obama’nın bir kaç gün önce Arap ve Müslüman ülkelere seslendiği konuşmasına işaret etti. Obama’nın söz konusu konuşmasında 1967 sınırlarına dayalı bir Filistin devletinin kurulmasından söz ettiğine ve son olarak AIPAC Konferansında yaptığı konuşmada ise 1967 sınırlarından caymasına dikkat çekerek, seçimlerde yahudilerin oylarını kazanmak için Filistin devletinin kurulması için 1967 sınırlarının gerekli olmadığını söylediğini dile getirdi.
Muallim; Obama’nın tutumlarını seçimlere göre belirlediğini ifade ederek, Filistin topraklarının ne Obama’nın ne babasının ne de dedesinin mülkü olmadığını, Filistin’in Filistin halkının toprakları olduğunu belirtti.
AB’den çıkan kararların rolleri değişimi ve paylaşımından ibaret olduğunu belirten Muallim; Suriye’ye karşı bu icraatları ABD’nin yönettiğini, bir kaç gün önce de benzer icraatlarda bulunduğunu söyledi. Ayrıca ABD’nin, bu konuda Avrupalılar arasında bir bölünmenin bulunduğunu görmesiyle “hedef olan Suriye’dir” mesajını verdiğini, dolayısıyla ABD ve Avrupa arasındaki tutumlarda bir fark görmediğini ifade etti. Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Muallim; Avrupa tutumlarının günümüzdeki şeklini alması konusunda hükümetlerde değişikliklerin olduğunu söyledi.
Muallim; Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe’nin eski başkan Jack Chirac’ın dönemine öç alıyor olabileceğini, çünkü Suriye’ye karşı sebepsiz olarak aklanmayacak katı bir tutum takındığını söyledi. Ayrıca İngiltere dışişleri bakanının da onunla telefon görüşmesinde bulunması ve mantıklı bir vizyon sergilemesine rağmen, fakat söz konusu Suriye olduğu zaman partisinin çıkarlarını üstün tuttuğunu ve yine karşı tutum aldığına işaret etti.
Suriye çıkarlarının kesinlikle bunlar tarafından dikkate alınmadığına işaret eden Muallim, Suriye-AB ortaklığı konusunda ise bu konudaki müzakereleri durduran tarafın aslında Suriye olduğunu belirtti. Muallim, bunun sebebinin ise, önerilen şartların özellikle endüstriyel yönde olmak üzere Suriye ekonomisine büyük zararlar içerdiğini ifade etti.
Avrupa icraatlarının ve bu icraatların Suriye’ye etkisinin boyutlarına açıklık getiren Muallim, bu icraatlara yönelik medyasal abartılar olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Bundan rahatsızlık duyuyorum ama bu korktuğum anlamına gelmez.. Biz nasıl Avrupa’ya ihtiyaç duyuyorsak, aynı şekilde Avrupa’nın da bize ihtiyacı vardır. Ayrıca bizler için Avrupa veya ABD tüm dünya demek değildir. Dünyada, doğu ülkeleri, Afrika, Güney Amerika, Rusya ve Çin var… Bundan dolayı diyorum ki, icraatlar nasıl Suriye’nin çıkarlarını zedeleyecekse, Avrupa’nın çıkarlarını da aynı oranda zedeleyecektir; zira Suriye bu icraatlara sessiz kalmayacaktır..”
Muallim ayrıca, Malezya, Çin ve Rusya gibi Avrupa’ya nazaran ekonomik mucizeler gerçekleştiren Asya ülkeleriyle aramızda var olan geleneksel stratejik ilişkilerin de gözden kaçmaması gerektiğinin altını çizdi.
Rusya ve Çin’in Suriye’ye yönelik tutumlarını ve bu tutumları sürdürmelerinin yanı sıra Rusya’nın Güvenlik Konseyinde Suriye’ye karşı herhangi bir kararı onaylamayacağını ifade etmesi konusunda Muallim şöyle konuştu: Rusya adına konuşamam… Ama, Rusya ve Çin’in, Libya’da uçuş yasağına yönelik Güvenlik Konseyi kararındaki tutumuna rağmen, bu karar 9 oyla kabul edildikten sonra neler olmuştur? Nato ittifakının bu kararı kullanması süreci nasıl gelişmiştir? Güvenlik Konseyinin örtüsü için Libya’ya karşı güç kullanımı reddedilmiştir ve Rusya’nın kendisi bugün bundan bahsetmektedir. Evet, gerçekten de Rusya ile aramızda karşılıklı çıkarlar söz konusundur ama BM Güvenlik Konseyi’nin Libya kararından sonra gerçekleşenler ve kararın uygulanış şekliyle ilgili, Rusya dâhil herkesin ders alması gerekir.
Rusya’nın tutumunun değişip değişmeyeceği konusunda el-Muallim: Rusya adına konuşamam ama Rusya’nın tutumuna güveniyoruz, dedi.
El-Muallim, Fransa Dışişleri Bakanı’nın İngiltere ile birlikte Güvenlik Konseyinde 9 oya ulaşması konusunda ise şöyle konuştu: “Bu, Batının BM Güvenlik Konseyi üzerindeki hegemonyasını açıkça sergilemektedir. Batı hegamonyası 9 oy temin etmeyi başarabilmektedir. Ancak benim sorum, veto kararı alabilecek ülkelere yönelik olacak: Bu konuyu bu Batı güçlerinin hegemonyasına mı bırakacaksınız? İşte bu, büyük bir soru işareti…”
El-Muallim, Suriye’nin baskı ve dayatmalara boyun eğmeyeceğini, ancak ve ancak halkının çıkarlarını gözetecek hür bir kararla, bağımsız ve egemen bir ülke olarak kalabileceğinin altını çizdi.
Libya senaryosunun Suriye’de tekrar edilmesi konusunda toplumun bazı kesimlerinin endişesi yönündeki soruyu yanıtlayan el-Muallim, şöyle konuştu: “Bu açıdan kesinlikle endişeli değilim. Öncelikle, bizde Irak ve Libya’daki gibi petrol yok.. Binlerce mil uzaklıktan kokusunu alabilecekleri miktarda petrolümüz yok.. İkinci olarak da, halkımız bilinçlidir. Görüş ayrılığı varsa bile, herhangi bir dış düşmanlık hissedildiğinde halkımız birlik olacaktır. Zira onlar bu halkın birlik olmasını değil, ayrışmasını ve Suriye’nin bölünmesi için olayların sürmesini istiyorlar. Böyle bir şeye sığınmalarını uzak bir ihtimal olarak görüyorum.”
Suriye’ye karşı düşmancıl eylemler olduğu yönündeki düşüncelerini de dile getiren el-Muallim şöyle dedi: “Ben, şahsen, mantık ve teknik olarak analiz edildiğinde bu ihtimal konusunda endişeli değilim.Bu konuda sadece şunu diyorum.. Bu icraatlar yoluyla Suriye’nin kendi alacağı kararda kendi iradelerini zorla dayatma çabasındalar. Tarihin de tanık olduğu gibi, Suriye baskılarla yönlendirilmemiş, baskılara boyun eğmemiştir. Suriye ancak, halkının ve Arapların çıkarlarını gözetecek hür bir kararla, bağımsız ve egemen bir ülke olarak kalabilir.”
Günümüzde Suriye’den istenilene ilişkin Muallim; sömürü ve hegemonya planları karşısında bu ülkenin zayıf ve sürekli kanayan bir yarası olmasının istenildiğini belirtti.
Muallim; insan hakları yada başka herhangi bir bahane altında ABD ve Avrupa’nın yardımda bulunduğu yönünde evhamlara kapılanların yüz yıldan fazla bir zamandır bu iki tarafın Araplar yada Müslümanların çıkarlarına hizmet eden bir örnek göstermelerinin imkansız olduğunu söyledi. Ayrıca ABD ve Avrupa’nın her zaman tutumları ve politikalarıyla uluslararası platformlarda Araplara karşı savaş açtıklarını dile getirdi.
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Muallim; ABD Başkanı Obama’nın son konuşmasında açık ve net bir şekilde İsrail’in bölgedeki üstünlüğünü korumak gerektiğini belirttiğine işaret ederek, tüm bunların yanında Avrupa Yatırım Bankasının Suriye’ye kredi vermesini ve kalkınma alanında AB ile Suriye arasındaki işbirliği dondurma kararları aldıkları bir zamanda Suriye vatandaşlarına ilişkin endişe duymalarının ikna edici olmadığını belirtti. Aynı zamanda AB’nin adlığı tüm kararların reformları engelleme bağlamında alındığına işaret etti.
ABD’nin ise yıllar önce “Suriye’den hesap sorma” kanunu çıkardığına işaret eden Muallim, bunun Suriye, ekonomisi ve halkının refahı konularında neden olduğu olumsuzluklara değindi.
Suriye’nin reform süreci ve ulusal diyalogu hızlı bir ivmeyle sürdürdüğü bir zamanda Avrupa’nın aldığı icraatlara ilişkin bir soruyu cevaplayan Muallim; Suriye’nin dışarıdan gelenlere dayanmadığını, halkın çıkarlarını daha iyi bildiğini ve bu çıkarlara hizmet eden ve edecek tutumlar çerçevesinde kararlar aldığını söyledi.
Muallim dolayısıyla bu icraatlar ile Suriye yönetiminin başlattığı ve sürdürmede kararlı olduğu kapsamlı reform adımları arasında bir bağlantı bulunmadığını belirtti. Ayrıca bu icraatların; ülkede mevcut gerginliğin sürmesini teşvik etme ve reform adımlarını engellemekle birlikte onları kışkırtmak için vatandaşların yaşam koşullarını olumsuz etkileme amaçlarında alındıklarını açıkladı.
Bu icraatların Avrupa’nın bölgedeki çıkarlarına etkisi ve Suriye’nin alacağı tutuma ilişkin bir soruyu Muallim; “tutumları yaratan ben değilim, ben tutumları uyguluyorum. Yönetimin onaylaması için bir dizi icraatın önerisinde bulunacağız… Sadece bir kaç ay önce Avrupalı Bakanlar Suriye’ye akın ettiklerinde, hatırlarsanız Suriye’nin önemli jeopolitik konumunu kendileri belirtiyorlardı, Suriye’nin bölgede kilit bir misyona sahip olduğunu bizzat kendileri ifade ediyorlardı. Şimdi ise onlar bu kilit konumu kaybedecekler, gelecekte de bölgemizde rolleri olmayacaktır. Buna örnek olarak 2005 yılında Fransa ve ABD başkanlarının yanı sıra İngiltere başbakanı, ülkede yönetimi düşürmek için Suriye’ye karışı komplo yaptılar, bu konudaki belgeler de artık mevcut durumdadır. Sonunda ne oldu… Suriye’de yönetim kaldı ve onlar düştüler… Belki de tarih yine kendini tekrarlıyor…” şeklinde cevapladı.
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Muallim; Suriye’nin tutumları nedeniyle Avrupa’nın aldığı icraatlar sonucunda ödeyeceği bedele ilişkin bir soruyu cevaplarken; “bu gayet doğaldır… Ya baskılara ve dayatmalara boyun eğip onların iradelerine göre yürüyeceğiz, yada mücadele edeceğiz… Yol açık ve net, Suriye neden direnişi destekliyor? Çünkü toprakları işgal altındadır… Nazilerin Avrupa’yı işgal ettikleri zaman neden direniş mevcuttu? Neden o zaman bu direniş meşruydu? Neden para ve silahla destekleniyordu? Bizimde topraklarımız işgal altında değil mi? Neden durum bizde olduğunda direnişe terör deniliyor? Bu tamamen bir nifaktır…” dedi.
Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasından beri uluslararası komploların mikroskobunda olduğuna işaret eden Muallim, ABD’nin ırak işgalinden sonra 2003 ve 2004 yıllarında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’un içinde altı şartın bulunduğu bir kağıtla Suriye’ye geldiğini açıkladı. Ayrıca Povell’in o zamanlarda Cumhurbaşkanı Beşşar el-Esad’a “ya bu altı koşulu kabul edersin, ya da Irak işgali Suriye topraklarına kadar uzanır” dediğini ifade etti.
Suriye’nin o zamanlarda da ABD’nin dayatmalarını ve koşullarını reddettiğine dikkat çeken Muallim, ardından ABD ve Avrupa’nın Suriye’yi abluka altına aldıklarını ve dünya düzeyinde azletme çabalarında bulunduklarını, bu komplolara kimi Arap ülkelerin de katıldıklarını söyledi.
Muallim; fakat daha sonra bu icraatlarda bulunanların %90’nın Suriye’ye geldiklerini ifade ederek, “tarih kendini yenilese de Suriye her zaman ilkeli ve sabit tutumlarına bağlı kalacaktır” dedi.
Suriye’nin hedef alınmasında yeni konuşlanmalar konusunda Muallim, “maalesef ki halk içinde küçük bir grup, batının kendisini desteklediğini ve onun çıkarlarını kolladığını düşünüyor… batı ise bu tutumu fırsat kullanıyor. Fakat halkımız bilinçli ve aydındır. Suriye halkı için önemlidir, halkı ve geleceği de Suriye için önemlidir” şeklinde konuştu.
Avrupa’nın aldığı icraatların her hangi bir uluslararası kanuni dayanağı yada meşruluğu bulunup bulunmadığına ilişkin bir soruya Muallim; “daha çok deliliğe benziyor, hiç bir meşruluğa dayanmıyor, güçlünün zayıfı ezmesi mantığına dayanıyor… ayrıca bu icraatların hiç bir kanuni dayanağı bulunmuyor” dedi.
Bu Krizden Sonra Suriye’yi Daha Güçlü Kılacak Reform Programını Sürdürmek İstiyoruz
Suriye’ye karşı daha fazla icraat ihtimalini uzak görmediğini ifade eden el-Muallim, yaptırımlar konusunda endişe etmediğini çünkü bunların siyasi ve ekonomik boyuta sahip olmasıyla, askeri bir çözüme ulaşmayacağını vurguladı.
El-Muallim: “Bunu, kendileriyle ilgili nedenlere bağlı olarak söylüyorum ama daha çok icraat olacağını tahmin ediyorum; zira bu, halkımıza ve bilincine bağlıdır. Halkımız, gerçekleşenlerden hepimizin zarar gördüğü konusunda bilinçlidir. Bu icraatlardan da hepimiz zarar görmekteyiz.” Diyerek verdiği iki ekonomik örneğe atıfta bulundu.
El-Muallim, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla, halkımız Suriye’den daha onurlu bir şey olmadığı görüşünden hareketle gurur duyduğumuz ulusal birliğimize geri dönüşe dayanmalıdır. Halkımızın, batıya öğrettiğimiz ve kendileri için örnek teşkil ettiğimiz hoşgörülü yaşam konusundaki bilincine güvenim sonsuzdur.”
Askeri çözüm konusuna da değinen el-Muallim, herhangi bir askeri müdahale girişiminde dış güçlerin, maliyetini Dolar veya Avro olarak hesapladıklarını, süresini ve ondan sonra elde edecekleri menfaati göz önünde bulundurduklarını söyleyerek, askeri müdahalede bulundukları her bölgede altyapıyı yıktıklarını ve şirketlerinin petrol kaynaklarına itimat ederek yeniden inşa için geldiğini vurguladı. “Bizde o kadar çekici miktarda petrol yok ki bu konuyu düşünmelerini sağlasın.. Batı, girdiği her bölgede yıkıma neden oldu” diyen el-Muallim, Irak’ta kurban sayısının bir milyona ulaştığını, dolayısıyla halkın bilincine itimat edilmesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle dedi:
“Her kim Batıya sırtını dayarsa, ki biliyorum bunu yapanlar var, ona hayal kurduğunu söylemek isterim… Bu batı, çıkarlarına göre hareket eder. Bazı batılı elçiliklerle yaptığım görüşmelerde, kimi Suriyelilerin onları ziyaret ettiğini ve bazı elçilerin gösterilerin sürmesi konusunda Suriyelileri teşvik ettiğini biliyoruz. Bu, anavatana karşı işlenen büyük bir hatadır. Ulusal birliğimizi güçlendirmek, reform programını sürdürme ve Suriye’ye karşı Batının maskesi düşen icraatlarına karşı çıkmada Suriye’yi daha güçlü kılmak istiyoruz.”
El-Muallim, “Bazı medya unsurları konusunda konuşmak istemiyorum. Adını medya araçları koymak istemiyorum, onlar medya unsurlarıdır. Maalesef Batı, bazı tek taraflı verilere dayanmıştır. Ashton ile yaptığım telefon görüşmesinde, bunun büyük bir hata olduğunu vurgulayarak ‘Sizler olayı tek taraftan işitiyorsunuz ve hakikatler hiç de öyle değildir’ dedim. Ancak bu Irak’ta da meydana gelmiştir. Zira Amerikalılar, muhaliflerin kendilerine kitle imha silahları ile ilgili verdikleri bilgilere dayanarak hareket ettiler. Onlar Irak’a savaş açtıklarında bu silahları bulmadılar. Dolayısıyla şunu söylüyorum: Batının planları ve çıkarları, kesinlikle Suriye halkının çıkarları doğrultusunda değildir. Buna en büyük kanıt, Suriye halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesi amacıyla, Sayın Cumhurbaşkanının yönlendirmeleri doğrultusunda Suriye Hükümetinin çabaları esnasında, onların Suriye ekonomisine etki etmeye çalışmasıdır.
“Kabul etsinler veya etmesinler, kendilerinin de önceden itiraf ettikleri gibi Suriye jeopolitik açıdan önemli bir konuma sahiptir” diyen el-Muallim, Suriye’nin Filistin davasına destek olduğunu, zira bunun geleneklerin bir parçası olduğunu, Filistin direnişi ve barışının da yanında olduğunu vurguladı.
Arap dayanışmasını sürekli olarak destekleyen he her türlü Arap davasını savunarak kendi davası gibi üstlenen Suriye için Filistin meselesinin, merkezi bir dava olduğunu ifade eden el-Muallim, Suriye’nin bu milli tutumunu kimsenin unutmaması gerektiğini, hatta Kuveyt’in işgali söz konusu olduğunda Suriye’nin ulusal tutumunu sergilemede geç kalmadığını dile getirdi.
Suriye’nin iç meselelerle uğraşadurmasına yönelik çabalar ve bunların Suriye’nin ulusal tutum ve yönelimleri üzerindeki etkisi konusunda sorulan bir soruya, el-Muallim şöyle yanıt verdi: “Bu, önemli bir sorudur. Hatta onlar, direnişten uzaklaşmamız ve İran ile olan ilişkilerimize mesafe koymamız için tekliflerde bulundular ve ‘Suriye bunları gerçekleştirirse, dahili durumlar iyileşecektir’ dediler. Zira bizler, dış ilişkilerimizde iki olguya önem veriyoruz. Birincisi, bu ülkelerin Filistin davasına yönelik tutumları, ikincisi de bu ülke halklarıyla halkımız arasındaki ortak çıkarlar… Dolayısıyla, Filistin halkının haklarının yanında olma konusunda açık bir tutum sergileyen ülkeler, otomatik olarak Suriye’nin dostudur…”
Muallim, “Suriye hiçbir zaman, sağlam ilişkiler içerisinde olduğu ülkelerle olan ilişkilerini, baskı altında bile değiştirmeyecektir. Politikamızın özelliği ve tutumumuz, bağımsızlığımızdır ve bunu koruyacağız. Bizler, baskıya isyan eden bir ülkeyiz” diyerek, Suriye’nin hiç kimseden herhangi bir mali yardım almadığını, birliği ve yönetimiyle bir olan halkıyla gurur duyan bir ülke olduğunu vurguladı.
Muallim, “Duruşumuzun kaynağının bu olgudan geldiğini sürekli belirtiyorduk. Bundan dolayı batıya karşı duran kesime diyorum ki, vatanınızı ve memleketinizi koruyunuz.
Zira batının sizinkine aykırı düşen planları ve çıkarları vardır. Her Suriyelinin evinde hayat bulan Filistin davasını Suriye’den uzak tutmaya kimsenin gücü yetmez. Filistin davası için onlarca hatta yüzlerce şehit verdik. Golan’ı Filistin davası uğruna kaybettik. Bundan dolayı Suriye’yi Filistin davasından uzaklaştırmak zordur” diyerek, 2006 savaşındaki tecrübesinden şu şeklide bahsetti: “O zamanlar hükümetin başında Fuad Senyora varken, Sayın Cumhurbaşkanı, bana Lübnan’ı ziyaret görevi verdik. Birkaç saatlik görüşmemiz esnasında her yarım saatte bir ABD Dışişleri Bakanı Condalisa Rice onu arayarak savaşın durdurulmasının şartlarını aktarıyordu… O zamanlar savaş Lübnan için değil, zor durumda kalan İsrail’in talebi üzerine durduruldu.”
Muallim, Lübnan ABD için ne kadar önemliyse, İsrail’in ABD için daha önemli olduğunu, aynı şekilde hangi Arap ülkesi ABD için önemliyse, İsrail’in ABD yanında daha önemli olduğunu vurgulayarak, Lübnanlılara Suriye’deki krizin onlara ne gibi yararları dokunduğu sorusunu yöneltti ve krizin Lübnan’ın istikrarına gölge düşüreceğine dair Lübnanlıların söylemlerini işaret etti.
Özellikle, ABD’nin “İsrail güvenliğine olan taahhüdünün ‘demir kadar sağlam” şeklindeki açıklamasından sonra Suriye’de cereyan eden olayların gölgesinde, Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili görüşü sorulduğunda, Muallim şöyle yanıt verdi: “Bu, ABD’nin sabit politikasıdır. ABD’de büyükelçi iken Suriye-ABD ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyordum. Ama netice olarak boş uğraşlar olduğunu gördüm. Çünkü İsrail’e göre, Suriye-ABD ilişkilerindeki artış, İsrail-ABD ilişkilerinde azalmaya neden olacaktır. Bir ara James Baker bana, ‘dikkat et, güneş ufuktan doğdukça, İsrail yönündeki iltizamımız bu sabitler çerçevesinde kaim olacaktır’ demişti… Şimdi, Büyük veya Yeni Ortadoğu Projesi, çerçevesinde tüm bölge halkı hedeftedir. Bu planı boş çıkarmak da bu halkların sorumluluğundadır.”
Ulusal Birliğine Bağlılıkta, Suriye Halkının Bilincine Güveniyoruz… Bu Krizden Daha Güçlü ve Sağlam Ulusal Birlikle Çıkacağız
İstisnasız, BOP’un tüm Ortadoğu’yu ve istisnasız tüm Arapları kapsadığını vurgulayan Muallim, bazılarının “değişim rüzgarından” bahsettiğini, bu duruma karşı koymanın ancak ulusal birlik, Arap dayanışması ve milli çıkarlara hizmet yoluyla gerçekleşeceğini ifade etti.
Suriye’deki durumun farklı olduğuna dikkat çeken Muallim, kimi silahlı kimi de talepleri olan bazı grupların gösteriler yaptığını, talepleri olan gruplarla Sayın Cumhurbaşkanı’nın görüşerek taleplerinin yanında durduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı el-Esad’ın, kentlerden gelecek temsilcileri kabul etmeyi sürdüreceğini ifade eden Muallim, el-Esad’ın ekonomik ve siyasi platformları kapsayan uzun soluklu bir reform programı başlattığını, bunun da diğer ülkelerde gerçekleşmediğini belirterek, Suriye’de durumun farklı olduğunu ve krizi sona erdirme konusunda Suriye halkına güvendiğini kaydetti.
Muallim, Suriye’nin, ABD ve Avrupa mantığına sırtını dayamadığını, gerçekleşenlerin mantıksız ve objektiflikten uzak olduğunu söyleyerek, bununla birlikte Suriye dışındakilerin Suriye’deki sorunu çözme gibi bir dayanağı olmadığının altını çizdi. Suriye vatandaşlarının etrafta olan bitenle ve Batı tarafından kendisi için çizilmiş planlarla ilgili biraz daha bilinçli oldukça, hala Suriye’deki problemi çözme konusunda anahtarlara sahip olduklarını ifade eden Muallim, Suriye halkının ulusal birliğe bağlılığına ve el-Esad’ın ülkeyi ve reformları idaresine duyduğu güveni vurguladı.
“Suriye hangi yöne gidiyor?” sorusunu yanıtlayan Muallim, “kimse Suriye’yi sarsamaz, Suriye, Suriye olarak, Suriye halkı da Suriye halkı olarak kalacaktır. Bununla birlikte yöneticimiz el-Esad’tır ve ben bu krizi aşarak daha güçlü olacağımıza ve daha sağlam ulusal birliğe sahip olacağımıza inanıyorum” diyerek, ulusal ve milli çıkarların korunmasında ülkenin bölgedeki jeopolitik rolünün süreceğini belirtti.
Muallim sözlerine şöyle devam etti: “Önümüzdeki günler, iki nedenden dolayı başta Arap coğrafyasını hedef alan yoğun bir diplomatik hareketlilikle geçecektir. Birinci neden Arap coğrafyasının taşıyıcı olması ve benzer tehditlere maruz kalması iken ikincisi neden, bu coğrafyanın kendi ekonomik bütünlüğünü sağlamaya kadir olmasıdır. Bunun vasıtasıyla Suriye’nin ekonomik büyümesini hızlandıracağımız gibi, Rusya, Çin, Malezya, Asya ülkeleri, Afrika ve Güney Amerika ile ilişkilerimizi geliştirerek, batıya dünyanın geniş olduğunu ve Avrupa ile ABD’den ibaret olmadığını kanıtlayacağız… Bu sözleri, 2006 yılında Halk Meclisi’nde, aralarında bazı Arap ülkelerinin de olduğu ABD-Avrupa kuşatması esnasında söylemiştim. Suriye’nin maruz kaldığı kuşatmadan o zaman kurtulmuştuk. Bugün de kurtulacağız.” Muallim, Jeffrey Feltman’ın Lübnan temasları esnasında söyledikleri konusunda yorum yapmak istemediğini dile getirerek, Filtman’ın Lübnan’da yaptıklarıyla bilinen biri olduğunu ifade etti.
Muallim, Suriye halkına, yarım yüzyıllık diplomatik hayatında bu vatanın bir evladı olarak Arap topraklarını sömürgecilerden arındırma konusundaki iradeleri, bilinci ve yiğitliklerine güvendiği mesajını vererek, Suriye’ye karşı yürütülen girişimler konusunda bilinçli olmaları ve ulusal birliği derinleştirmeleri çağrısında bulundu.
Bunun yanı sıra Muallim halka, el-Esad’ın etrafında birleşmeleri halinde kapsamlı reformun sağlanabileceğini ve Suriye’nin bu krizden daha güçlü çıkacağını kaydetti. Aynı zamanda Gurbetçiler Bakanı olarak yurtdışındaki vatandaşlara seslenen Muallim, “Sizler kardeşimizsiniz ve ben bakan olarak yurtdışındaki etkinliklerinizi sürdürmenizi diliyorum… Emelleri ve hayalleri olan kimi azınlıklar batıya güveniyor.
Onlara diyorum ki, Batı, batıdır; Doğu da doğu…” şeklinde konuştu. Dünya halklarına da Suriye’den mesaj gönderen Muallim, Suriye halkının bağımsızlığını kazandığı günden bugüne dek baskı ve komplo ile savaş ve saldırı tehdidi altında olduğunu söyleyerek, Suriye halkının bunlara göğüs gerdiğini ve buna devam edeceğini, çünkü parlak geleceğini inşa edeceğini sözlerine ekledi.
