
Suriye’nin Homs ilinin el-Havle bölgesindeki silahlı terör gruplarından birinin elebaşı Terörist Abdüllatif Yahya el-İkiş, başka terör gruplarıyla birlikte öldürme, bozgunculuk, yol kesme, kaçırma, fidye ve tehdit eylemleri düzenlediklerini itiraf etti.
Suriye Televizyonu tarafından yayınlanan itirafında 1982 yılı doğumlu, Petrokimya Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi, evli ve 3 çocuklu olduğunu, Homs iline bağlı Havle bölgesindeki Teldo beldesinde ikamet ettiğini açıklayan Terörist İkiş, şöyle konuştu:
Benim yönetimimde olan, Yunus el-Receb, İbrahim el-İydo, Yaser el-Şannak, Enver Abbara, Ziyad İkiş ve Tarık İkiş’in üyesi oldukları silahlı bir grup kurdum. Elimizdeki silahların çoğunu otomatik silahlar, pompalı tüfekler ve tabancalar teşkil ediyordu.
Bu gruba ek olarak kuzey mahallesinde bir grup; güney mahallesinde de Heysem Hallak’ın idaresinde, kardeşleri Abdullah, Muhammed ve amcaoğulları Cafer, Gassan, Adnan Hallak ile birlikte Sait Abbas’ın üyesi oldukları başka bir silahlı grup vardı.
Yiyecek ve içecek yardımını ve parayı Faysal Daher’den temin ediyorduk. Bizlere benzin, sigara ve kişisel masraflarımız için de para veriyordu.
Yolları kesiyor, barikatlar kuruyor, esnafı işyerlerini kapatmaya zorluyorduk. Buna karşı çıkıldığında caddelere iniyor ve işyeri sahiplerinin dükkanlarını açmalarını engelliyorduk. Ayrıca araçların Homs iline girmesine de izin vermiyorduk.
Münzir Harfuş da, medya sorumlusu idi. Bu durumda Havle’de genel boykot olduğuna dair görüntüler çekiyordu.
Ramazan ayının ilk gününde grubum, Heysem’in grubu ve Kefrlaha’dan Tahir el-Yusuf yönetiminde bir grup ve Tellzeheb’ten Abduccabbar el-Umeyş yönetimindeki bir grupla birlikte Siyasi Güvenlik Şubesi’ne saldırdık.
Onlarla çatışmaya girdik. Çatışma sabaha kadar sürdü. Şubedeki güvenlik güçlerinden yaralananlar olduğu kesin.
Sabahleyin de orduya bağlı bir araç şubedeki yaralıları aldı. Saldırıda, grupların elinde savaş silahları ve pompalı tüfekler vardı.
Benim elimde Heysem Hallak’tan satın almış olduğum bir savaş silahı vardı. Askerler gelip de şubedeki yaralı güvenlik güçlerini aldıktan sonra şube binası boşaldı, içinde kimse kalmadı.
İçeri girdik ve müfrezedeki Siyasi Güvenlik Şubesi’ne bağlı güçlerin motosikletlerini çaldık. Binadaki tüm mobilyaları ve gaz tüplerini de çaldıktan sonra binayı yaktık. Adam Kaçırma ve Fidye.
Grubumla birlikte barikatlar kurmaya ve kaçırma eylemlerine devam ettik. Heysem Hallak ve grubuyla birlikte el-Guvr bölgesinden bir şahsı kaçırdık.
Hacı Halit Ebu Kermo adlı bir şahıstan, el-Ğuvr beldesinden olan bir kişinin Burcelkai beldesinde olduğu ve o anda el-Ğuvr’a dönüş yolunda geldiği bilgisini aldık. Pusuya yattık. Arabasıyla ulaştığında aracı durdurarak silah zoruyla onu aracından indirdik ve arabasıyla birlikte onu Burcelkai’nin yakınındaki Varelburc’da gizledik. Sait Abbas, kaçırdığımız şahsın kardeşini arayarak, abisini ölümle tehdit ettikten sonra, yaşaması karşılığında 1 milyon SL fidye istedi. Ona iki saat mühlet tanıdık.
Bir süre sonra kardeşi geldi ve istenen meblağı Adnan Hallak’a teslim etti. Kaçırdığımız adamı da serbest bıraktık.
Benzer şekilde Tesnin bölgesinden Ebu İbrahim adlı bakkalı da soyduk. Burcelkai beldesinde idi. Pusu kurarak onu kaçırdık ve ailesini aradık. Pazarlık yaptıktan sonra, onu serbest bırakmamız karşılığında 250 bin SL istedik…
Böylece elimizde 1 milyon 250 bin SL oldu. Parayı bölüştük. Her şahıs o zaman ramazan ayı ve bayram masrafları için 10’ar bin lira aldı.
Sait Abbas paranın kalanıyla, Mahmut el-Bedevi adlı şahıs yoluyla 3 otomatik silah ve 3.000 mermi satın aldı. Bizlere silahları o temin ediyordu.
Şeyh Bedir beldesinden hayvan gübresi ticareti yapan, hiçbir şeyle alakaları olmayan sivil kimseler vardı. Burcelkai beldesinde idiler. Heysem Hallak’ın grubu da, Hacı Halit Ebu Kermo’nun yanında idi. Hacı Halit onlara bu şahısların beldede olduğunu ve gübre doldurduklarını söyledi. Bunun üzerine Heysem’in grubu o şahısların olduğu bölgeye giderek, soğukkanlılıkla üzerlerine ateş açtılar. Sebepsiz yere onları öylece öldürdüler.
Havle beldesinde “Halit İbni Velit Taburu”na bağlı bir tugay oluşturduk. Bununla amaç Resten’deki silahlı grupla koordinasyon kurmaktı.
Resten’e gittim ve kendilerini “Halit İbni Velit Taburu” olarak adlandıran grupla bir araya gelerek, Resten ile Havle arasında koordinasyon kurulmasının önemini anlattım. Mesela Resten’de herhangi bir olay olduğunda Havle’de olayları tırmandıracak, büyütecektik…
Halit İbni Velit grubuyla görüşmemde, silah ve mühimmat ile birlikte iletişim cihazları ve maddi yardım ihtiyacı içinde olduğumuzu söyledim. İstediğim her şeyi temin edeceklerini taahhüt ederek, Havle’de silahlıların tüm taleplerini karşılayacaklarını söylediler. Ama öncelikle herhangi bir isim altında tugayımızı oluşturmamızı, dolayısıyla gelecekte
gerçekleştirdiğimiz eylemleri silahlı kişiler olarak değil, “ordudan ayrılmış askerler” olduğumuz iddiasıyla gerçekleştirecektik…
Tahir Yusuf’un evinde toplandık. Bir tugay kurma önerisini görüştük. Onayladı ve bunun Resten’de yer alan silahlılar üzerindeki baskıyı azaltacağını söyledi. Tahir Yusuf’un elinde askeri üniformalar vardı. Grubumla birlikte üniformaları giydik.
Beraberimizde Kefrlaha’dan Muhammet Reşit, Abdo el-Masri, Ahmet Saadeddin gibi şahıslar vardı.
Grubum ve Heysem Hallak’ın grubu, askeri üniformaları giyerek caddelere indik. Hepimiz, kimse tarafından tanınmamak için maskeli idik. Otomatik silahları taşıyıp Kefrlaha’da “Ordudan ayrılmış askerler” iddiasıyla dolanmaya başladık.
İnsanlar yeni bir şeyle karşı karşıya olduğu için toplanıyorlardı. Zira ilk defa, ellerinde silahlarla bu şekilde dolaşan askerlerle karşılaşıyorlardı. Etrafımız kalabalıklaşınca gösteri düzenlemek için Kefrlaha sahasına doğru ilerledik…
Sahaya vardığımızda, “Özgür Suriye Ordusu” adına bir bildiri okudum. Faiz Abdullah isimli silahlının yönetiminde Ali İbn Ebu Talip ismini taşıyan bir tugay oluşturduğumuzu ilan ettim. Bu tugayın Halit İbni Velit Taburu emri altında olduğunu söyledim.
Ama tabii ki, ordudan kaçan askerler söz konusu değildi. Bizler sivil silahlılardan ibaret idik…
Askeri üniformaları adını bilmediğim bir terziden temin ediyorduk. O terziyle muhatap olan, bu tür şeyleri temin etme sorumluluğu taşıyan Tahir Yusuf idi.
Bildiriyi, Tahir’in oğlu Nidal Yusuf cep telefonu kamerasıyla kaydetti. Hafıza kartını Münzir Harfuş adlı şahsa teslim etti. Havle’de görüntüleme ve kayıtları iletmesiyle bilinen Münzir Harfuş’ta Thuraya cihazı ve uydu yayın cihazı vardı.
Gerçekten de görüntüleri Cezire ve Arabia kanallarına iletti. Görüntüler, acil haber olarak yayınlandı. Haberde, Havle’de Ali İbni Ebu Talip tugayının kurulduğunu bildiriyorlardı. Ordudan kaçan askerler olduğumuza dair haber günlerce yayınlandı. Ama tüm bunlar yalandı. Bizler, silahlı sivillerdik. Asker kıyafetine bürünüp maskelerimizi takarak birbirimizi katlediyorduk. Ülkemizin evlatlarını katletmek, büyük bir kaosa neden olacak, ülkemizi yıkacak…
Beni işiten ve gören herkese sesleniyorum. Özellikle Havle bölgesinde beni tanıyanlara.. Ben suç ve hata yolunda yürüdüm. Bu şeylere bulaşanlardan, devam etmemelerini talep ediyorum.
Kendilerini ve silahlarını yetkili mercilere teslim etsinler. Çünkü vatan herkesten büyüktür. Hepimizi kucaklayacaktır.
Güvenlik güçlerinden ve ellerine geçen herkesi öldürdükleri dedikodusundan korkmaya lüzum yok. Vatan bize karşı müsamaha gösteriyor. Hepimiz bu hatayı onarmalı ve birbirimize yardımcı olmalıyız.
