AmerikaDünyaHaberlerİranOrtadoğu

Trump’ın İran’a yönelik tavır değişikliğinin perde arkasında ne var?

ABD Başkanı’nın tavır değişikliği net bir mesaj veriyor: Beyaz Saray’ın İran’a yönelik politikaları başarısız oldu; bu başarısızlık sadece diplomasiyle sınırlı değil; bunun emareleri eylem alanında da görülüyor.

Bölgedeki hızlı siyasi gelişmeler ve uluslararası ilişkilerdeki değişen jeopolitik dinamikler arasında, Batı’daki İran muhalefeti meselesi en tartışmalı konulardan biri haline geldi. Batılı ülkelerde yıllarca sığınma talebinde bulunduktan sonra, bu muhaliflerin çoğu Batı’nın artık bir zamanlar aradıkları güvenli liman olmadığını fark etmeye başladı. Bunun yerine, kendi ulusal sorunları pahasına Batı çıkarlarını güvence altına almayı amaçlayan daha büyük bir siyasi oyunda yalnızca araçlar haline geldiler.

Yıllardır birçok Batılı ülke, insan haklarını ve ifade özgürlüğünü destekleme bahanesiyle İran muhalefetine ev sahipliği yaptı. Ancak gerçek şu ki, bu ülkeler esas olarak İran muhalefetini İran hükümetine karşı bir baskı aracı olarak kullanmakla ilgileniyorlardı, onlara gerçekten yardım etmekle değil. Batı, bölgedeki kendi çıkarlarını takip ederken, İran’ın nükleer programı ve bölgesel rolü her zaman Batı’nın ilgi odağı olmuştur. ABD ve Avrupa ülkelerinin öncülüğünde Batı, İran muhalefetini Tahran ile nükleer programı konusunda müzakerelerde bir pazarlık kozu olarak görüyor. İran, bu girişimi ekonomik ve enerji ihtiyaçları için barışçıl ve elzem olarak tanımlıyor. Dahası, Batı, özellikle Filistin davasına verdiği destek ve Siyonist işgale karşı direnişi güçlendirmedeki rolü açısından İran’ın bölgedeki artan etkisini sınırlamaya çalışıyor.

İran’daki 2022 protestoları, hem ülke içinde hem de dışında İran muhalefetinin gücünün gerçek bir testi olarak hizmet etti. Bu gösteriler yaygın halk hareketlerine tanık oldu ancak nihayetinde ilan edilen hedeflerine ulaşamadı. Bu başarısızlık, İran muhalefetinin zayıflığını ve rejim değişikliği için yeterli desteği harekete geçirememesini ortaya koydu. Sonuç olarak, İran muhalefetine olan güven hem yurtiçinde hem de uluslararası alanda azaldı ve Batı’nın onları desteklemeye asla gerçekten bağlı olmadığını, yalnızca kendi hedeflerine ulaşmak için onları sömürdüğünü ortaya koydu.

2022 protestolarının başarısız olmasının ardından, Batı’daki İran muhalefeti birçok siyasi analistin de belirttiği gibi “değersiz bir kart” olarak tanımlandı. Batılı ülkeler artık İran muhalefetini İran’a baskı yapmak için etkili bir araç olarak görmüyor, özellikle de Tahran hem uluslararası hem de yerel baskılara karşı dayanıklılığını gösterdikten sonra. Ayrıca Batı, İran muhalefetine verilen desteğin devam etmesinin İran ile ilişkileri daha da karmaşık hale getirebileceğini fark etmeye başladı, özellikle de nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma ve bölgesel gerginlikleri azaltma yönündeki uluslararası çabalar devam ederken.

Trump’ın İkinci Dönemi: ABD’nin Farsça Medyaya Desteğinin Sonu

Bu son siyasi değişimlerin ortasında, Trump’ın ikinci dönemindeki yeni ABD yönetimi, “Voice of America” ​​ve “Radio Farda” gibi Amerikan Farsça medya kuruluşlarına yönelik fonlamanın sonlandırıldığını duyurdu. Bu karar, Batı’daki İran muhalefetine ağır bir darbe olarak görülüyor, çünkü bu platformlar muhalefet anlatılarını yaymada ve İran’daki kamuoyunu etkilemede çok önemliydi. ABD’nin bu kuruluşlara yönelik fonlamayı kesme kararı, Batı’nın artık İran muhalefetini siyasi hedeflerine ulaşmak için etkili bir araç olarak görmediğini açıkça gösteriyor. Ayrıca, muhalefete baskı aracı olarak güvenmek yerine Tahran ile doğrudan müzakerelere daha fazla odaklanarak ABD’nin İran’a yönelik stratejisinde bir değişimi yansıtıyor.

Son yıllarda Batı ülkelerinde yaşayan çok sayıda İranlı muhalif lider, büyük olasılıkla Tahran ile Batılı hükümetler arasındaki siyasi anlaşmaların bir parçası olarak İran’a iade edildi.

Bu kişiler İran’da yargılandı, bazıları “terörizm” veya “yabancı ülkeler adına casusluk” gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı ve en sonunda idam edildi.

En dikkat çekici vakalardan biri, Fransa’da yaşayan ve İran’daki protestolarla ilgili haberler yayınlayan “Amad News” web sitesini yöneten İranlı muhalif Ruhollah Zam’ın vakasıydı. 2020’de İranlı yetkililer tarafından kaçırıldı ve daha sonra “isyana teşvik” suçlamasıyla idama mahkûm edildi. Davası, insan hakları örgütlerinin İran’ı yurtdışında muhalifleri kaçırmakla suçlamasıyla uluslararası tartışmalara yol açtı.

Bir diğer dikkat çeken vaka ise, Türkiye’den kaçırılıp İran’a transfer edilen ayrılıkçı “Ahvaz’ın Kurtuluşu İçin Arap Mücadele Hareketi”nin eski lideri Habib Asyoud’un vakasıydı. Asyoud, “Eylül 2018’de bir askeri geçit törenine düzenlenen terör saldırısının arkasındaki beyin” olarak görülüyordu; saldırıda en az 25 kişi ölmüş, dört yaşında bir çocuk da dahil olmak üzere 70 kişi yaralanmıştı.

Eylül 2018 saldırısı sırasında, asker kılığına girmiş teröristler, petrol zengini Huzistan eyaletinin başkenti Ahvaz’da düzenlenen yıllık askeri geçit töreni sırasında ateş açtı. Medya raporlarına göre, kaçırılması İran istihbaratının emriyle ve Nasser Sharifi Zandeschti adlı tanınmış bir uyuşturucu kaçakçısının yardımıyla gerçekleştirildi. Asyoud, İsveç’ten Türkiye’ye “S. Saberine” olarak tanımlanan bir kadın tarafından kandırıldı ve ardından kaçırılıp İranlı yetkililere teslim edildi.

Bu vakalar, Batı’nın artık İranlı muhalif figürlere yeterli koruma sağlamadığını ve bu kişilerin artık iade veya kaçırılma riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulamaktadır. Bu tür operasyonların ev sahibi ülkelerdeki yerel yetkililerle koordinasyon olmadan gerçekleşemeyeceği açıktır. Birçok durumda, Batılı hükümetler İran ile siyasi anlaşmalar kapsamında işbirliği yapmış ve siyasi veya ekonomik çıkarları güvence altına almak karşılığında İranlı muhalifleri fiilen teslim etmiştir. Bu, Batılı ülkelerin İran muhalefetini desteklemeye asla gerçekten bağlı olmadıklarını, sadece Tahran ile müzakerelerde onları bir pazarlık kozu olarak kullandıklarını kanıtlamaktadır.

İran’a Dönüş: İleriye Giden Tek Yol Mu?

Bu koşullar göz önüne alındığında, Batı’daki birçok İranlı muhalif figür için İran’a geri dönmek uygulanabilir bir seçenek olarak ortaya çıktı. Sürgündeki yaşam artık bir zamanlar aradıkları güvenliği veya desteği sağlamıyor; bunun yerine, bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk kaynağı haline geldi. Birçok muhalif ayrıca Batı’nın onları yalnızca kendi çıkarlarına hizmet etmek için desteklediğini fark etti; İran’daki insan hakları veya demokrasi uğruna değil.

Dahası, birçok analist İran’ın bölgedeki önemli rolünün, özellikle Filistin davasına verdiği desteğin, Batı’nın İran muhalefetini kullanmaya çalışmasının başlıca nedenlerinden biri olduğuna inanıyor. Filistin direnişine verdiği destekle İran, Arap-İsrail çatışmasında kilit bir oyuncu haline geldi ve bölgedeki Siyonist çıkarları korumayı önceliklendiren Batı’da endişelere yol açtı. Sonuç olarak, İran muhalefetini kullanmak, İran’ın bölgesel etkisini sınırlamayı amaçlayan daha geniş bir Batı stratejisinin parçası oldu.

Sonuç olarak, Batı’daki İran muhalefeti bir dönüm noktasına geldi: Ya bir zamanlar aldıkları desteği veya korumayı artık alamayacakları sürgünde yaşamaya devam etmeliler ya da İran’a dönüp ülkelerinin geleceğini içeriden şekillendirmeye aktif olarak katılmalılar. Deneyim, Batı’nın onlar için asla gerçek bir güvenli liman olmadığını, aksine onları kendi gündemi için sömürdüğünü gösterdi. Bu nedenle, özellikle bölgenin karşı karşıya olduğu büyük zorluklar göz önüne alındığında, İran’a geri dönmek onlar için en iyi seçenek olabilir.

Başa dön tuşu
Bugün 12 Temmuz 2026 (25) içerik yüklenmiştir.