Hizbullah Hakverdi

Üstad Hizbullah Hakverdi’nin sözleriyle İslam’da Takva

Takva, insanın sırrı kalbini masivadan tamamen müstağni kılması; Allah-u Teâlâ’dan kalbini işgal edecek her şeyden tenezzüh ederek bütün mevcudiyeti ile Hak Teâlâ’ya teveccüh ve incizab etmesidir. Davet Dergisi c.7-8, s. 88
Takva; yakini imanın ve amel-i salihin neticesinde hasıl olan ilahi rızayı, ilahi rahmeti, cenneti ve ebedi saadeti koruma, kaybetmeme, bundan dolayı bütün menfi haletten uzak bulunma-sakınma ve müsbet vesilelere yapışıp koruma ve bunun için cehd-ü gayrette bulunma, bunun telaşesi ve korkusu ile yaşama anlamlarını da taşımaktadır. Davet Dergisi c.7-8, s. 86
Takva; her nevi şirkten-küfürden-günahtan ve zulümden kaçınma ve bunların zıddı olan tevhid, iman, amel-i salihle, hak ve adaletle bezenip ziynetlenme ve mücehhez olma, böylece ebedi felaketlerden-hüsranlardan korunup-sakınma ve kurtulma anlamlarına gelmekte; böylece imanın zırhı ve esası olduğunu, kalb-i selim sahiplerine göstermektedir. Davet Dergisi c.7-8, s. 84
Takva; Allah’tan, Allah’ın azabından, gazabından korkup sakınmak anlamlarına geldiği gibi, Allah’ı yakinen tanımak (marifet), haşmet-i rububiyetini ve azamet-i uluhiyetini idrak etmekten, büyüklüğünü ve yüceliğini kavramaktan dolayı duyulan huşu, huzu, tazim ve mehabetten doğan bir ürperti, titreme ve sakınma… anlamlarına da gelmekte; bununla insanların acziyeti ve zafiyeti anlaşılmaktadır. Davet Dergisi c.7-8, s. 86
Takva; muhabetullah makamına bulunan âşk (bazı hal ehlince de şevk) ile fenafillah (Allah’ta fani) olan, Allah’tan gayrisine hakiki varlık demeyip izafi varlık diyen buna da “La mevcude illa hu!” (Yegâne var olan ancak O’dur; Allah’tır!) sözüyle ifade eden: ehl-i irfan bir zatın, âşk ve şevk ile ilahi cazibesine kapıldığı ve âşık olduğu yüce Mevlasının (maşukunun ve mahbubunun) muhabbet buseleri sunan, ilahi nazarından ve daimi hoşnutluğundan dur olmama, uzaklaşmama ve bundan dolayı da her an korku, endişe ve ürperti içerisinde bulunma, maşuk-u ezelisine ve mahbub-u ebedisine layık bir âşık ve habib (kul) olamama korkusunu, haşyetini taşıma… gibi daha çok derin ve geniş manaları da tazammun etmektedir. Davet Dergisi c.7-8, s. 86
Takva; Allah-u Teâlâ’ya olan kurbiyet, itaat ve sadakatin neticesinde hâsıl olan ilahi iltifatı ve manevi -ebedi- makamı kaybetmeme ve onu koruma endişesini de kapsamakta, bundan dolayı da korku içerisinde bulunmayı da tazammun eder. Davet Dergisi c.7-8, s. 86
Takva; vahdet’üş-şuhud (birliğe şehadet) yani ilahi vücudu, Esma ve Ef’ali müşahede (ru’yet ayrı müşahede-şehadet ve şahid olma ayrı) makamında bulunan bir zatın burada şahid olduğu ve tattığı güzellikleri, lezzetleri, tecellileri, tezahürleri ve nurları koruma; onları kaybedici hallerden korkma-sakınma, bunun için de daima teyakkuzda bulunma halidir. Davet Dergisi c.7-8, s. 86
Hadis-i Şerifler; takvanın mahallinin kalb olduğunu, Allah-u Teâlâ’nın nazargâhı ve tasarrufu altında bulunan kalbin güzelliğinin esas olduğunu, amellerin ise ondaki haletin dışa yansıması ve tezahürü olduğunu bildirmektedir. Davet Dergisi c.7-8, s. 89
Kur’an-ı Kerim’de 250 küsur defa geçen takva kelimesi, gerçekten çok geniş ve derin anlamları ihtiva etmektedir. Hele iman, tefekkür, ihlas, zühd, verâ, birr, hidayet, ahlak, felah, istikâmet, adalet ve amel-i salih… gibi kavramların ve şirk, küfür ve haramdan içtinâb edilmesini âmir bulunan ayetlerin de takvanın kapsamı içerisinde bulunması konunun (takvanın) önemini daha da büyütmekte, bütün dikkatleri üzerine çekmektedir. Davet Dergisi c.7-8, s. 89
Ferdi, ailevi ve içtimai hayatta görülen her nevi şirki-küfrü, zulmü-tuğyanı, haramı-isyanı ve her nevi fitne, fesad ve fıskı kaldırmak, kaldırılması için çalışmak; vücud binasını, aile yuvasını, toplum hayatını ve Allah’ın arzını tertemiz yapmak, Allah-u Teâlâ’nın ilahi hükümlerinin tümünü (mümkün mertebe) sağlamaya çalışmak; bunda da sadece Allah-u Teâlâ’nın ilahi rızasını gözetmek, böylece Allah-u Teâlâ’ya her yönden yaklaşmak, “canlı bir islam” hüviyetiyle ve “ihsan” makamında Allah’ı görür gibi bir ubudiyet, kurbiyet ve müşahedeye ermek ve Rabb’ül-Âlemin’de (ilahi muhabbetiyle-nuruyla ve cazibesiyle yanıp erimek) fani olmak ancak takva vasıtasıyla mümkün olur. Davet Dergisi c.7-8, s. 89

Başa dön tuşu
Kapalı