AmerikaAvrupaDünyaHaberlerIrakİranOrtadoğu

Washington Irak’taki cenaze törenlerinden neden rahatsız?

İran’ın şehit lideri Ayetullah Ali Hameney için Irak’ın Necef ve Kerbela kentlerinde düzenlenen milyonluk cenaze törenleri ABD Başkanı Trump’ı öfkelendirdi. Washington hükümeti cenaze törenlerinden neden rahatsız?

Stratejik literatürde suikast, yalnızca bir şahsın tasfiyesi anlamına gelmemekte; aksine siyasi, psikolojik ve toplumsal dengeleri değiştirme girişimi olarak kabul edilmektedir. Suikast operasyonlarının mimarları, genellikle lider kadroları hedef alarak bir yapının komuta zincirini bozmayı, destekçilerin moralini sarsmayı, kurumsal bütünlüğü parçalamayı ve söz konusu hareketin devrinin kapandığı algısını yaratmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, bir suikast operasyonunun başarısı veya başarısızlığı yalnızca icra anıyla sınırlı değildir; asıl belirleyici unsur, operasyonu takip eden gün ve haftalarda toplumun, siyasi aktörlerin ve kamuoyunun vereceği tepkidir.

Bu perspektiften bakıldığında, Şehit Ayetullah Hamaney’in cenaze törenleri yalnızca dini bir ritüel veya bir matem merasimi olarak değerlendirilemez. Tahran, Kum, Meşhed, Necef ve Kerbela’da gerçekleşen süreç, duygusal bir yasın ötesine geçerek hızla jeopolitik bir vakaya dönüşmüştür. Bu olay; bölge, ABD, İsrail rejimi ve Direniş Ekseni aktörleri için çok katmanlı mesajlar barındıran stratejik bir dönüm noktası niteliğindedir.

ABD’nin İran-Irak Bağlarını Koparma Çabaları

Son yıllarda Washington, Bağdat yönetimlerini Tahran’dan uzaklaştırma stratejisi izlemiştir. Cenaze törenleri sürecinde Washington’un en çok dikkatini çeken ve rahatsızlık duyduğu nokta, törenler sırasında Irak halkının Necef ve Kerbela’da sergilediği büyük katılım oldu. Lübnan merkezli Al-Akhbar gazetesinin siyasi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ABD yönetimi, Irak’taki bu törenlerin boyutlarından ve organizasyon yapısından derin bir rahatsızlık duyuyor. Zira bu süreç, İran’ın Irak üzerindeki etkisinin süreceğine dair çok net bir mesaj olarak okundu.

Bu hassasiyetin tesadüfi olmadığını belirtmek gerekir. Irak, son 20 yıldır İran ve ABD arasındaki jeopolitik rekabetin en kritik cephesi konumundadır. Washington, Bağdat’ın siyasi yapısını İran’ın nüfuzunu sınırlayacak şekilde yeniden inşa etmek amacıyla milyarlarca dolar harcamış ve binlerce asker konuşlandırmıştır. Son yıllarda ABD’nin Bağdat hükümeti üzerindeki siyasi, güvenlik ve ekonomik baskıları, temel olarak İran’a yakın grupların rolünü azaltma ve güç dengesini değiştirme amacını taşımaktadır.
Dolayısıyla, bu stratejik rotanın dışına çıkan her türlü gelişme, Washington için sadece sembolik bir olay değil, uzun vadeli bir stratejinin başarısızlığının göstergesidir. Irak halkının, özellikle de iki kutsal şehirde sergilediği yoğun katılım; tüm baskılara rağmen İran ile Irak toplumunun önemli bir kesimi arasındaki siyasi, dini ve toplumsal bağların kopmadığını tüm dünyaya ilan etmiştir.

Siyasi Bir Güç Gösterisi Olarak Cenaze Törenleri

Çağdaş tarihte bazı cenaze törenleri, sıradan birer anma etkinliği olmaktan çıkıp kritik siyasi dönüm noktalarına dönüşmüştür. Bir liderin cenaze merasimi, çoğu zaman o liderin toplumsal nüfuzuna dair “gayriresmi bir halk oylaması” niteliği taşır. Sokaklara gönüllü olarak dökülen milyonlarca insan, aslında hem iç hem de dış kamuoyuna çok güçlü bir siyasi mesaj iletmektedir.
İran ile Irak’ın Necef ve Kerbela kentlerinde tanıklık edilen manzara da tam olarak bu niteliktedir. Bu törenler yalnızca dini birer ritüel değil; aynı zamanda toplumda seferberlik kapasitesinin, organizasyonel koordinasyonun ve düşmanlarının suikast sonrası kaos beklediği bir yapının sembolik gücünün bir göstergesidir.

Bu gerçek o kadar çarpıcıdır ki, İran ile siyasi görüş ayrılığı yaşayan medya kuruluşları dahi bu gerçeği görmezden gelebilmemiştir. Örneğin, ABD merkezli CNN kanalı yayınladığı haberde, merasimin bir yas töreninden ziyade bir “zafer yürüyüşüne” benzediğini ifade etmiştir. Üç İran şehrinden başlayıp Irak’taki iki kutsal şehirde devam eden bu süreç, “Bu adamın ölümünde bile mücadelesinin bitmediği” mesajını vermiştir. Batı medyasının bu yorumu, istemeden de olsa stratejik bir gerçeğe parmak basmaktadır: Suikast, mağlubiyet algısını pekiştirememiştir.

Anlatı Savaşları: Sahadaki Yenilgiyi Kim Kazandırır?

Günümüzde uluslararası rekabetin en kritik cephesi artık “anlatı savaşları” olarak tanımlanan medya alanıdır. Birçok kriz senaryosunda, galip gelen anlatı, sahadaki askeri veya siyasi sonuçtan çok daha belirleyici bir rol oynamaktadır.
Her suikast operasyonunun ardından, belirli bir anlatı inşa edilmeye çalışılır: “Lider ortadan kaldırıldıysa, hareketi de çökmeye mahkumdur.” Medya, sosyal ağlar ve psikolojik harekat birimleri, bu algıyı ispatlamak için yoğun bir çaba sarf eder. Ancak milyonlarca insanın katıldığı cenaze törenlerinden yansıyan görüntüler, bu kurguyu altüst eden bambaşka bir anlatı inşa etti.
Bu görüntüler; bir liderin fiziksel olarak tasfiye edilmesinin, onun toplumsal sermayesinin yok olması anlamına gelmediğini kanıtladı. Aksine, suikasta uğrayan isim, bazen evrensel bir sembole dönüşerek kamuoyu seferberliği konusunda çok daha büyük bir kapasite kazanmaktadır. Analistlerin de belirttiği üzere, bir liderin sembolik sermayesi, şehadetinden sonra bazen hayattayken sahip olduğundan daha büyük bir boyuta ulaşabilir; çünkü günlük siyasi çekişmelerin yerini, tarihsel ve efsanevi bir imge alır.

Sosyal Sermaye: Füzelere ve Savaş Uçaklarına Direnen Güç

Günümüz dünyasında güç sadece roket, savaş uçağı veya askeri bütçe sayısıyla ölçülmez. Günümüzün en kritik güç bileşenlerinden biri “sosyal sermaye”dir; yani toplumun bir söylemi savunmaya yönelik ne kadar güven, dayanışma ve hazırlık içinde olduğudur.

İran ve Irak’ta milyonlarca insanın sergilediği gösteri, farklı siyasi yorumlara tabi olsa da, bu sosyal sermayenin hala mevcut olduğunu ve kriz anlarında seferberlik potansiyelini taşıdığını ortaya koymuştur.

ABD’de karar alıcılar için bu tür sahneler sadece televizyon görüntüleri değildir; bunlar, sahadaki durumu değerlendirmek için kullanılan verilerdir. Batı’nın istihbarat teşkilatları ve karar alma merkezleri, bölgedeki akımların nüfuzunu, organizasyon gücünü ve toplumsal kapasitesini ölçmek için bu tür görüntülerden faydalanır.

Bu nedenle, cenaze törenleri aslında bölgedeki İran nüfuzunu ölçmek için yapılan bir “saha testi”ne dönüşmüştür.
Irak’a Verilen Mesaj: Sosyal Bağların Diplomatik Mesafelerden Üstünlüğü

Bu törenlerin en önemli mesajlarından biri şüphesiz Irak’aydı. Son yıllarda Washington, Bağdat yönetimlerini Tahran’dan uzaklaştırma stratejisi izlemiştir. Direniş gruplarının rolünü sınırlama, sınır kontrollerini sıkılaştırma, güvenlik işbirliklerini azaltma ve İran’ın siyasi nüfuzunu kısıtlama baskıları bu stratejinin bir parçası olmuştur.

Ancak Necef ve Kerbela’daki milyonluk cenaze törenleri, toplumsal denklemelerin diplomatik denklemlerle her zaman örtüşmediğini gösterdi. Hükümetler dış baskılara maruz kalsa bile, dini, kültürel ve sosyal ağlar bağlarını sürdürebilir. Washington’un temel endişesi de budur; zira hükümet değişikliklerinin toplumsal dengeleri değiştirmesi garanti değildir.

Bir Törenin Ötesinde: Güç Gösterisi Olarak Maneviyat

Eğer cenaze törenlerini sadece dini bir ritüel olarak görürsek, Batı medyasının hassasiyeti ve ABD’nin tepkisi anlamsız kalırdı. Gerçek şu ki, bu törenler birkaç önemli güç unsurunun sergilendiği bir gösteriye dönüştü: Organizasyon gücü, seferberlik gücü, sembol yaratma gücü ve büyük bir güvenlik darbesi sonrası bile bütünlüğü koruma kapasitesi.
Güvenlik literatüründe bu özellikler, bir aktörün “dayanıklılık” göstergelerinin en önemlilerindendir. Bir darbe aldıktan sonra bile bütünlüğünü koruyabilen bir aktör, karşı tarafın gelecekteki hesaplamalarını da doğrudan etkileyecektir.

Washington Neden Endişeli?

Washington’un temel endişesinin kökeninde, başarısızlığa uğrayan stratejik hesaplar yatmaktadır. Eğer suikastın nihai hedefi psikolojik ve siyasi bir çöküş yaratmak idiyse; İran ve Irak’tan yansıyan görüntüler, bu hedefin gerçekleşmekten çok uzak olduğunu kanıtlamıştır. Diğer taraftan, Irak’taki kitlesel katılımlar, İran’ın nüfuzunun sadece resmi devletlerarası ilişkilere dayanmadığını; aksine dini, tarihi, toplumsal ve siyasi bağlardan oluşan derin bir ağ üzerine kurulu olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu ağ, bir hükümeti veya bir siyasi figürü değiştirmekten çok daha dirençli bir yapıya sahiptir.

Bu nedenle Tahran, Necef ve Kerbela sokaklarında yaşananlar, sadece bir lidere veda etmek değil, aynı zamanda bir söylemin büyük bir darbe aldıktan sonra kendini yeniden üretme kapasitesinin sergilenmesidir.

Sonuç olarak; Batı Asya’daki savaşların sadece füze veya İHA’larla kazanılmadığı bir kez daha tescillenmiştir. Asıl mücadele; anlatı, meşruiyet, semboller ve sosyal sermaye üzerinedir. Şehit Lider’in cenaze töreni tam da bu sahada anlam kazanmaktadır. Birçok gözlemciye göre, suikastın tasarımcılarının aksine bu tören, Direniş Ekseni’ni zayıflatmak bir yana, sembolik ve siyasi açıdan güçlendirmiştir. Washington’un öfkesini ve kaygısını açıklayan temel gerçek işte budur.

Başa dön tuşu
Bugün 13 Temmuz 2026 (28) içerik yüklenmiştir.