DünyaHaberlerİranOrtadoğu

Ahmedinecad’ın 66.BM Genel Kurulu Konuşmasının Tam Metni

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın New York’taki 66. BM Genel Kurul toplantısındaki konuşmasının tam metni:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
Tüm hamdler Allah’a, evrenin sahibine, salat ve selam elçisi Hz. Muhammed (SAV) ’e, temiz Ehl-i Beyt’ine, O’nun şerefli ashabına ve tüm ilahi elçilere olsun.
Ey Rabbim! İmam Mehdi’nin gelişini hızlandır, O’na afiyet ve zaferler nasip et, bizleri de O’nun haklılığına tanıklık eden takipçilerden eyle.
Sayın Başkan, Bakanlar, Beyefendilerler ve Hanımefendiler…
Bana, bir kez daha Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda konuşma fırsatı veren Cenab-ı Allah’a minnettarım.
Altmış beşinci oturum başkanı Başkan Josph Deiss’e yapmış oldukları muazzam çabalarından ötürü en içten samimiyetlerimi ifade ediyorum. Ve Altmış altıncı oturum başkanı Nasir Abdulaziz Al- Nasser Bey’i tebrik ederek başarılar diliyorum.
Öncelikle Somali’deki açlık trajedisini, Pakistan’daki yıkıcı sel mağdurlarını ve hayatını kaybedenleri anarak başlamak istiyor ve herkesi bu bölgelerdeki insanlara yardım etmeye çağırıyorum.
Geçen yıllar zarfında farklı küresel sorunlar ve mevcut uluslararası düzenlerin temel ihtiyaçlarının gerekliliğinden bahsettim.
Bugün, dünya üzerindeki gelişmeleri dikkate alarak, farklı bir açıdan mevcut durumu analiz etmeye çalışacağım.
Hepinizin bildiği gibi insanoğlu diğer canlılardan üstün yaratılmış ve bu insanın doğasına yerleştirilmiştir İlahi bir hediye olarak bizlere verilmiştir.
Tüm evrenin yaratıcısı ve sürekli planlayıcısı olan Allah’a iman etme,
Cömertlik, adalet arayan, sözlerinde ve eylemlerinde bütünlük olanlara merhamet etme,
Kemale ulaşmak, haysiyet sahibi olmak, maddi ve manevi özgürlükleri geliştirmeye özlem duyma,
Zulmü desteklemek yerine; yolsuzluğu, haksızlığı, ayrımcılığı reddetme,
Tüm insanlık için kalıcı güvenliği, refah ve mutluluğu isteme,
Bunlar bazı yazılarda, şiir, sanat ve edebi eserlerde insanlığın ortak mirası olarak yansıtılmış ve tarih boyunca insanın siyasi içtimai boyutlarında özlem duyulan ve istenilen nitelikler olmuştur.
Bütün İlahi Peygamberler, sosyal reformcular insanları bu hak yola davet etmişlerdir.
Allah, insanları yeryüzünde kendisinin halifesi olma gibi bir şeref ile şereflendirmiştir.
Değerli Meslektaşlarım ve Dostlar;
Açıkça görülüyor ki, tarihsel çalışmalar – Birleşmiş Milletlerin oluşumu da dahil olmak üzere- uluslararası kuruluşlar, toplumlar, hakkı arayan özgür beyinler hala başarıya ulaşamamış ve insanların bu arzularını karşılamaktan uzak kalmışlardır.
Genel olarak barış, kardeşlik, ilerleme gibi arzuların olmasına rağmen; savaşlar, kitlesel cinayetler, yoksulluk, sosyo- ekonomik ve siyasi krizler ulusların haklarını ihlal etmeye devam etmekte ve geriye onarılamaz hasarlar bırakmaktadır.
Yaklaşık olarak dünyada üç milyar kişi günde 2.5 dolardan daha az bir gelirle yaşamakta, bir milyar insan ise günlük bir öğün dahi yemek bulamamaktadır.
Dünya nüfusunun %40’ı milli gelirin sadece %5i’ni paylaşırken; %20’lik zengin kesim toplam milli gelirin % 75’ini paylaşmaktadır.
Her gün dünyada 20 binden fazla masum ve fakir çocuk, yoksulluk nedeni ile hayatını kaybetmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde mali kaynakların %80’i nüfusun %10’u tarafından kontrol edilirken; mali kaynakların sadece %20’si nüfusun %90’ına aittir.
Bu haksızlık ve eşitsizliklerin arkasındaki sebepler nelerdir? Kemikleşmiş bu adaletsizlikler nasıl düzeltilebilir?
Küresel ekonomi merkezlerine hakim olanlar, halkların geri kalmışlığını dini inançlarından, Peygamberlerin yolunu izlemelerinden kaynaklandığını dile getirmektedirler. Milletlerin zayıflığından ve icraattaki yetersizliklerden bu tür düşünceleri sorumlu tutmaktadırlar.
Onlar sadece kendi görüşlerinin, reçetelerinin, yaklaşım ve metotlarının tüm dünyayı kurtaracağına ve dünya ekonomisini iyileştireceğine inanırlar.
Değerli Meslektaşlarım ve Dostlar;
Sorunların, dünyanın yönetilme şeklinde ve mevcut uluslararası düzende aranması gerektiğini düşünmüyor musunuz?
İlgilerinizi aşağıdaki sorulara vermenizi istiyorum:
KİM karanlık köleliğin zamanlarında Afrika’daki milyonlarca insanı kendi açgözlülüğü ve hırsı yüzünden topraklarından zorla kaçırdı?
KİM dört asır boyunca dünya insanlığı üzerine sömürgeciliği empoze etti?
KİM ulusların dillerini, varlıklarını, yeteneklerini, kültürlerini yozlaştırıp kitlesel bir talan ile topraklarını işgal etti?
KİM Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını tetikleyerek 70 milyon insanın ölümüne, 100 milyonlarca insanın yaralanmasına ve evsiz barksız kalmasına sebep oldu?
KİM Vietnam ve Kore yarımadası savaşlarını çıkardı?
KİM hile, desise ve ikiyüzlülükle siyonizmi ve 60 yılı aşkın savaşı Filistine ve bölge ülkelerine empoze ederek toplu katliamlara, teröre ve insanların evsiz kalmasına sebep oldu?
KİM Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde yıllar boyu süren askeri diktatörlüğü ve totaliter rejimleri kurarak destekledi?
KİM savunmasız insanlara karşı atom bombası kullandı ve cephaneliklerine binlerce savaş bombası yığdı?
KİMİN ekonomisi savaşlara ve silah satımına dayalıdır?
KİM Saddam Hüseyin’i İran’a karşı kışkırtarak 8 yıllık bir savaşa girmesini cesaretlendirdi?
KİM O’na kimyasal silahlar verip halkımıza ve şehirlerimize saldırmasına yardım etti?
KİM soru işaretleri ile dolu 11 Eylül saldırısını bahane ederek Orta Doğuya hakim olma ve petrollerini sömürme niyeti ile Irak’a, Afganistan’a saldırıp milyonlarca insanı öldürüp onları yaralı ve bîçare bıraktı?
KİM Bretton Woods (Bretton Woods uluslararası para idare sistemi, dünyanın önde gelen devletleri arasındaki ticari ve finansal işlemlerde uyulması gereken kuralları belirler. Bu sistem, dünya tarihinde ilk kez, bağımsız ulus-devletlerin kendi aralarında ortak bir parasal düzen üzerinde anlaşmaları sonucunda uygulamaya konulmuştur.
Uluslararası para sisteminin kurallarını belirleyen bu anlaşma, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kurulmasına karar vermiştir. Bu kurumlar, 1946’da, yeterli sayıda ülke anlaşmayı imzalayınca faaliyete geçmiştir.) sistemini kaldırdı ve altın rezervi veya eşdeğer bir para birimi olmadan trilyon dolarları bastı.
KİM Dünya genelinde bir enflasyonu tetikleyerek diğer ulusların ekonomik kazançlarını avlama niyetindedir?
KİMİN yıllık bir trilyon doları aşan askeri harcamaları – ki bu tüm dünya ülkelerinin askeri harcamalarından daha fazladır- bulunmaktadır?
HANGİ hükümetler dünyanın en borçlu hükümetleridir?
KİM dünya ekonomisinin politikasını oluşturmaktadır?
KİM dünyanın ekonomik krizinden sorumludur ve bunun sonuçlarını Amerika, Avrupa ve Dünya geneline yaymaktadır?
HANGİ ülkeler diğer ülkelerin üzerine binlerce bomba atmaya hazırken diğer taraftan açlık ve kıtlık içerisinde kıvranan Somali ve benzeri diğer ülkelere azıcık yardım yapmada hemen tereddüde düşmektedir?
KİM uluslararası huzuru sağlamada görevli Güvenlik Konseyine baskın çıkmaktadır?
Evet, muhakkak ki bu ve benzeri birçok soru bulunmaktadır ve cevapları da açıktır.
Halkların ve hükümetlerin çoğunluğu mevcut küresel krizin yaratılmasında rol oynamamıştır ama gerçek şu ki o politikaların kurbanı olmuşlardır.
Değerli Meslektaşlarım ve Dostlar;
Gerçekte bu hükümetlerin dünyaya yön verebilecek kapasiteleri ve kabiliyetleri var mı? Ya da bir taraftan diğer ülkelere saldırıp topraklarını işgal ederken diğer yandan sadece kendilerini özgürlüğün, insan haklarının ve halka dayalı hükümet sistemlerinin savunucusu olarak adlandırmaları doğru mu?
Özgürlüğün çiçekleri NATO’nun füzelerinden, bombalarından ve silahlarından çıkar mı?
Beyefendiler ve Hanımefendiler,
Eğer 60 yıldan sonra bazı Avrupa ülkeleri hala Yahudi Soykırımını bahane ederek Siyonistlere ödenek sağlıyorsa, o halde köle tüccarlarının ve sömürgeci güçlerin harap ettikleri insanlara da tazminat ödenmesi zorunlu olmuyor mu dersiniz?
Eğer bu sömürgecilik dönemlerinin kayıpları ve zararları gerçekten sağlansaydı, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da sahne arkasında bulunan politikacılar ve şebekelerin hali ne olurdu? Kuzey ve Güney arasında böylesine fark olur muydu?
Amerika Birleşik Devletleri ve NATO müttefiklerinin askeri harcamalarının sadece yarısı kendi ülkelerinde ekonomik sorunları çözmeye yardımcı olmak için kullanılsaydı, ekonomik kriz gibi herhangi bir belirtiye tanıklık ederler miydik?
Aynı miktar yoksul uluslar için tahsis edilmiş olsaydı ne olurdu?
Almanya’da 268, Japonya’da 124, Güney Kore’de 87, İtalya’da 83, İngiltere’de 45, Portekiz’de 21 ve dünyanın farklı bölgelerindeki yüzlerce Amerikan askeri ve istihbarat üslerinin bulunma gerekçeleri nelerdir?
Bu belirtilen üslere yerleştirilen bombalar diğer milletlerin güvenliğini tehlikeye atmıyor mu?
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
-Temel sorumuz, bunlarda bu tür hareketlere yol açan asli nedeni bulma arayışıdır.
-Asli neden, bu insanların sahip oldukları inanç ve değerlerde aranmalıdır. Allah’a ve onun yolundan giden peygamberlere hiçbir imanları olmayan, ilahi değerleri kendi menfaatleri ve dünyevi çıkarları uğrunda tahrip eden, insan doğasına ve fıtratına muhalif bir insanlar topluluğu… Onlar için sadece güç ve servet önemlidir ve tüm çabalarını bu uğurdaki şeytani hedeflerine yöneltmişlerdir.
-Bunların zulmü altındaki mazlum milletlerin ise, bu zorba güçlere karşı meşru haklarını koruma veya yeniden elde etme ümitleri dahi bulunmaz.
-Bunlar kendilerini başkalarına karşı üstün, ayrıcalıklı ve imtiyazlı görürüler. Başkalarına hiçbir saygı göstermez, tüm milletlerin ve devletlerin haklarını çok kolay ihlal ederler.
-Bu zorba güçler kendi ilerlemeleri, refahları ve itibarlarını diğer milletlerin sömürülmesi, aşağılanması ve yok edilmesi üzerine kurarlar. Zorbalık, güç, tehdit ve uluslararası mekanizmaları suiistimal ederek kendilerini tüm milletlerin ve devletlerin tartışmasız koruyucuları olarak gösterirler. Kolayca her türlü uluslararası teamülleri ve kuralları ihlal ederler.
– Kendi yaşam tarzlarını ve inançlarını başkalarına zorla empoze ederler.
-Irkçılığı resmen desteklerler.
-Askeri müdahalelerle ülkeleri zayıflatır, onların altyapılarını çökertirler. Kaynaklarını sömürebilmek için kendilerine daha da bağımlı hale getirirler.
-Milletlerin ilerleme ve kalkınma hedeflerine ulaşmalarını engellemek için milletler arasında düşmanlık ve nefret tohumlarını ekerek birbirlerine düşmelerini sağlarlar.
-Milletlerin servetleri yanında onların kültürlerini, kimliklerini, hayatlarını, kadınlarını, gençlerini ve ailelerini de kendi hegemonyaları uğrunda feda eder, onları köleleştirir ve kendilerine bağlı kılarlar.
-Çıkarlarını ve sömürgeci emellerini korumak için ikiyüzlülüğe ve hileye başvururlar. Uyuşturucu kaçakçılığı ve masum insanları öldürmek gibi şeyleri, bu şeytani emellerine ulaşmada kullanırlar. (NATO’nun Afganistan’daki varlığına rağmen bu ülkede uyuşturucu üretimi inanılmaz artış gösterir.)
-Yaptıkları bütün bu haksızlıklara bir neden sunmak yerine, en ufak bir soru veya eleştiriye tolerans göstermezler. Kendilerini her zaman hesap soran konumunda görürler.
-Kendi emperyalist medya ağlarını kullanarak, “Yahudi soykırımı” veya “11 Eylül olayları” hakkında herhangi bir şüphesi olanı, yaptırım ve askeri müdahale ile tehdit ederler.
– Geçen yıl, ABD halkının çoğunluğu ve tüm bağımsız halklar ve yönetimlerce de desteklenen “11 Eylül Olaylarının” karanlıkta kalan kısımlarının aydınlatılması için bir tespit komisyonu oluşturulması fikrini gündeme getirdiğimizde, ülkem ve ben, ABD tarafından baskı ve tehdide uğramıştık.
-Bir durum tespit komisyonu oluşturacaklarına, “11 Eylül Olaylarının” bir numaralı failini öldürdüler ve cesedini de denize attılar.
-Bir numaralı faili adalete teslim edip yargılayarak, kaçırdığı uçaklarla ikiz kuleleri vurmasını sağlayanların kim olduğunu ortaya çıkarmak daha makul olmaz mıydı?
-Niçin onu adalete teslim etmeyerek, bu terörist saldırıda ona yardım edenlerin, bölgeye savaş ve diğer yıkımları getirenlerin kimler olduğunun ortaya çıkmasına izin vermediler?
-Gizli kalması gereken bazı bilgiler mi var?
-Onlar siyonizmi kutsal bir kavram ve ideoloji olarak görmekte, siyonizmin kuruluşu ve tarihi hakkında her hangi bir sorguyu affedilmez bir günah gibi şiddetle kınamaktadırlar. Ancak ilahi dinlere, inançlara yönelik hakaret ve saldırıları ise desteklemekte ve bunlara izin vermektedirler.
Değerli Meslektaşlarım ve Dostlar;
Gerçek özgürlük, adalet, şeref, esenlik ve güvenlik tüm halkların hakkıdır. Ancak bu hakların kazanılması ne mevcut etkisiz dünya siyasal düzeni ile ne de küstah Batılı devletlerin ve onların NATO silahlı güçlerinin işgalleriyle sağlanamaz.
Dünya halklarının bu haklarını elde edebilmesi ancak bağımsızlık, başkalarının haklarına saygı duyma, işbirliği ve karşılıklı uyumla mümkün olabilir.
İnsanlığın uzun zamandır özlemini çektiği barış, güvenlik ve eşitliği sağlayacak, dünyamızı sürekli rahatsız eden sorun ve problemleri çözümleyecek uluslararası mekanizmalar ve araçlar nerededir?
Mevcut uluslararası kuralları ve yaklaşımları koruyarak yapılmaya çalışılan tüm reformlar, şimdiye kadar hep başarısızlığa uğradı. Bağlantısızlar Hareketi, Grup 77 ve Grup IS tarafından ve bazı bireysel girişimlerle bu konuda yapılmış olan girişimler, köklü değişimler içermekten uzaktı.
Küresel yönetişim ve yönetim köklü reformlara ihtiyaç duymaktadır.
Öyleyse şimdi ne yapılmalı?
Değerli Meslektaşlar ve Dostlar;
Bu alanda yapılması gereken çalışmalar; güçlü bir kararlılıkla ve tevhide, adalete, özgürlüğe ve sevgi gibi evrensel ilke ve değerler temelinde oluşturulan ayrıntılı planlamaya dayanan müşterek bir işbirliğiyle yapılmalıdır.
Birleşmiş Milletler’in kurulması fikri, insanlık için büyük ve tarihi bir gelişmedir. Bu kurumsal oluşumun insanlık için olan değeri bilinmeli ve insanlığın yüce hedeflerine ulaşması yolunda kullanılmalıdır.
Dünya halklarının ortak özlemlerinin ve müşterek arzularının yansıması olan bu uluslararası kuruluşun büyük sömürgeci devletlerin elinde oyuncak olmasına izin vermemeliyiz. Milletlerin müşterek katılımıyla kalıcı barış ve güvenliğin sağlanması için uygun uluslararası ortamın hazırlanması gerekmektedir.
Dünyamızın ortak ve kollektif yönetimi uluslararası hukukun temel ilkeleri temelinde ve bunların doğru biçimde uygulanışı ile başarılabilir. Adalet, tüm uluslararası karar ve eylemlerin özü ve temel kriteri olmalıdır.
Hepimiz şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, dünyanın ortak ve kollektif yönetimine ulaşabilmek, dünya çapındaki mevcut zulüm ve zorbalıklara, kanunsuzluklara ve ayrımcılıklara bir son verilmeden mümkün değildir.
Bu, insanlığın refahı ve selameti için gerçekten de tek çözümdür.
Yukarıdaki gerçekliği kabul etmekle birlikte şunu da bilmeliyiz ki, bu gerçeği kabul etmiş olmak tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda buna inanmalı ve gerçekleşmesi için de elimizden gelen çabayı da sarf etmeliyiz.
Değerli Meslektaşlarım ve Dostlar;
Dünyanın ortak ve müşterek yönetimi tüm milletlerin meşru hakkıdır ve onların temsilcileri olarak bizler için bu hakları korumak bir zorunluluktur. Her ne kadar bazı zorba güçler, bizim küresel düzeyde müşterek işbirliğini sağlayacak uluslararası çabalarımızı boşa çıkarmak için sürekli çalışsalar da, bizler bunu başarmaya yönelik inancımızı güçlendirmeliyiz.
Birleşmiş Milletler, halkların uluslararası karar alma süreçlerine etkili katılımı için kurulmuştur. Ancak hepimiz biliyoruz ki BM’nin mevcut yönetim yapısı ve mekanizmalarının adaletten yoksun olması nedeniyle bu hedef gerçekleştirilememektedir.
Güvenlik Konseyi’nin oluşumu adalet ve eşitlikten tamamen uzak bir yapıdadır. Bu nedenle, milletlerin temel talepleri ekseninde BM’nin yeniden yapılandırılmasının da dahil olduğu köklü değişiklikler, ancak BM Genel Kurulu’nda yapılabilir.
Geçen yıl ki BM oturumunda bu konunun önemine vurgu yapmış ve içinde bulunduğumuz 10 yılın “Ortak ve Müşterek Küresel Yönetim 10 Yılı” olarak adlandırılmasını istemiştim.
Bu teklifimi tekrarlamak istiyorum. Eminim ki, dünya liderlerinin ve hükümetlerinin uluslararası düzeyde işbirliği, çaba ve gayretleri, adaletin sağlanması ve tüm dünya milletlerinin desteklenmesi konusundaki kararlılıkları sayesinde tüm milletler için ortak ve parlak bir geleceği hazırlayabiliriz.
Böylesi bir hareket kesinlikle, insanlığı “vaat edilen geleceğe” götüren, “doğru yol” üzerindedir. İnsanlık, bizim Yüce Peygamberimizin, onun pak neslinin ve tüm peygamberlerin varisi olan Hz. Mehdi’nin liderliğinde, ilahi peygamberlerin yoluna girdiğinde bu istikbal gerçekleşecektir.
Tüm insanlığın samimi ve içten dostu olan bir insan-ı kamilin gelmesiyle yüce ve ideal bir toplumun oluşturulması Allah’ın kesin vaadidir.
O, Mesih İsa ile birlikte gelerek özgürlük ve adalet aşıklarının başına geçecek, zulmü, zorbalığı ve ayrımcılığı ortadan kaldıracaktır. Barışı, adaleti, özgürlüğü ve sevgiyi tüm dünyaya yayacaktır. Her bir bireye, dünyanın tüm güzelliklerini ve insanlığı mutluluğa götürecek olan tüm iyi şeyleri sunacaktır.
Bugün milletler artık uyanmış durumda. Toplumsal bilincin artmasıyla birlikte zulüm ve ayrımcılığa daha fazla dayanamamaktadırlar.
Bugün dünya, İslam Âleminde, Asya’da, Avrupa’da ve Amerika’da daha önce görülmemiş biçimde geniş çaplı uyanış hareketlerine şahit olmaktadır. Bu hareketler, mesajlarını her gün daha da yaymakta, daha iyi bir geleceğin, adaletin ve özgürlüğün gerçekleşmesine katkıda bulunmaktadırlar.
Büyük İran Milleti elini diğer Milletlere uzatmaya, insanlığın ortak arzularına giden bu güzel yolda onlarla hep birlikte yürümeye hazırdır.
Gelin hep birlikte sevgiyi, özgürlüğü, adaleti, bilgeliği ve insanlığı bekleyen parlak geleceği selamlayalım.
Teşekkür ediyorum…

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (13) içerik yüklenmiştir.