Haberlerİmam HumeyniİranOrtadoğu

Seyyid Ahmed Humeyni’nin Kutsal Savunma Yılları’nı anlattığı röportajı

Kutsal savunma yıllarının 11. yıl dönümünde rahmetli Hacı Seyyid Ahmed Humeyni ile o günlerin anıları hakkında bir röportaj gerçekleşti. Daha önce yayınlanmayan bu röportaj imam Humeyni (ra)’in nasıl bir lider olduğunu ve İslam ve müslümanları ve özellikle müslüman İran milletini ne denli düşündüğünü yansıtmak adına yayınlanıyor.

S – Sayın hüccetülislam Seyyid Ahmed Humeyni (ra), bu günlerde kutsal savunma yıllarının 11. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bize aziz vatanımızın saldırıya uğradığı haberini nasıl öğrendiğinizi ve o sırada savaşın sonu hakkında ne düşündüğünüzü anlatır mısınız?
C – Bismillahirrahmanirrahim, aslında İran İslam inkılabının yaşandığı dönemlerde ve özellikle imamın Paris’te ikamet ettiği sıralarda hakkında tahminler yürütülmeye çalışılan konulardan biri, bu inıkabın zafere kavuşması durumunda ne gibi tehditlerle karşılaşacağı sorusuydu. Biz o sıralarda münafıkların ve solcuların ülke içinde bir takım sorunlar yaratacağını düşünüyorduk. Çünkü o sıralarda şu anda adını hatırlayamadığım biri İran’dan Fransa’ya gelmişti. Kendisi şahın adamlarındandı ve daha sonraları da CIA ajanı olduğu ortaya çıktı ve bir süre de Şahpur Bahtiyar’ın özel kalem müdürlüğünü yaptı. Kendisi bize bir telefon numarası verdi ve işiniz olursa benimle temasa geçersiniz, dedi. Daha sonraları bu numaranın Şahpur Bahtiyar’ın odasının hemen yanındaki odaya ait olduğu anlaşıldı.
O sırada imam bu şahısla görüşmeyi reddetti. Bu şahıs bana, bizim de tahmin ettiğimiz bir dizi meseleleri anlattı. Bize Türkmen çölü yöresinde ve Buluçistan ve Kürdistan yörelerinde bir takım çatışmaların yaşandığını, hatta güneyde Arap halkı diye bir akımın ortaya çıktığını söyledi. Biz de bu meselelerin dışında İran aleyhinde bir savaşın çıkabileceğini tahmin ediyorduk. Zaten tam da inkılaptan sonraki krizlerin sırasında Irak savaşı başladı. Tabi savaş başlamadan önce Irak birliklerinin yer değiştirdiği ile ilgili duyumlar geliyordu.
Irak İran’a saldırıp bir kaç havaalanını vurduktan sonra, yani savaşın başladığı ilk anlarda genel kurmay başkanlığından bana haber geldi, ben de imamın huzuruna çıktım ve durumu kendisine haber verdim. İmam kendini kaybetmişlikten kaynaklanan her hangi bir tepki vermedi ve sadece benim anlattıklarımı dinledi. O sıralarda biz çok meşgulduk, çünkü bu savaşın kısa veya uzun süreceğini bilmiyorduk. Bizim ilk günlerdeki analizlerimiz hep savaşın bir kaç günde sona ereceği veya oldukça uzun sürecek bir savaş olacağı doğrultusundaydı. Tabi bu da ülke içindeki durumumuza bağlıydı. Yani eğer biz duruma olan hakimiyetimizi kaybetseydik ve onlar da gelip bazı yerlere işgal etseydi, savaş kaçınılmaz olarak sona erecekti. Ama eğer böyle olmasaydı, o zaman topyekün bir savaş için hazırlanmalıydık. Çünkü biz onların ne gibi silahlarla donatıldıklarını ve bizim de ne kadar silahımız olduğunu biliyorduk. Tabi bir çok silah ve mühimmatımızın yerini de doğru dürüst bilmiyorduk veya kışlaların durumundan haberdar değildik. Çünkü bu durumları bilenleri çoğu o sıralarda ülkeden kaçmıştı, geriye kalanlar da bizimle pek iyi ilişkisi yoktu ve bu yüzden bize bir şey anlatmak de istemiyordu.

S – Kuşkusuz siz kutsal savunma yıllarında imama en çok yakın olan kimseydiniz ve kendilerinin savaşın çeşitli anlarındaki karar ve tutumlarından haberdardınız. O dönemden bir anıyı anlatır mısınız?
C – O dönemle ilgili en acı hatıram, BMT kararnamesini kabul etmek ve en tatlı anım da Hurremşehr’in fethiydi.
Hurremşehr fethi o gün öğleden sonra saat 4 sularında ve imam yürüyüşteyken yayınlandı. İmam her gün üç kez ve her keresinde yarım saat yürüyüş yapardı ve yanında da radyo bulunurdu, çünkü biz önceden İslam savaşçılarının operasyon yaptığını ve çatışmaların bir gece öncesinden başladığını biliyorduk.
İmam yürüyüşteyken radyo, Hurremşehr’in kurtuluşunu ilan etti. Spikerin bu açıklamasından sonra imama baktım. Yüzünde memnuniyet ifadesi belirmişti. Genelde imam çok acı olaylar yüzünden üzüntüsünü, çok sevindirici olaylardan dolayı da sevincini belli etmezdi.
Hurremşehr meselesinden sonra imam savaşın sona erdirilmesinden yanaydı. Ancak savaştan sorumlu yetkililer Ervendrud’a kadar ilerlemeyi ve böylece Irak’tan tazminat almayı güvenceye almayı önerdi. İmam bu duruma karşıydı ve savaşın devam etmesi durumunda kesin zafer elde edilmediği takdirde savaşın uzayıp gideceğini ve bu yüzden bu savaşı belli bir noktaya kadar sürdürmek gerektiğini, şu anda da Hurremşehr fethinin savaşı sona erdirmek için en iyi fırsat olduğunu savunuyordu.

S – Kuşkusuz kutsal savaş yıllarının en değerli getirisi, İslam ordusunun savaş meydanında yarattığı savaş kültürü, hamasetler ve değerlerdi. Sizce bu getirileri korumak ve istikbarın kültürel saldırısına karşı kullanmak için ne yapmak gerekir?
C – Bence eğer bu savaş olmasaydı, savaşın sona ermesinden karşı karşıya kaldığımız tehlike belki de bir kaç yıl önce ortaya çıkacaktı. Bu savaşın en büyük etkilerinden biri, inkılabın pekişmesiydi. Yani bu savaşın sayesinde inkılap güçlendi ve inkılap karşıtları dışlanarak inkılap taraftarlarınca bu nizamın dışına atıldı ve en önemlisi inkılap da güçlenmiş oldu.
Ben bu savaş olmasaydı, inkılap yenilgiye uğrardı, demiyorum. Ama eğer bu savaş olmasaydı bu inkılabın kültürel ve inanç boyutu dünyada tanınmayacaktı. Bu savaş yüzünden dünya medyası 8 yıl boyunca İran hakkında haber yayınladı ve bu yayınların sırasında inkılabın gücü, imamın düşünceleri, inkılabın batının çizdiği değerlere karşı tavrı tüm dünyaya duyuruldu. Böylece dünya genelinde bir çok İslami direniş odakları oluştu ki bu da savaşın sürmesinin bir başka getirisiydi.
Eğer bu gün Salman Rüştü olayında dünya müslümanlarının sokaklara döküldüğünü ve imamın fetvasının onca yankı bulduğunu görüyorsak, tüm bunlar 8 yıllık savaşın yarattığı bilinçlenmenin sayesindedir. Çünkü imam İslami düşünüyordu. İslam dini ve imamın İslami düşünceleri o yıllarda tüm dünyada yayıldı.
Bu gün bu inkılap, 12 yıl önce gerçekleşen inkılaptır, ama şimdi savaş yok ve tutumlar da savaş eksenli değil ve batı medyası bizim en ufak bir sözümüzü bile büyütmeye çalışıyor. ama savaş sırasında bizim siyonist rejim, bölgedeki irticai devletler, Amerika gibi konularla ilgili tutumlarımız da Reuters ve Associated Press gibi haber ajansları tarafından tüm dünyada yayınlanırdı. Örneğin imam Amerika hiç bir halt edemez veya biz Amerika’nın dişlerini ağzında kırarız dediği vakit bu açıklamalar haber ajansları tarafından tüm dünyaya yayılırdı ve müslümanları kendine getirirdi. İmamın bu sözlerini dünya müslümanlarına duyuran bağlantı da o yıllarda devam eden savaştı. Örneğin biz Irak’a bir füze attığımızda bu olay, imamın dünya müslümanları ile bağlantı hattı oluyordu…

S – Sizce bu savaş bir yandan İslam inkılabı ve İslam cumhuriyeti, öbür yandan da istikbar ve bölgedeki işbirlikçileri için ne gibi olumlu veya olumsuz getirileri oldu?
C – Bu savaş maddi açıdan değil de, manevi açıdan batının haşmetini kırdı. Eğer bu savaş olmasaydı imamın Gorbaçev’e mesajı anlamsız olurdu. Bu savaş batının maddiyatçı kültürünü kırdı. Örneğin Amerika bizi yok etmek için bir çok silahı var ve bizimki yok, ama bir milletin silahı yok diye susması gerekmez ve bu da dayatılan savaşın getirilerindendi.

S – Hava akınları ve füze saldırıları sırasında imam ailesine karşı o şartlarda nasıl davranırdı?
C – Savaş başladığında kentleri yönelik bombardımanların başlaması zaman aldı. Savaşın başlarında genel kurmay başkanlığından bir ekip geldi ve imam için sığınak yaptı. Ancak imam sığınağa girmeyi reddetti. Hatta kendisine en azından gelip orayı görmesini rice ettiğimde kabul etmedi ve Tahran füze saldırıları altında olduğu o günlerde hep kendi odasıydı ve ve gayet normal davranıyordu.
İmam’dan hava akınları sırasında sığına girmesini istediğimde böyle bir şey yapmayacağını, kendisi ile başkaları arasında bir farkın bulunmadığını, başkaları hayatını kaybederken kendisinin yaşamasının anlamsız olduğunu belirtti.
Ailemize gelince onlar da cesur insanlardı. Örneğin şahın gizli ajanları evimize baskın düzenleyip imamı götürdükleri sırada ben bahçeye koştum ve annem normal bir şekilde babanı götürdüler, dedi. Genelde annem ve kardeşlerim korkak değildir ve sadece imamın sağlık durumunu merak ederler. Bir gün Tahran ağır bombardıman altındayken oturuyorduk. Annem odaya girdi ve bir battaniyeyi yerde görünce büyük bir soğukkanlılıkla beni çağırdı ve battaniyeyi toplamak için kendisine yardım etmemi istedi.

S – İmamın hangi davranışı gençlere örnek olabilir?
C – Bence imamın en önemli özellikleri sadakat ve samimiyetiydi. Yani imam bir yerde bir sözü söyleyip bir başka yerde sözünü değiştiren insan değildi. İmamın evin içinde ve dışındaki davranışı aynıydı.

S – İmam, silahlı kuvvetler hakkında ne düşünüyordu?
C – İmam silahlı kuvvetlerde en çok gönüllü seferberler ordusuna ilgi duyardı, çünkü bu kesimin arasında saçları beyazlamış yaşlı insanlardan tutun ta henüz ergenlik çağına erişmiş gençler yer alıyordu ve bunlar, imamın gerçek askerleriydi. Bu insanlar canlarını ve mallarını feda edip imamın emri üzerine ağır bir mücadeleye girmişti.
İmam, İslami inkılabı muhafızlar ordusundan de inkılabın evlatları şeklinde söz ediyor ve onları seviyordu. Ordu hakkında da bilindği üzere imam, ta baştan bu kardeşlerimizi savunuyordu ve hatta ordunun feshedilmesine şiddetle karşı çıkmıştı.

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (13) içerik yüklenmiştir.