HaberlerOrtadoğuSuriye

Amerikalılar Hiç Utanmadan Suriye’de Teröristleri Destekliyorlar

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı, Amerikalıların hiç utanmadan Suriye’de IŞİD ve Nusra Cephesi gibi katil teröristleri desteklediğini söyledi.

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat, El-Alam kanalına verdiği özel röportajda şu ifadelerde bulundu: ‘Kuşkusuz, şu an çok zor ve üzücü bir dönemden geçiyoruz. Bizim her zaman vurguladığımız ve açığa da çıktığı gibi, bu teröristlerin Suriye’ye karşı savaşları Amerika’nın desteği altında gerçekleşti ve Amerika hiç utanmadan, Filistin meselesi ve Arap-Siyonizm düşmanlığı olmak üzere Suriye’nin onlarca yıldır odak ve temel noktası olan konulardan dikkatini dağıtmaya çalışan teröristleri, IŞİD ve Nusra Cephesi katillerini ve diğer terörist grupları destekliyor. Ben; Mısır’ın zayıflatılması, Libya’nın tahribi ve Yemen’de sebepsiz yere devam eden yıkımı dikkate alarak, sadece yedi, sekiz ve dokuz yıl önceki saldırılar değil, Arap bölgesine karşı yapılan bütün saldırıların asıl amacının, ortamı Amerika Başkanı tarafından Kudüs’ün resmi olarak Siyonist Rejim’ in başkenti tanınması gibi bu tip bir karar için hazırlamak olduğunu vurguluyorum. Özellikle Suriye olmak üzere bölgede yaşanan olaylar, Arap-İsrail çatışması temel konusuyla bağlantılıdır. Suriye bu çatışmada takdire şayan bir direniş göstermiştir ve bütün Arap ülkeleri arasında Filistin meselesi konusuna doğrudan müdahalede bulunan ve her alanda onu savunan tek ülke değilse de bu ülkelerin en önemlileri arasındadır. Suriye Filistin’i savunma konusunu ideolojisi haline getirmiş, askeri ve kültürel alanda öncelikli konusu karar kılmıştır. Bu nedenle, ortam böylesi bir karar almak için hazırlanmış, geçtiğimiz aylarda da bu konuda eylemde bulunmuşlardır. Onlar, Trump’ın kararına ya da Amerika hükümeti tarafından alınacak herhangi bir karara tepkilerin bir hafta süreceğine inanıyorlardı. Onlar, Arap ve uluslararası kamuoyunun düşüncelerini Suriye’deki ya da bölgenin herhangi bir noktasındaki savaşın gerçek boyutları ve İsrail’in bölge olaylarına doğrudan müdahalesi konularından çarpıtmaya çalıştılar. İsrail’in IŞİD’i desteklediği, Nusra Cephesi ile iş birliği yaptığı, onların yaralılarını tedavi ettiği ve Suriye’deki katil silahlı kişilere gıda ve tıbbi yardımda bulunduğu kimseye gizli değil. Bununla birlikte, Suriye’deki uşaklarının çökmek üzere olduğunu hissedince, son aylarda doğrudan saldırıda bulundular. Bütün bu olanlar, Trump’ın bu kararı alma zamanını daha önemli kılıyor. Çünkü bu, önceden alınmış kararların devamında gerçekleşen bir eylemedi ve onlar bu kararı yetmişli yıllarda büyükelçiliğin taşınması konusunda aldılar ve bu karar çok eskiye dayanmaktadır. Ama Amerika liderleri, ortamın Arap ve Müslümanların bu kararı kabul etmesi için uygun olmadığını düşünüyorlardı. Bu nedenle defalarca bu eylemi askıya aldılar ve ertelediler. Hiç şüphesiz Amerika’nın bu kararı, üzerinde hiçbir hakları olmadığı halde alınan Balfour Deklarasyonunun aynısıdır. Diğer yandan, ülkeler karar anlaşmalarına göre karar almazlar, sadece halklarının direnişi ve iradesi yoluyla karar alabilirler. Ben, Siyonist Rejimin bu saydıklarımızdan hiçbirine sahip olmadığına inanıyorum. Eğer Arap ve İslam halkı direnişe devam etmekten umutsuz olsalardı, geçmişte kazanılan başarıların hiçbiri gerçekleşmezdi hatta bölgede Amerika’nın ve Siyonist Rejimin komplolarına ve teröristlere karşı elde ettiğimiz son zaferler de kazanılmazdı. Suriye, bu ülkenin bu şekilde cezalandırılmasına neden olacak hiçbir suç işlememişti. Batı ve batının uşakları on binlerce Suriyeliyi öldürmeye, Suriye halkının kendi çabaları ve direnişleriyle yaptığı alt yapıyı ortadan kaldırmaya geldiler. Bu eylem bizi umutsuzluğa düşüremez. Sadece hükümet boyutunda ve resmi boyutta değil, halk boyutunda da bütün noktalardaki Suriyeliler ve onların Suriye ordusundaki savunucuları bütün düşmanlar karşısında zafere ulaştılar. Onlar Suriye’nin bir hafta, on gün ya da iki hafta içerisinde ya da hatta bazı durumlarda birkaç saat içerisinde yenileceğini düşünüyorlardı ama biz haftalarca ve aylarca direniş gösterdik ve şimdi yedi yıla yakın bir süredir de hala direniş gösteriyoruz. Umudunu yitiren ise, teröristler, onları meydana getirenler, teröristlerin destekçileri ve aynı zamanda teröristlerin başarılı olması ve İsrail’in ayakta kalması için milyarlarca dolar harcayan ülkeler oldu. Ama Suriye, özellikle Hizbullah’ın sunduğu destek olmak üzere, dostlarının ve müttefiklerinin yardımıyla, direniş gösterdi ve ayakta durdu. Çünkü eğer terörizm Suriye’de kazansaydı Lübnan’da da kazanacaktı ve Hizbullah temsilciliğinde Lübnan Ulusal Direnişi ve Suriye ordusu arasında çok önemli rol oynayan yakın iş birliği olmasaydı bu olay gerçekleşirdi. Eğer İran İslam Cumhuriyeti ile dürüst ve iftihar verici bir koalisyon olmasaydı, dünyanın bugün şahit olduğu bu direniş ve zafer gerçekleşmeyecekti. Rusya’nın da Suriye’yi destekleme konusundaki rolünün çok önemli olduğunu söylemeliyiz. Çünkü Rusya da Suriye’nin diğer müttefikleri gibi Suriye’ye sınırsız yardımda bulundu, şehit verdi, mali ve ekonomik yardımlar sundu ve teröristlere ve bölgedeki son direniş kalesi çöksün diye oluşumunda ve uygulanmasında İsrail’in payı olan ve Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkelerinin iş birliği ve on milyarlarca dolar harcadığı komplolara karşı Suriye’nin zafere ulaşmasında ve direniş göstermesinde önemli rol oynadı. Ama Suriye, İran İslam Cumhuriyeti’nin, Rusya’nın, Hizbullah’ın ve ağır yaptırımlar altında kalacaklarından dolayı adını açıklayamayacağımız dünyada Suriye’nin hayrını isteyen diğer kuvvetlerin desteği ile zafere ulaştı.’

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı, “Bütün komplolar IŞİD’in yenilgiye uğramasıyla sonlandı mı?” sorusu üzerine şu açıklamalarda bulundu: ‘Hiç kuşkusuz evet, biz amacı Suriye halkını öldürmek olan ve milyarlarca dolar harcayarak Suriye’yi yıkmaya çalışan terörizmle savaşta büyük biz zafer kazandık. Ben burada Suudi Arabistan ve bazı diğer Arap ülkelerini ve yine batı ülkeleri ve Amerika’yı, Suriye’de dökülen her damla kanın sorumlusu olarak görüyorum. Şimdi de bu başarıları takip ediyoruz. Çünkü teröristlerden kalan bazı gruplar hala Suriye’nin bazı bölgelerinde bulunuyorlar ve biz bu grupları ortadan kaldırmak için takip altına alacağız. Onların işi bitmiştir ve onlar Amerika’nın, İsrail’in ve Suudi Arabistan olmak üzere bu komployu destekleyenlerin alnında bir utanç lekesi olarak kalmışlardır. Biz bütün bu çabalar karşısında direniyoruz, daha önce de söylediğim gibi, İsrail hatta doğrudan saldırıda bulunacak kadar ileri gitti. Ben İsrail’in bu saldırıların bedelini ödeyeceğini vurguluyorum ama şu an halihazırda askeri ve jeopolitik konular hakkında konuşmak istemiyorum ama büyük bir savaş olacak ve Amerika ve batının desteği altında olan İsrail, bütün bu düşmanca tavırlarının bedelini ödeyecek. Çünkü Suriye halkı kendi ülkesinde zillet ve aşağılanmayla yaşamayı ve İsrail’in suçsuz yere kendilerine saldırmasını kabul edemez. Uluslararası toplum, ya da uluslararası toplum olarak adlandırılan şey İsrail’i durdurma konusunda aciz ve yetersizse, İsrail uygun bir zamanda bu eylemleri durdurmak zorunda kalacak ve onun bedelini ödeyecektir.’

Faysal Mikdat röportajın devamında şu ifadelerde bulundu: ‘Değinmek istediğim diğer bir konu da Kudüs’tür, her Arap vatandaşı gibi ben de Kudüs’ün Arap olduğunu, Arap olarak kalacağını ve kapısının bütün dinlere açık olduğunu söylüyorum ve en derin tarihsel köklere sahip olan ülkelerden biri olan bizim ülkelerimizde, çeşitli din mensupları arasında ortak bir yaşam olabileceğine inanıyorum. Tarih bu bölgede sadece ortak bir yaşama değil, ortak bir din ve çeşitli geleneklere şahit oldu. Bu nedenle, bütün din mensuplarının hiçbir ayrım hissetmeden kendilerine bir yer verebilecekleri şekilde bu ülkeyi inşa etmeyi umut ediyor ve istiyorum. Oysa bazıları, bir aileyi diğer bir aileden ayırmaya çalışıyorlar. Suriye adına Kudüs’teki kardeşlerime ve Arap ümmeti içinde, İslam ülkelerinde ve dünyada Filistinlilerle dayanışması olan herkese şunu söylüyorum: Onlar, hak ve adalet ve Arap bölgesini bölmek için yapılan komploları sonlandırmak adına yaptıkları direnişte zafere ulaşacaklardır ve bizler de kendi haklarımızı savunacak ve Filistin halkının yanında duracağız. Çünkü onlar da teröristlerle savaşta ve bölgede ve bölge dışında İsrail liderliğindeki katillere karşı mücadelede Suriye halkının yanındaydılar.’

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal Mikdat özel röportajının devamında şunları söyledi: ‘Biz teröristlere karşı savaşımızda neler yaptık, biz bu savaşta İsrail karşısında caydırıcı bir rol oynadık. Suriye’ye karşı bu savaşı kim destekledi? Bütün bunların arkasında İsrail vardı ve biz bu terörist gruplarla savaştığımızda, batının komploları karşısında durduğumuzda ve Amerika ve Fransa’ya, teslim olmayacağız, direneceğiz dediğimizde, bütün bunlar Kudüs içindi. Onlar Suriye’nin rolünün her zaman belirleyici bir rol olduğunu biliyorlar, bu nedenle Suriye’ye ve genel anlamda Suriye’nin Filistin konusundaki duruşuna karşı bütün bu ahlak dışı çabalara ve terör eylemlerine kalkıştılar. Hedefleri de zafer kazanamasalar bile Suriye’yi yıkmaktı ama başarılı olamadılar. Hiç kuşkusuz onlar, mali desteklere, araçlara ve teçhizatlara güveniyorlardı. Biz her zaman iyimserdik ve biz gaip geleceğiz. Filistin halkının bu zafere ulaşmak için gösterdikleri direnişte onların yanında durduk. Kudüs hepimizindir. Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Hafız Esad’ın da dediği gibi, Golan Suriye’nin merkezinde ve Filistin de Suriye’nin güneyinde olacaktır. Bu nedenle biz bu konuyu açıklamaktan şüphe duymuyoruz. İsrail ve batı ülkeleri bu savaşta kazanırlarsa, zaman kazanacaklarını biliyorlar ama Allah’a şükürler olsun kaybettiler ve kaybedecekler.

Bu zafer, sayın Cumhurbaşkanı’nın bilge liderliğinin ve direnişinin ve Suriye ile müttefikleri ve birçok dünya halkı arasındaki iş birliğinin bir sonucudur. Ben Suriye’nin bu savaşta yalnız olmadığını, sadece açıkladığı müttefiklerinin değil, dünya halkının birçoğunun Suriye halkının yanında durduğunu ve Suriye’nin hak ekseninde olduğunu bildiklerini ve ayrıca, batı hakimiyeti, emperyalizm, yaptırımlar ve birçok kişiyi satın alma durumunun olduğunu, yolsuzluğa karşı olan ülkelerin, yolsuzluk yaptıklarını ve yolsuzluğun onların kemiklerine kadar işlediğini, Suriyelileri öldürmek için iç ve dış politikalarında bütün teröristleri kendi lehlerine satın almaya çalıştıklarını biliyorlar. Biz bu komployu etkisiz hale getirdik ve Allah’a şükürler olsun önümüzdeki günlerde ve aylarda Suriye’de ve bölgede bu zafere ulaşacağız. Bu savaş hiçbir şekilde sona ermedi ve savaş aynı şekilde devam ediyor. Suriye zafer yolunda büyük başarılar elde etti. Yanlış tabirler kullanmamalıyız, biz henüz bu savaşın ortasındayız. IŞİD’in asıl kuvvetlerini çeşitli bölgelerde ortadan kaldırdık ama IŞİD’in kendisi aynı şekilde Amerika tarafından desteklenmektedir. Suriye Demokratik Güçleri (QSD) olması muhtemel olan yeni bir IŞİD mevcuttur ve Amerikalılar onları Suriye halkının iradesine karşı desteklemeye çalışıyorlar. Bazı hainler QSD kuvvetlerinin IŞİD ile mücadele için oluştuğunu söylüyor ve bu bahaneyle faaliyetlerine devam ediyorlar ama aslında onlar Amerika’nın menfaatlerinin ve batının Suriye’ye ve Suriye halkına karşı komplolarına hizmet ediyorlar. Suriye’yi yok etmeye çalışanlar ve Suriye’nin çeşitli bölgelerinde birliğin sağlanmasına şart koşanlar Suriyeli değildir ve onlara güven olmaz. Ben daha önceki röportajımda da söyledim, onlar vazgeçmeli ve dönmelidir, bu Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olabilmeleri için en iyi fırsattır, aksi takdirde onların sonu da IŞİD, Nusra Cephesi ve diğer silahlı terörist gruplar gibi olacaktır. Onlar silahlarını bırakmalı ve silahlar sadece hükümetin elinde olmalıdır. Hükümete karşı elinde silah bulunan kişi teröristtir ve bu, uluslararası kanunlar arasındadır.’

Faysal Mikdat, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın Suriye Demokratik Kuvvetlerini hain olarak nitelendirmesi hakkında şu ifadelerde bulundu: ‘Bu, sayın Cumhurbaşkanı’nın kullandığı akıcı bir tabir olabilir ve her zaman Suriye lideri olarak zihnindeki tabirleri kullanmayı tercih etmiştir ama eğer hainden daha büyük bir kelime olsaydı kesinlikle onu kullanırdı. Çünkü ülke düşmanları ile müttefik olan ve ülkeyi yıkmaya ve bölmeye çalışan kişiler başka nasıl nitelendirilir ki? Onlar haindir, uşaktır ve Kürtçe ve Arapçada onlar için kullanılabilecek onlarca kelime vardır. Ben onların IŞİD’den çok farklı olduklarını düşünmüyorum ve onlar hatta IŞİD’den bile daha kötüdür. Kendi ülkesine ve Suriye ordusuna karşı silahlanan herkes IŞİD’den ve diğer düşmanlardan daha kötüdür.’

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı, “Eğer Suriye Demokratik Güçleri silahlarını bırakır, siyasi çözüme yanaşır ve buna karşılık olarak siyasi bir role sahip olmak isterlerse sizin cevabınız ne olacaktır?” sorusu üzerine şunları söyledi: ‘Siyasi çözüm, siyasi müzakere masasındadır ve bunu gündeme getirmenin birçok yolu vardır. Burada temel bir noktayı dile getirmeliyim, bizim halkımız birdir, Arap, Kürt, Ermeni ve diğer grupların tamamıyla tek bir milletiz ve yüzlerce ve binlerce yıldır bu topraklarda yan yana yaşıyoruz ve hiçbir koşulda Suriye halkı arasında ayrımcılık yapılmasını kabul etmiyoruz. Kürtler hakkında özel olarak söylenilen şey, onların da bizim gibi Suriyeli olduğudur. Evet bazı Kürtler Baasçıdır ve bazıları da Nasrani’dir, onlardan bazıları Suriye Başbakanıydı, bazıları bakandı ve biz de onlar gibi Suriyeliyiz. Şu an, Suriye’yi bölmek için İsrail, Amerika ve batı ülkelerinin menfaatleri ve hedefi doğrultusunda bize karşı bu sorunu oluştururdular. Hali hazırda bizim Kürt ve Suriyeli halkımızın salt çoğunluğu ülkelerinin yanındadır. Bu konuyu görmezden gelmemeli, bunu vurgulamalıyız. Kuvvetlerin içinde bulunan Amerika ve İsrail’in oluşturduğu uşaklara vatan haini muamelesi yapılacaktır ama biz barış, müzakere ve düzelme ortamlarını açık bıraktık. Her kim, ülkesinde kalmak ve ülkesinin ve halkının güvenlik ve istikrarını istiyorsa, geç olmadan dönmelidir.’

Başa dön tuşu
Bugün 30 Temmuz 2021 (20) içerik yüklenmiştir.