HaberlerOrtadoğu

Bakanlar gece Reyhanlı’yı ziyaret ederken en az 2900 polis yığıldığı iddia edildi

Mustafa Yavuz 16 yaşında. Patlamayı duyar duymaz belediyenin oraya ok gibi fırlamış. Yerde yatan bir kadını kaldırmak istemiş. Gördüğü manzarayla koşmaya başlamış “Kusarak koştum. Kustum kustum… Geri döndüm. Sonra üç kişi çıkardım abla.”
Salih Taş, RTÜK’ün yayın yasağına çıldırmış durumda. “Neyi saklamaya çalışıyorlar” diye avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Amcamın oğlunu dünden beri bulamadım. Bir parçasına razıyım. İzin vermiyorlar girip arayayım. Boyun damarları şişmiş Salih’in; gözler kıpkırmızı. “Reyhanlı’daki herkes İnneci Memoş diye bilirdi onu” diye ağlıyor.
Köşedeki GSM mağazasının vitrini tuzla buz olmuş, içi de yağmalanmış. Kemal’in ürpertici hikâyesi ise mağazanın önünde duran kömürleşmiş motosiklete dair: “Yetişemedim. Montumla söndürmeye çalıştım. Ama sadece ayak kemiklerini toplayabildim. Kim mi? Bilmiyorum. Dünden beri üç kere yıkandım. Hâlâ yanık kokuyorum.”
Mustafa, Salih ve Kemal her üçünün ortak cümlesi neydi biliyor musunuz: Dünden beri anlatıyoruz, yazmadılar, göstermediler. Sen de yazamazsın.
Kelimelerin kifayetsiz kaldığı bu hikâyeler nasıl yazılmaz dedim içimden.

Reyhanlı halkı gözünde dün sokaklardan geçen takım elbise kravatlı her erkek “devlet”i temsil ediyordu. Sitem ve öfkelerini, gördükleri her “devlet”e haykırdılar.
İlçe esnafından Bilgin Sakin, “Bakanlar geliyor diye, Allah seni inandırsın 2900 polisi yığdılar. Biz hayvan mıyız?” diyor. “Estağfurullah” diyorum. O duymuyor: “Ne işi var bu kadar polisin. Böyle geleceklerse hiç gelmesinler. Bomba patladıktan sonra niye kimse yoktu?” diye sürdürüyor.
Kamuda çalışan bir sağlık personeli. Adı bende saklı. Geçen gün benzin alırken, bir arabanın bagajında ağır silahlar gördüğünden söz ediyor. “Polis sesini çıkarmıyor. Kimse bunları çevirmiyor. Hiçbirinin triptiği (giriş izinleri) yok ama ellerini kollarını sallaya sallaya girip çıkıyorlar.”

Şikâyet etmediniz mi?
“Kaç kere. Emniyete, belediyeye, kaymakama kaç kere. ‘Böyle talimat aldık’ diyor başka bir şey demiyorlar.”
Yanındaki “Ceşhür istirahat ediyor” diye giriyor söze. “Efendim?” diyorum gayrı ihtiyari. Not defterime yazmasını istiyorum. “Ceşhür” diyor yazarken. Ceeş hür. Hani siz Özgür Suriye Ordusu diyorsunuz ya işte onlar.. ÖSO mensuplarının gündüz savaşıp, gece Reyhanlı’ya geldiğini anlatıyor.

Reyhanlı sokaklarında acılı halkın ortak bir sesi daha var: “MOBESE kameraları çalışmıyor.” Bu iddia ilçeye 13 milletvekili gönderen CHP heyetine de aktarıldı. Vatandaşa göre 25, 30, resmi kaynaklara göre 73 MOBESE varmış. Kimi çok sık arızalandığını, kimi göstermelik olduğunu, kimi de arızaların bahane olduğunu dile getirse de iddia son derece ciddi.
“Üç-dört tane de ben çıkardım” diyen Hasan Fehmi Şamlıoğlu’nun, sigaradan bıyıkları sararmış. Gözleri çok yorgun bakıyor. “Burada bir Türk seyyar satıcılık yapmaya kalkışsa burnundan getirirler. Ama Suriyelilere kimsenin bir şey sorduğu yok. Bakkal, manav, bitpazarı ne ararsan var.”
Gün boyunca Reyhanlı sokaklarında dolaştıktan sonra bu satırları yazdığım kafeteryada işittiğim bir cümle yüreğimi burkuyor: “Abi bu memleket bitti.”

MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin, Reyhanlı halkının yatıştırılması konusunda devletin bizden ricası oldu. “Bu zaten bizim de görevimiz” dedi. Gün boyu Reyhanlı’da taziye ziyaretlerinde bulunan Çirkin, yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Gün birlik beraberlik içinde olma günüdür. Düşmanları sevindirmenin âlemi yok. Reyhanlımız zaten büyük bir acıyla sarsıldı. Bir de ‘kalkışma’ denebilecek bir olayla anılmaması gerekir. Ziyaretlerimizde, önce yasımızı tutmamız gerektiğini söylüyoruz. Bu işi yapanların amaçlarına ulaşmaması gerektiğini dile getiriyoruz. Böyle bir olayın üzerinden siyaset yapmak, siyaset üretmek son derece yanlıştır.”(Çiğdem TOKER’in yazısından derlenmiştir.)

Başa dön tuşu
Bugün 12 Haziran 2021 (21) içerik yüklenmiştir.