DünyaHaberlerİranOrtadoğu

Çevre günümüz ve gelecek nesillerin ortak malıdır ve korunması gerekmektedir

İran İslam cumhuriyeti çevre hayatını koruma temelinde ekonomik kalkınma planlarını hazırlayıp yürütmektedir. İran anayasasının 50 maddesi uyarınca, çevre hayatı günümüz ve gelecek nesillerin ortak hayat hakkıdır ve korunması gerekmektedir. Evreni yaratan Allah cc, en ufak bir zerreden tutun en büyük ve engin Kehkeşanlara kadar her şeyi en ince ayarlı bir şekilde düzenleyip yaratmıştır. Bütün unsurların kainat düzeninde kendine uygun rollerini ifa etmektedirler. Nitekim Allah cc Kuran’ı Kerimin Enbiya suresinin 16 ayetinde buyuruyor ki; “Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık.” Yer küresi bizim yaşadığımız alandır ve evrenin küçük bir parçasıdır. Yer köresinde de her şey düzen içinde yaşamaktadır. Yeryüzündeki canlılar milyonlarca yıldan beri yaşamlarını sürdürdüler ve tabiat kanunlarıyla ilahi içgüdüler üzerine varlıklarını korudular. Fakat akıl sahibi insan tabiatı bozma girişimlerini sürdürdü. İnsan tabiata egemen olmak için bilinçli ve bilinçsiz olarak tabiatı ve çevre hayatını bozup tahrip etmektedir. Onlarca yıldan beri ve Son asırda çevre hayatında büyük bir tahribat ve bozgunculuk meydana geldi. Bu nedenle devletler çevre hayatını bozan girişimlere karşı seferber olup, onları etkisizleştirmeye ve çevre hayatını canlandırıp, korumaya çalışıyorlar. BM genel kurulu 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’da aldığı kararla 5 Haziran gününü dünya çevre hayatı günü olarak ilan etti. Bundan amaç, halkı ve kamuoyunu çevre hayatının önemi hakkında bilinçlendirmek ve tahribatını önlemek ve canlı türlerini korumaktır. Bu bağlamda her yıl, çevre hayatının hedeflerine uygun özel bir slogan belirlenmektedir. 2012 yılının çevre hayatıyla ilgili şiarıysa, yeşil ekonomik kalkınma ve büyümeyi geliştirmektir. Yeşil ekonomik kalkınma süreci sosyal adalet ve refahın da gelişmesine ve yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Yeşil ekonomik düzen, çevre hayatını tehdit eden unsurları azaltma, karbon dioksit gazı Co2’nun üretiminin artmasını azaltma, doğal kaynakları verimli ve sağlıklı bir şekilde kullanma, canlıların türlerini koruma şartlarını sağlamaktadır. Son kırk yılda defalarca çevre hayatı konusunda uluslararası konferanslar düzenlenmiştir. Bunlardan biri Brezilya’daki Rio de Janeiro kentinde 1992 yılında yapılan Yeryüzü konferansıydı. Bu konferansta 113 ülkenin temsilcisi 26 maddelik bir karar bildirisi yayınladı. Buna göre; insan hayatının keyfiyetini ve nitelikli hayat şartlarını yükseltmek, doğal kaynakları verimlik ve mantıki bir şekilde kullanmak, çevre hayatı kirlenmesini engellemek gerekir. Bu konferansta ayrıca kalkınma süreciyle çevre hayatı arasındaki bilinen ve bilinmeyen etkileşimleri tespit etmek, “sosyal gelişme, ekonomik gelişme ve çevre hayatını koruma” temelinde çevresel sağlığı geliştirmek gibi meseleler gündeme geldi. Yeryüzü konferansının 20. yıl dönümünde, çeşitli ülkelerin temsilcilerinin katılımıyla 30 Haziran günü Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde BM’nın sürdürülebilir kalkınma konferansı düzenlenecek. Son 40 yıldaki çevre hayatı konferanslarında çeşitli ülkelerin temsilcileri, çevre hayatı sorunlarını çözümleme çalışmaları konusunda ittifak halinde hareket etmiş bulunuyorlar. Fakat akla gelen soru şudur ki; niçin yapılan anlaşmalara rağmen henüz çevre hayatı tahribatı, canlı ve bitki türlerinin yok oluşu devam etmektedir. Bunun cevabı da şudur ki; birçok ülke sürdürülebilir çevre hayatını sağlamlaştırma sürecini dikkate almayıp uygulamamaktadır. Günümüzde çevre hayatı konusunda yeni bir tanım söz konusudur. Bu tanım çerçevesinde genetik hayat, ekosistem, canlı türleri gibi olgular söz konusudur. Bu yeni tanıma göre, varlık alemindeki bilinen ve bilinmeyen unsurlar, canlılarla diğer maddelerde çevre hayatının bir parçası sayılıyor. İnsan ise çevre hayatını ve dengesini bozan ve tahrip eden bir varlık olarak tanımlanıyor. İnsan ilmi ve teknolojik gelişimleriyle tabiata karşı korkunç müdahalelerde bulunup, çevre hayatını tehdit etmektedir. Tabiat ta kendini korumak için karmaşık bir şekilde bu bozguncu girişimlere tepki göstermektedir. Bu gelişmeleri doğru bir şekilde yönetebilmek ve çevre hayatını korumak için, yeni plan ve politikalar geliştirilmeli ve yeni yönetişim süreci başlatılmalıdır. Beşeri toplumun sürdürebilir çevresel kalkınma sürecini başlatması da bu bilinçlendirici girişimlerin bir sonucu olsa gerek. Sürdürülebilir kalkınma politikası, çevre hayatını koruma, çevre kirliliğini engelleme, sürdürebilir kalkınma politikalarının temel etkeni sayılıyor. Çevre hayatını korumak, gelecek nesillerin haklarını koruma ve tabiat nimetlerini kullanma hakkını sağlama anlamındadır. Gelişmiş ülkeler çeşitli konferanslarda gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınmalarını sağlamak için, çevre hayatını korumaları gerektiğini ileri sürmektedirler. Fakat gelişmiş ülkelerin çoğu bu haklı önerilerini bizzat ihlal etmektedirler. Nitekim çevre kirlenmesine ve iklim şartlarının bozulmasına ve seralaşmanın başlamasına sebep olmaktadırlar. Gelişmiş ülkelerin çıkardıkları savaşlar ve militarist politikalar, ülkelerin doğal kaynaklarını yağmalamaları ve çevre hayatını tahrip etmeleri, silah sanayisini geliştirip, askeri manevralarla çevre hayatını kirletmeleri, zehirli gazları kullanmaları, Co2, Co, Azot gazı ve diğer gazları üretmeleri, asit yağmurlarına sebep olmaktadır. Gelişmiş ülkeler sanayi kuruluşlarıyla enerji santralleriyle iklim şartlarının bozulmasına sebep olmaktadırlar. Orman yangınları da çevre hayatının tahrip olmasına sebep olmaktadır. Bu bozguncu girişimleri engellemek için devletler çevre hayatını koruma diplomasisini geliştirmelidirler. Sadece uluslararası toplum topyekûn harekete geçerek iklim şartlarının bozulması sürecini engelleyebilirler. Çevre hayatı politikası sınır tanımaz bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle bütün ülkeler ve milletler yakın işbirliğiyle bu sorunu çözme girişimlerini başlatmalı ve yönetmelidirler. Bütün ülkeler ve milletler çevre hayatını koruma konusunda eğitilip, bilgilendirilmelidir. Bütün insanlar sosyo-ekonomik gelişim ve kalkınmanın çevre hayatını korumaya bağlı olduğunun bilincine varmalıdırlar. İran İslam cumhuriyeti çevre hayatını koruma temelinde ekonomik kalkınma planlarını hazırlayıp yürütmektedir. İran anayasasının 50 maddesi uyarınca, çevre hayatı günümüz ve gelecek nesillerin ortak hayat hakkıdır ve korunması gerekmektedir. İslam öğretilerini ve değerlerini temel alan İran İslam cumhuriyeti çevre hayatının sağlamlaştırılmasına özel bir önem vermektedir. İslam dini de çevre hayatına özel bir önem vermektedir. İslam dini insana saygı ve insani keramete özel bir önem verdiği gibi çevre hayatının de insanın sağlıklı yaşamasına sebep olacağını vurgulamaktadır. Kuran’ı kerim ile İslam hukuku da çevre hayatının sağlamlaşması ve korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Hadisi şeriflerde de hava, su, deniz, orman ve diğer tabiat unsurlarının korunması ve kirletilmemesi gerektiği kaydedilmektedir. İslam açısından akıl sahibi insan tabiat nimetlerini Allah vergisi olarak doğru bir şekilde maddi ve manevi ihtiyaçları karşılamak üzere kullanmalıdır. İslam tabiatı tahrip etme ve israfta bulunmayı da yasaklamıştır. Doğa şartlarını bozmak insan haklarına ve diğer canlılara da saldırı sayılıyor. Tabiat tahrip etme Allah vergisi nimetleri de bozma ve israf sayıldığı gibi, gelecek nesillerinde haklarını ayaklar altına alma anlamındadır. , kuranı kerim açısından insan tabiat hakim bir varlıktır. Fakat insan akıllı bir şekilde tabiat sırlarını keşfedip, ilahi nimetleri doğru bir şekilde kullanmalıdır.

Başa dön tuşu
Bugün 29 Eylül 2026 (51) içerik yüklenmiştir.