FilistinHaberlerHasan NasrullahİranLübnanOrtadoğuRöportajlarSuriye

Hizbullah genel sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ın açıklamalarının geniş özeti yayınlandı

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Lübnan’dan yayın yapan el-Meyadin televizyonuna yaptığı açıklamada bölgede yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah, Amerika ve Suriye’deki silahlı mücadeleye destek veren Arap ülkelerinin, Suriye’deki krizin bitirilmesi için Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın, korsan İsrail’e karşı tutumunu sona erdirmesi ve İran ve Hizbullah’la ilişkisini kesmesi teklifinde bulunduklarını söyledi.

El-Meyadin televizyonundan Gassan Bin Ciddo’nun sorularını yanıtlayan Nasrullah, korsan İsrail ve Amerika’ya karşı duran her rejim ve hareketi desteklediklerini söyledi. Nasrullah “Hizbullah olarak, korsan İsrail’e karşı duran her rejim ve hareketin yanındayız. Suriye’deki rejim de korsan İsrail ve Amerika’ya karşı, direniş hareketlerinin yanında durdu. Suriye’deki rejim, diyalog ve reformlara hazır olduğunu gösterdi” dedi.

“Suriye’deki krizin, silahı bırakmak ve diyalog başlatmak dışında bir çözüm yolu yoktur” diyen Nasrullah, açıklamasına şöyle devam etti:

“Suriye’deki olayların başlangıcında, Suriye’ye giderek Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’la görüştüm. Cumhurbaşkanı Esad, 8. maddenin kaldırılmasıyla sonuçlansa da reformların zorunlu olduğu düşüncesine sahip olduğunu söyledi. Bunun aksine Suriye muhalefetinin ise reform gibi bir niyeti yoktu. Muhalefetin hedefi, rejimin devrilmesiydi. Batılı ülkelerin hedefi de rejimin devrilmesiydi.”

Nasrullah, Suriye’de yaşanan olaylara karşı bakışını şu ifadelerle dile getirdi: ” Geçmiş dönemde biz Hizbullah olarak, Arap dünyasındaki iç meselelere karışmayacağımızı açıkladık. Ben de konuşmalarımda, gerek 2000 öncesinde gerekse 2006 Temmuz Savaşı’nda bize destek olan halklara, halk ile rejim arasında yaşanacak bir krizlere taraf olarak müdahil olmamızı beklememelerini söyledim.

Biz, bu tutumumuza bağlı kaldık. Tunus’ta devrim başladığı zaman, ilk haftasında ve ilk 10 gününde herhangi bir açıklamada bulunmadık. Bazıları, bu tutumumuzu yanlış yorumladı, bizim Tunus devrimine karşı olduğumuzu sandı. Tam aksine biz ilkemize bağlı kalmıştık. Fakat sonuç itibariyle, Tunus, Yemen, Libya, Mısır, Bahreyn ve son olarak da Suriye’ye kadar uzanan süreçte “bizi ilgilendirmiyor” diyebileceğiniz bir süreç değildi.

Bundan ötürü biz, yaşananlara karşı temel tavrımızı belirleyen ilkeleri açıkladık. Bu dönemde ben, sürekli olarak farklı taraflarla bu konuyu konuştum. Onlara, “bir tavrın, ilkeler üzerine belirlenmesi gerektiğini” söyledim. Böylece tavrımızın, bir yerden diğer yere değişiklik göstermemesini hedefledik. Biz, tutumumuzu anlık çıkarlara bağlı gelişmeler üzerine değiştirmeyiz. Bizim ilkelerimiz ve sabitelerimiz var. İlk günden itibaren bizim ilkelerimiz olduğunu söyledik ve bu ilkelerimizi açıkladık: Birinci ilkemiz, Arap rejimlerinin korsan İsrail, Filistin davası, direniş, direniş hareketleri, bölgedeki Amerika ve Siyonist projelere karşı duruşunun ne olduğudur. Bir rejim, Amerika’nın projelerini destekliyorsa bu durumda tutumumuz olumsuz oldu. Çünkü bu, direnişin maslahatına değildi. Bu sebep, bu rejime karşı durmamız ve devrimin yanında olmamız için yeterliydi. İkinci ilkemiz ise bu rejimin, diyalog ve reform için herhangi bir hazırlığının olup olmamasıdır.

Eğer bizim önümüzde Amerikan projesinde yer alan ya da en azından düşmanla mücadelemizde olumsuz rolü olan bir rejim varsa ve bu rejimin reform, diyalog gibi bir hazırlığı da yoksa ben devrimci insanların yanındayım. Mısır’da, Libya’da, Yemen’de ve Bahreyn’de biz bu ilkemiz doğrultusunda hareket ettik.

Bu ilkeler doğrultusunda Suriye’ye gelecek olursak, Amerika ve korsan İsrail’in projelerine karşı duran bir ülke var önümüzde. Biliyorsunuz, Suriye sadece Lübnan ve Filistin direnişinin yanında durmadı. Aynı zamanda aleni bir şekilde Irak’taki direnişin de yanında durdu. Bizim önümüzde, “Irak’taki Amerikan güçlerine karşı savaşanları destekliyorum” diyen bir kişi var. Şimdi, diyorlar ki “Ama, Golan’da cephe açmadı.” Evet Golan’da cephe açmadı; ama bundan daha önemlisini yaptı. Sizin bundan daha azını bile yapmaya cesaretiniz yok. Evet, Suriye’deki rejim böyle bir rejim.

İkinci ilkemize gelecek olursak; Suriye’deki rejimin içerisinde büyük sorunların olduğu doğru. Birisi çıkıp da hiçbir sorun yok diyebilir mi? Rejimin kendisi dahi bunu kabulleniyor. Fakat bu rejim, reformlara ve diyaloga hazır olduğunu açıkladı.

Korsan İsrail’e karşı olan, direnişin yanında olan, diyalog ve reforma hazır olduğunu ilan eden bir rejim var ama ben, Suriye’yi yok etmek, savaşmak için Suriye’ye gidiyorum. Ulusal Konsey başkanı dün, sivillerin korunması için askeri müdahale çağrısı yaptı. Irak’a askeri müdahalenin sonucu ne oldu? Yüz binlerce Iraklı öldürüldü. Bize “Suriye’deki tutumunuz, Tunus, Mısır ve Libya’dan farklı” diyorlar. Elbette farklı; çünkü üzerinde durduğumuz ilkeler göz önünde bulundurulursa Suriye’de farklı bir rejim var.

Ben, Suriye’deki olayların başladığı ilk hafta, Suriye’ye gittim ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’la görüştüm. Cumhurbaşkanı Esad’a halkın meşru taleplerinin olduğunu, çözüme kavuşturulması gereken bazı dosyaların bulunduğunu söyledim.

Cumhurbaşkanı Esad, bunları kabul ettiğini söyledi. Ben ona “peki çözümün nedir? Bizimle irtibatta olan Suriyeli muhalifler var. Muhalefetle diyaloga girmeye hazır mısın?” diye sordum. O da “evet, ben hazırım” dedi. “Cumhurbaşkanı, siz reformlar yapmaya hazır mısınız?” diye sordum. O da “evet, hazırım” dedi.

Suriye’de cumhurbaşkanı, referandumla belirlenir. Cumhurbaşkanı Esad’e “anayasada değişiklik yapılarak, seçimlerin düzenlenmesini, bir, iki, üç adayın seçimlere katılarak, seçim yarışının gerçekleşmesini kabul eder misiniz?” diye sordum. Cumhurbaşkanı Esad de “evet, kabul ederim” dedi. Cumhurbaşkanı Esad, ucu ülkenin lideri olarak Baas Partisi’ni gören anayasanın 8. maddesinin değiştirilmesine kadar uzansa da reform yapma niyetinde olduğunu söyledi. (Fakat, bana “bu görüşmemizin gizli kalmasını istediğini” söyledi. Ben de şuana kadar gizli tuttum.)

Fakat bunun karşılığında ne oldu. Muhalefet, diyaloga girmeyi reddetti. Reformları kabul etmediğini, rejim devrilmesini istediğini açıkladı.

Ben, ilk günden bugüne kadar, Suriye’de tüm yaşananlara rağmen, Suriye’deki savaş için fetvaların verilmesine rağmen, medyanın kışkırtıcı yayınlarına rağmen, Suriye’de savaş için para ve silah gönderilmesine rağmen – tabi bütün bunları korsan İsrail’e karşı mücadelede görmedik- ben, ne diyorum?

Ben, Suriye’deki savaş için fetva vermiyorum. Suriye’ye silah göndermiyorum. Suriye’deki savaş için para göndermiyorum. “Suriye’deki savaşı durdurun, siyasi çözüm için buyurun diyaloga gelin” diyorum.

Diyalogda güvence verecek İran ve Rusya gibi ülkeler bulunuyor. Rusya, Suriye muhalefetini Moskova’da Suriye liderliğiyle diyaloga davet etmedi mi? Suriye liderliği, normalde diyalogu sadece Şam’da kabul etmesine rağmen, Moskova’da diyalogu kabul etti. Muhalifler ise kabul etmedi. Biz, “Burası Suriye’dir. Suriye’yi yıkmayın, parçalamayın. Akan kanı durdurun, halkı ve orduyu koruyun” diyoruz. Suriye ordusu, Amerikan hegemonyası dışında kalan tek Arap ordusudur.”

Gassan Bin Jiddo’nun “Bütün bu olanlardan sonra mı” sorusuna ise Nasrullah, şöyle yanıt verdi: Lübnan’da iç savaşta 200 bin kişi öldü. Ne yapsaydık biz? İç savaşa devam ederek birbirimizi öldürmeye, ülkemizi yakıp yıkmaya devam mı etseydik? Yoksa krizi çözmek için birbirimizle diyaloga girmemiz mi daha iyi oldu?

Saddam Hüseyin, İran’a açtığı savaşla, Kuveyt’e saldırmasıyla ve Amerika’yı Körfez’e çekmesiyle korsan İsrail’e büyük hizmetlerde bulundu. Fakat Amerika, Irak’ı işgale kalkıştığı zaman biz bu savaşa karşı çıktık. Irak muhalefetini, Saddam Hüseyin’le diyaloga çağırdık.

Bu tavrımızdan ötürü Irak, Kuveyt ve diğer bazı bölgelerde bizlere hakaretler edildi. Fakat biz tutumumuzu değiştirmedik. Bugün Suriye’nin de daha fazla yıkıma uğramaması, daha fazla kişinin canının yanmaması için aynı tutumu takınıyoruz” dedi.

Batılı ve Arap devletlerinin hedefinin sadece Cumhurbaşkanı Esad’ın devrilmesi değil rejimin devrilmesi olduğunu belirten Nasrullah, “Suriye’deki rejimden istenen, tutumunu değiştirmesidir. Araplığını terk etmesidir. Eğer Cumhurbaşkanı Beşşar Esad, kendisi ve beraberindekiler, Araplığını bir kenara koyan rejimlere dönüşmeyi kabul etse, Suriye’deki kriz anında biter.

Suriye’deki silahlı mücadeleyi destekleyen Arap ülkelerinden bir tanesi, Amerika’nın bakışını Cumhurbaşkanı Esad’a ulaştırdı. Cumhurbaşkanı Esad’a ulaştırılan mesaj şu: korsan İsrail’e karşı tutumunu değiştir, Hizbullah, İran, Hamas ve bölgedeki diğer direniş hareketleriyle ilişkini kes. O an krizin bittiğini düşünebilirsin.” dedi.

Suriye’ye askeri müdahalenin imkansız olduğunu ifade eden Nasrullah, Amerika’nın da böyle bir müdahaleye hazır olmadığını söyledi. Nasrullah “Amerika, Suriye’deki rejimin kalmasını istemiyor. Amerika, devletin ve rejimin çökmesi için savaşı uzatmak istiyor” diye konuştu.

Suriye’de yaşanan olaylara mezhebi boyut kazandırılmasının büyük bir hata olduğunu vurgulayan Nasrullah, “Suriye’de yaşanan krize mezhebi boyut kazandırılması ne Suriye muhalefetinin ne de ülkede uygulanacak reformların yararınadır. Çünkü neticede ülkenin bölünmesine yol açacaktır. Bu konuda alimlere ve seçkinlere büyük sorumluluk düşmektedir” dedi.

Nasrullah “Bölgede yaşananlardan korsan İsrail, istifade etmektedir. Hedef, Filistin’in unutturulmasıdır. Kudüs, tüm direniş hareketleri için akaidi ve ahlaki bir sorumluluktur” dedi.

Konuşmasında korsan İsrail’in tehditlerine de yanıt veren Nasrullah, 16 Şubat 2012’de gündeme getirdiği el-Celil denklemini yineledi. Nasrullah “korsan İsrail’in Lübnan’a saldırması halinde tüm seçeneklere açık olacağız. Sadece savunma pozisyonunda kalmayarak el-Celil’e gireceğiz” dedi.

Başa dön tuşu
Kapalı