HaberlerİranOrtadoğu

Hüccetül İslam Hadi Suruş: Caferi Mezhebi Dışındaki Hak Mezheb Mensuplarının Kutsallarına Sövmek, Lanet Okumak Kesinlikle Haramdır. Ehli Beyt İmamlarının Böyle Bir Öğretisi Olamaz

Hüccetül İslam Hadi Suruş, yıllarca Ayetullah Vehidi Horasani’nin öğrenciliğini yaptığı için onur duyduğunu dile getirdi ve şöyle konuştu:

O, büyük şahsiyet İslam dinini rahmet dini, Peygamberi de rahmet elçisi olarak tanımlamaktadır. Böyle bir dinle şekillenmiş olan Resulullah (s.a.a) ve Emirulmuminin’in (a.s) davranışları tekfirci ve radikal terör örgütleri için asla meşru bir zemin bırakmamaktadır. Bu tür akımlarda akıldan ve akılcılıktan hiçbir eser görülmemektedir. Aleni olarak sövmek ve lanet okumak caiz değildir. Ehlibeyt imamlarının emirleri de bu tutumun doğru olmadığını ortaya koymaktadır.

Rivayetlerde diğer mezhep mensuplarına düşmanlık etmek, onların kutsallarına saygısızlıkta bulunmak, onların büyüklerine sövmek ve lanet okumak yasaklanmıştır. Zira bu üslup onları Ehlibeytten (a.s) ve onların maarifinden uzaklaştırmaktadır.

Ayrıca rivayetlerde “onların cemaat namazlarına katılın, onlara sevgi gösterin, hastalarını ziyaret edin ve bizim sözlerimizi onlara anlatın” şeklinde farklı mezhep mensuplarına karşı ne şekilde davranılacağına dair yönlendirmelerde bulunulmuştur.

İmam Sadık (a.s), “zamanına âlim” olan bir bilge insandı. O yaşadığı dönemde tüm mezhep mensuplarının ilgi odağıydı. Farklı düşünce ve itikattaki insanları ceddi Resulullah’tan (s.a.a) almış olduğu örnek ahlakı ile etkiliyordu. Bunun neticesinde insanlar onun etrafına toplanır, ders halkalarına katılırdı. İmam Sadık (a.s) medresesinin öğrencilerinden biri olan Ayetullah Vehid Horasani, şu hususlara dikkat çekmiştir:

1- İslam’ın aslını korumak Kur’an ve sünnete bağlıdır. Masum imamlar (a.s) bu ilkeyi hep dikkat-ı nazara almışlardır.

Emirulmuminin (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) vefatının ardından hep bu ilkeyi korumanın mücadelesini vermiştir. Oysaki yönetime başkaldırması ve muhalefette bulunması için elinde çok ciddi argümanlar vardı. Mesela eşi Fatıma’nın (s.a) yönetimdekilerden rahatsızlığını kullanabilirdi. Bu konuda kendisine destek sözü veren fedakâr mücahitler de vardı, ama bunu yapmadı. İslam dininin bekası için sabretmeyi uygun gördü.

O hazretin bu konuda şu ifadeleri vardır: Allah’a yemin ederim ki kendimi diğerlerinden bu makama daha layık görüyordum(Nehcül Belaga 118. Hutbe). Ama Müslümanların işleri bozulmadığı sürece bu hakkımdan feragat edeceğim. (Nehcül Belaga 74. Hutbe). İşleri idaresini elinde bulunduran kişiye itaat edeceğim. (92. Hutbe). Bunu yaptım ve muhalefetten el çektim. (62. Mektup).

Emirulmuminin (a.s), onlarla çatışmamakla yetinmedi. Cemaatlerine katıldı, şüpheye düştükleri soruları yanıtladı ve ilmi sorunlarını çözüme kavuşturdu.

2- Ehlisünnet’le güzel şekilde geçinmek gerektiği konusunu İmam Sadık (a.s) temel bir ilke olarak beyan etmiş, bu ilkeye amel edenlere “Caferiye fırkası” ismini vermiştir. (Vesail 8/430). İmam Sadık şöyle buyurmuştur:

Siz Şiiler kendi imamlarınıza bakın; biz onlarla (Ehlisünnetle) nasıl muamele ediyoruz, siz de aynı şekilde davranın. Biz onları sevgi gösteriyoruz; hastalarını ziyaret ediyoruz, ölülerinin cenaze merasimine katılıyoruz. (Kâfi 2/219. 635).

İmam Sadık (a.s), bu davranış tarzına “takiyye” ismini vermiştir. Bu da gösteriyor ki “takiyye” kavramının çok geniş bir anlamı var ki kendi yerinde genişçe anlatılmıştır.

Ehlibeyt imamları (a.s) pratikte kendi yarenlerini Ehlisünnetin cemaatine katılma, onlara muhabbet gösterme, hastalarını ziyaret ve cenazelerine şirket konusuna teşvik etmişlerdir. İmamların farklı mezhepten olan insanlara en kritik anlarında maddi ve manevi destek verdiklerine dair yüzlerce örnek vardır.

Burada şunları bilmemiz gerekir:

Birincisi; İslam rahmet dinidir. Yüce Allah Peygamberine şöyle buyurmuştur: Beni, “geniş rahmet sahibi Rab” olarak tanıt. (Enam /147)

İkincisi; bu dinin elçisi de “Rahmet Peygamberidir”. (Enbiya/107 ve Ali İmran/159).

Üçüncüsü; Ehlibeyt imamlarının yöntem ve siyreti de muhabbet ve rahmet eksenli olmuştur. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim imametimiz muhabbet, iyi geçinmek ve ünsiyet üzerine kurulmuştur.” (Vesail 16/165).

Herhangi Bir Mezhebe Saygısızlık Haramdır

3- İhanet ve saygısızlık, özellikle de bazı mezheplerde sembolleşmiş kişi ve zevata saygısızlığın caiz olmaması Kur’ani bir iledir. Yüce Allah Enam suresinin 108. Ayetinde şöyle buyurmuştur:

Müşriklerin Allah’tan başka çağırdıkları tanrılarına sövmeyin ki, onlar da düşmanlıkla(ve) bilmeyerek Allah’a söverler.”

Masum önderlerin hayatına baktığımızda da onların muhaliflerine hakaretamiz ve saygısızlık içeren bir söz söyledikleri asla görülmemiştir. İmamlar kendi yarenlerine de bu konuda izin vermemişlerdir.

İmam Ali (a.s) Sıffîn savaşında yarenlerinden bazılarının Muaviye’nin adamlarına sövdüklerini görünce tüm askerlerini toplayıp onlara bir konuşma yaptı ve bu davranışlarından dolayı onları serzenişte bulundu. (Nehcül Belaga /206. Hutbe)

4- Sadece işlenen zulümler dile getirilmelidir. Masum din önderlerinden bize ulaşan rivayetlerde de bunu görmekteyiz. Onlar kendi dönemlerindeki zalim yöneticilerin halkın başına getirdikleri zulümleri ifade etmişlerdir. Bu konuda Nehcül Belaga’nın 103 ve 108. Hutbeleri ile 53. Mektubun 70. Paragrafı çok güzel bir örnektir.

Hatta bazı rivayetlerde İmam Ali’den (a.a) direkt halifenin ismi verilerek onun hakkında soru sorulduğunda açık cevap vermemiş, şöyle buyurmuştur: “Bugünün zaliminden gafil olma”. (Nehcül Belaga/162. Hutbe)

5- Zalimlerden teberra etmek bizim dinimizin furuuatından biri sayılmıştır. Fakat teberra sadece aleni olarak “lanet okumak” değildir. Önemli olan “söz konusu zalime temayül etmemek ve onun davranışından uzaklaşmaktır.” Elbette söz konusu zalimin hak ettiği cezayı bulmasını istemek da teberradır.

Kur’an-ı Kerim’de 40’tan fazla yerde “lanet” sözcüğü ve onun türevleri kullanılmıştır. Sadece Şeytan hakkında bu ifade kişiselleştirilmiştir. (Sad/28) Onun dışında hep çoğul kipinde ve kinaye türünde bu ifade dile getirilmiştir. Sizce Kur’an’ın bu metoduyla bizi nasıl bir yönteme davet etmektedir?

Ehlibeyt imamları da Kurân’ın bu metoduyla hareket etmişlerdir ve Müslümanlardan belli bir kesimin hürmet ettiği kişiler hakkında asla aleni olarak (isim zikrederek) lanet okumamışlardır. Aşura ziyareti gibi bazı ziyaretlerde isim zikretmeksizin kinaye yoluyla hak dine düşmanlık etmiş olanları lanetlemişlerdir.

Hatta farzedelim ki İmamlar (a.s) belli bir şahsı lanetlemişse ve o şahıs günümüzde Müslümanlardan belli bir kesimin hürmetini görüyorsa gerçekten aleni olarak ve iletişim araçları kullanılarak bu şahsa lanet okumak caiz olur mu?

Eğer böyle bir hadis olsa dahi kesinlikle ve hiç kuşkusuz o hadis imamlarımızın gizletilmesini emrettikleri sırlardan sayılmaktadır.

Yani o hadisin söylendiği durum ve koşullar dikkate alınmalıdır.

Dolayısıyla külli ve genel olarak, isim zikretmeksizin (zalimlere) lanet okumak Ehlibeyt imamlarının (a.s) yönteminde vardır. Fakat insanların huzurunda ve umuma açık alanlarda Müslümanlardan belli bir kesimin hürmet ettiği kişilere isimlerini zikrederek lanet okumak Ehlibeytin (a.s) yöntemi değildir.

Eğer bu nükteler dikkate alınmazsa;

Eğer biz diğerlerinin kutsallarına saygı göstermezsek kesinlikle bu, infiale neden olacak ve hakaret ettiklerimizin hakaretlerine maruz kalmış olacağız.

Ayrıca insanların Ehlibeyt (a.s) maarifinden uzaklaşmasına sebep vermekle büyük bir vebalin altına girmiş olacağız.

Ayetullah Vehid Horasani’nin Şia ile Ehlisünnet ihtilafı konusunda söylemiş olduğu şu cümle, onun meseleye yaklaşımındaki derin ve özgün tefekkürünü ortaya koymaktadır:

Bazıları iki muhalif cephede savaşmakta ama tek ortak amaca hizmet etmektedir. Aynen iki farklı yöne acılan bir makasın ağzı gibi… Şia ile Ehlisünnetin ihtilafı da böyledir; kesilen şeyse İslam’ın köküdür.

Bazıları İmam Sadık ve Usul-u Kafi’yi itibarsızlaştırmaya çalışmakta, bazıları da Şafii’yi ve Buhari’yi değerden düşürmeye çalışmakta… Bu iki ağzın ekseni İslam ülkelerinin dışındadır.”

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (28) içerik yüklenmiştir.