
Press Tv’de yer alan habere göre, “Müslümanların el ele vererek doğru yolu seçmekten başka şansı yok” diyen İran Cumhurbaşkanı, Müslüman dünyasında, Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da ve Batı Asya’da şiddet, terör eylemleri ve katliamlar yaşandığına dikkat çekerek, “Entelektüel ve söylem temelli şiddete son verilmeli” dedi.
Ruhani, ABD’den silah alan ve bunları çeşitli örgütlere teslim eden ya da diğer Müslüman ülkelere karşı kullanan sözde Müslüman ülkeleri eleştirdi ve Suriye, Irak ve Yemen’deki ölümler karşısında söz konusu ülkelerin “sessiz kaldığını” savundu.
Cumhurbaşkanı Ruhani, İslam âlemindeki tefrika ve şiddete yol açan etkenlere değinerek, şiddet ve terörün, maalesef İslam’ın, çarpık ve yanlış anlayış üzerine yorumlanmasından kaynaklandığını, şiddet düşünce yapısına karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Hasan Ruhani, İslami karalayan sahte anlayışların temizlenmesi ve İslam’ın parlak ve duru hakikatiyle Müslümanların parlak çehresinin dünya toplumuna tanıtılıp, gözler önüne serilmesi gerektiğini vurguladı.
İslam âlemi ve Müslümanların asıl yükümlüğünün gerçek İslam dini ve öğretilerini tebliğ etmek olduğunu belirten Ruhani, kamuoyunun aydınlatması gerektiğini, günümüzde dünya kamuoyunun İslam’a aşırıcılık ve şiddet yanlıları gözüyle baktığını, bunun Rahmet ve Rahmani din olan İslam’a karşı yapılan en büyük zülüm olduğunu söyledi.
İran Devlet Başkanı Hasan Ruhani, “İslam ülkeleri”nin birleşmesi gerektiğini belirterek, “Suriye’deki yıkım Türkiye’nin, Ürdün’ün, Suudi Arabistan’ın, Katar’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ya da diğer ülkelerin güçlenmesine mi yardımcı oluyor? Suriye’nin yıkımından İsrail dışında memnun olan var mı?” diye sordu.
İslam’la ilgili olumsuz algılarla mücadele edilmesi gerektiğini de belirten Ruhani, bunun için IŞİD benzeri yapılarla mücadeleye çağırdı. Ruhani, IŞİD benzeri grupların varlık sebebinin “mali ve kültürel yoksulluk” olduğunu da belirterek, “terörizm bombalarla yok edilmeyecek” dedi.
İran, İslami birlik ve dayanışmayı vurgularken, günümüzde İslam âlemi, selefi vahhabilik kaynaklı şiddet ve terörizm belasıyla karşı karşıya gelmiştir. Bu şiddet ve terör anlayışı Batılı güçlerce de desteklenmektedir. Terörizm ve şiddet destekçisi güç odakları ve devletlerin de itiraf ettikleri gibi, 21. asırda dünya toplumunun barışı ve güvenliğini tehdit eden en büyük tehdit kaynağı şiddet ve terörizmdir. Fakat bu gerçeği dillendirmek, terörizm belasını çözümleyip, gidermeyecektir. Akla gelen soru şu: Aşırıcılık ve terörizm, savaş ve bombardımanlarla ortadan kaldırılabilecek mi? Yahut bu saldırgan eylemlerin fikri kökenleri tanımlanıp, fikri ve ideolojik açıdan şiddet ve terörün anlayış ve düşünsel kökenleri çürütülmeli ve önlenmeli midir?
Gerçek şu ki el-Kaide, Taliban, Boko Haram, Eşşabab, Cephetün-Nusra, Ceyşul İslam gibi, cinayet, katliam ve tecavüze hiçbir sınır tanımayan tekfirci selefi Vahhabi terör örgütlerinin oluşumu, sapık ve çarpık bir düşünce ve anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bölge ülkelerindeki dikta ve gerici rejimler tarafından da bu terör örgütleri beslenip, desteklenmektedirler. Bu terör örgütlerinin asıl amacı, İslam ümmetinin gelişimini önlemek ve ortadan kaldırmaktır. Tekfirci düşünce tarzı, bütün insani, ahlaki ve ilahi değer ölçülerini geniş çaplı olarak çiğnemektedir. İslam dini, hürriyet ve eşitlik dinidir; farklı milliyetlerle kavimler ve dillere mensup insanları, farklı coğrafi alanlarda yaşayan insanları eşit görür; bütün din ve mezheplerinin serbestçe yaşanmasına imkân sağlar.
İslam düşmanlarıysa, barış, akıl, mantık, itidal ve âlemlere rahmet olarak indirilen İslam dini ve öğretilerini; sapık ve çarpık düşünce ve uyduruk mezheplerle şiddet, katliam, medeniyetleri yok eden bir din olarak tanıtıp, insanları İslam’dan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. İslam âleminde bazı bilinçli veya cahil Müslüman görünümlü düşünce sahipleri ve akımlar, İslam ümmetini parçalamak ve tefrikaya yakalatmak amacıyla hareket edip, Şii ve Sünni Müslümanlar arasında savaş çıkarmaya çalışıyor ve İslam düşmanlarına hizmet ediyorlar. İşte bu mezhep savaşını çıkarma fitnesi, İslam âlemini tehdit etmektedir. Bu batıl kısır döngüsünden dolayı Şii ve Sünni İslam cemaatleri ve toplumların birlikte hareket edip, İslam hakikatini tespit edip, ona uygun hareket etmelerini engellemektedir.
Bu nedenle Şii ve Sünni Müslüman düşünür ve alimler, birlik içinde hareket edip, İslam’ın hakiki İlahi, insani, ahlaki değer ölçüleriyle İslam hukukunu tespit edip, sapık ve çarpık düşünce ve inançları reddetmelidirler.
