
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Zarif Şark’ul Evsat’a verdiği demeçte, İran’ın önceliğinin, komşuları olduğunu söyledi.
İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Dr. Zarif’in Şarkul Evsat Gazetesi’nde yayımlanan demeci şöyle:
Son haftalarda, İran İslam Cumhuriyeti ve 5+1 Grubu, geçtiğimiz yaz İran’da düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaratılan özgün fırsattan, bölge sınırlarını aşan gereksiz nükleer krizi çözmek amacıyla yararlanmaya çalışmışlardır. Bu olumlu gelişme uluslar arası toplumun büyük bir kesimi tarafından memnuniyetle karşılandığı halde, komşu ülkelerdeki bazı dostlarımız bu açılımın kendilerine zarar verme olasılığından duydukları kaygıyı dile getirmişlerdir.
Maalesef, bölgemizde ve dünyanın her köşesinde sıfır toplamlı oyun zihniyeti yaygınlaşmış, hatta diyebiliriz ki bazıları kendi çıkarları uğruna İran’a karşı beslenen bu düşmanlıktan yararlanmayı alışkanlık haline getirmiştir. Biz biliyoruz ki bölgedeki çıkarlarımız uğruna başkalarına bedel ödeterek ilerleme sağlayamayız. Bu husus, tümüyle özellikle de bize çok yakın olan, güvenlik ve istikrarı tamamen bizim güvenliğimiz ve istikrarımız ile bağlı karşı taraflar için geçerlidir.
Dolayısıyla, her ne kadar batı ile angajman konusuna odaklanmış olunsa da, gerçek olan şu ki ülkemizin dış siyasetindeki birinci önceliği bölgedir.
Uluslararası siyasette sadece bazı konular sabittir ve coğrafya bunlardan bir tanesidir. Bir ülke, kendi komşularını değiştiremez. Globalleşen dünyamızda ülkemiz ile komşu ülkelerin kaderi birbirine bağlıdır. Kaderimizin yakın bağlarla birbirine bağlı olduğunu dikkate alırsak, başkalarının çıkarını hiçe sayarak çıkar sağlayabileceğimiz fikrinin bugün artık boş bir kuruntu olduğu görülecektir.
Bölgemiz karışıklık içinde yüzerken hiçbir ülke bir ada olmayacaktır. Başkalarının daha da fakirleşmesi uğruna refah elde edilmez. Başkalarının güvenliğini tehlikeye atarak kendi güvenliğinizi tesis edemezsiniz. Ya beraber kazanırız ya da beraber kaybederiz. Bizler birbirimizle işbirliği yapamaya, karşılıklı saygı duymaya, potansiyellerimizi bir araya getirmeye ve daha güvenli ve daha müreffeh bir bölge halkı yaratmaya kadiriz.
Ne yazık ki bugüne kadar bölgemize dayatılan güvenlik ve istikrar modeli rekabet, çekişme ve bloklaşma üzerine kurulmuştur. Yeni belirsizlikler yaratmak, gerçekleşmemiş ve söylenmemiş makam ve mevki hırsını artırmaktan başka bir sonucu olmaya bu durum, son otuz yılda bölgemizi sürekli olarak tehdit etmiştir.
O halde ileriye doğru nasıl hareket etmeliyiz?
Bizim öncelikle ortak çıkarlarımızı ve hedeflerimizi tanımamız ve tespit etmemiz, daha sonra ise bu hedeflere ulaşmak ve onları gerçekleştirmek için toplu yöntemler bulmamız gerekiyor.
Bizi birbirimize bağlayan şey birbirimizden ayıran şeyden daha çoktur. Ortak çıkarlara sahip olduğumuz kadar ortak tehditlerle de karşı karşıya olduğumuzu ve bu yüzden ortak zorluklarla karşılaşmaya ve ortak fırsatlardan yararlanmaya mecbur olduğumuz gerçeğini anlamalıyız. Kısacası biz ortak bir kadere sahibiz.
Bölgede gerginliğin önlenmesi, aşırıcılığın ve terörizmin yok edilmesi, çeşitli İslami fırkalar arasındaki eşgüdümün artırılması, toprak bütünlüğünün korunması, siyasi bağımsızlığın güvence altına alınması, petrolün ihracatının önünde hiçbir engel olmayacağından emin olunması ve yaşadığımız çevrenin korunması, hepimizin yararınadır. Bunlar ortak güvenliğimiz ve kalkınmamızın mutlak zorunluluklarıdır.
Zan ve güvensizlik içeren bu uğursuz dönemi tersine çevirmek, güven yaratmak için ileri adım atmak ve çocuklarımıza daha iyi, daha güvenli ve daha müreffeh bir gelecek hazırlamak için güçlerimizi birleştirmek amacıyla şu üç noktayı göz önünde bulundurmalıyız:
Birincisi; bizler bu stratejik bölgede güven ve işbirliği için kapsamlı bir çerçeve oluşturmalıyız. Bu süreçte meydana gelecek herhangi bir aksaklık gelecek için güvensizlik, gerginlik ve kriz tohumları olabilir. Bölgesel her türlü geniş çaplı düzenlemenin çekirdeği sahili olan bu sekiz hükümetle sınırlı olmalıdır. Diğer hükümetlerin buna dahil edilmesi bu bölgenin acil ve önemli sorunlarını gölgede bırakıp, güvenliğin karmaşık yapısını ve ayrıca aramızdaki işbirliğini daha da karmaşık hale getirecektir.
Elbette yeni sistemde potansiyel dengesizlik ve simetrisizliğe dair meşru kaygı oluşması mümkündür. Bir ülkeni veya birkaç ülkeden oluşan bir grubun kendi bakış açısını dayatmasının meydana getirdiği tedirginlik dikkate alınarak ve çözüme ulaştırılmalıdır. Karşılıklı saygı ve içişlerine karışmama ilkesi temelinde kapsamlı bir sistemin oluşturulması için BM çerçevesinde bir takım düzenlemeler yapmalıyız. Bunun için gerekli çerçeve daha önce Güvenlik Konseyi’nin Saddam Hüseyin tarafından İran’a dayatılan yıkıcı İran-Irak savaşı ve bölgedeki tüm savaşları sona erdiren 598 sayılı kararda sunulmuştur.
İkinci olarak; aramızdaki işbirliğinin hiçbir tarafın zararına olmadığını ve gerçekte bölgenin güvenliğini artıracak nitelikte olduğunu ve bölgede çatışan çeşitli çıkarların tümüyle farkında olduğumuzu açıkça ifade etmeliyiz. Bizi birbirimizden ayıran bir körfez var. Bu körfez dünya açısından hayati bir önem taşımaktadır ama bu önemin kaynağı tüm oyuncular için aynı değildir. Kıyısı bulunan ülkeler için bu körfez vazgeçilmez bir hayat kaynağıdır. Bize enerji ihtiyaçlarını temin eden ana kaynak olarak bağımlı olanlar için bu körfez onların ekonomik ve sanayi açıdan kalkınmaları için temel unsur niteliği taşımaktadır. Aksine bizim enerji kaynaklarımıza bağlı olmayanlar için bölgemiz uluslar arası siyaset ve ekonomik rekabet meydanını kontrol edebilmek için önemli bir alan özelliği taşımaktadır. Bu yüzden, farklı oyuncuların çıkarları arasında nitel farklılıklar olduğunu unutmamalı ve buna göre hareket etmeliyiz.
Üçüncüsü; bölgemizdeki istikrarsızlığın uluslararası unsuru çeşitli yabancı güçlerin farklı çıkar çatışmaları ve rekabetlerinden kaynaklanıyor. Onlar vasıtasıyla dış sorunların enjekte edilmesi önceden karmaşık olan bölgesel güvenliği daha da karmaşık hale getirecektir. Unutmamak gerekir ki, belki de bu yabancı aktörlerin menfaati her zaman istikrarı korumakta değil, onların bulunmasını açıklayacak nedenlere bağlıdır. Bir ülkedeki dış güçlerin varlığı, ev sahibi ülkede iç istikrarsızlığa neden olurken bu konumdaki ülkelerle diğer bölge hükümetleri arasındaki gerginlikleri artırmıştır.
Ben inanıyorum ki bu ortak meydan okuma ve çatışmalarla ilgili tartışmalar için gerçekçi irade mevcuttur. Çok sayıda fırsat ve zorluklarla karşı karşıyayız. Bunlar çevreyi yok etmekten tutun da etniksel gerginlikler, aşırıcılık ve terörizm, silahları denetleme ve silahsızlanma ve ayrıca turizmim, ekonomik ve kültürel işbirliği, güven sağlama ve güvenlik adımlarını artırmaya kadar bir dizi konuları içeriyor. Bizim hedefimiz uygulanabilen ve zaman içerisinde genişleyen bir diyalogu başlatmak olmalıdır.
İran tüm coğrafi boyutları ve tüm beşer ve doğal kaynaklarıyla, komşularıyla arasındaki din, tarih ve kültürel ortaklılıklardan yararlanarak, üçyüz yıldan beri hiç bir ülkeye saldırmamıştır. Biz dostluk ve İslami birlik elini komşularımıza doğru uzatmışız ve onlara şu güveni vermişiz ki bizi güvenilir bir ortak olarak görsünler.
Bizim için onur kaynağı olan ve İslami yönetim modelinin sandıktaki oylar vasıtasıyla değişim yapma gücünün göstergesi olan son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hükümetimiz dünya ve özellikle de komşularla yapıcı etkileşim içerisinde olmak için çokça yetki elde etti. Biz koşulları en iyiye doğru değiştirmek için, kendimizi bu yetkiyi kullanmaya mecbur kıldık. Ancak bunu tek başımıza yapmamız mümkün değil. Şimdi her zamankinden çok el ele verip, iyi bir gelecek sağlamanın zamanı gelmiştir. Karşılıklı saygı ve birbirine müdahale etmeme ilkesine dayalı bir gelecek. Biz bu amaca doğru ilk adımı atmak üzereyiz. Umarım siz de bize bu zor ama verimli sonucu olan yolda eşlik edersiniz.
