HaberlerİranOrtadoğu

İran’ın siyasal sisteminde “Cumhuriyet” ve “İslamiyet” arasındaki ilişki…

İran’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerine girdiği günlerde İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği, İran’ın siyasal yapısı hakkında açıklayıcı bir bildiri yayınladı.

Bazı medya gruplarında İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasi yapısı hakkında karartıcı ve yanıltıcı haberler yapılması üzerine, İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, ülkenin seçim mevsimine girdiği günlerde bir bildiri yayınladı, bildiri şöyle:

Bismillahirrahmanirrahim

İRAN’IN SİYASAL SİSTEMİNDE “CUMHURİYET” VE “İSLAMİYET” ARASINDAKİ İLİŞKİ

11. Dönem Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, aynı zamanda İran’da İslam İnkılâbı’nın 1979 yılında zafere ulaşmasından sonra düzenlenen otuz dördüncü seçimdir. 34 yılda 34 seçim düzenlenmesi halka dayalı yönetim sisteminin İran’ın siyasal sistemindeki rolünün bir göstergesidir.

Dine dayalı bir seçim sistemine sahip olan İslam Cumhuriyeti Devleti, kuruluş ve güçlenme dönemlerinin ardından, çok yönlü siyasi kalkınma hedefine ulaşmak amacıyla, halkın siyasi hayata en yüksek oranda katılımını sağlayacak uygun bir ortam hazırlamıştır. Dört yılda bir yapılan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Genel seçimler, İl ve Köy Genel Meclisi Seçimleri ile sekiz yılda bir yapılan Uzmanlar Meclisi Seçimleri, söz konusu katılımın temel zeminlerini oluşturmaktadır.

İslam Cumhuriyeti Sistemi’nde siyasi güç, kaynağını halktan alırken devlet halkın iradesini yansıtır. Dine dayalı yönetim anlayışına göre, devlet yöneticileri, toplum bireylerince seçilen ve halkın iradesini uygulayan kişilerdir. Yönetici konumunda olan kişi yasalar ve halkın istekleri önünde sorumludur ve yaptığı uygulamaların cevabını vermekle yükümlüdür. Toplumsal denetleme kurumları yönetici ve yetkililerin çalışmalarını denetlemekle görevlidir. İl genel meclisi üyelerini belirlemek için halkın oyuna müracaat edilmesi ve belediye başkanının İl Genel Meclisi üyelerince seçilmesi halk egemenliğinin somut bir göstergesidir. Aynı şekilde parlamenter sistem, genel seçimler, bakanlar kurulu oluşturulması ve güvenoyu ile iş başına gelmesi, üst düzey devlet yöneticilerinin ve bakanlıklarının faaliyetlerinin denetlenmesi de milli hâkimiyetin varlığına verilebilecek bir diğer örnektir. Yürütme organının başı Cumhurbaşkanının halkın doğrudan seçimleriyle iş başına gelmesi özgür yönetimin en önemli göstergelerinden sayılmaktadır. Dolayısıyla bugünün İran toplumu, İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın ilerletici ilkelerine göre, yeni yönetim modellerini diğer toplumlar ile aynı seviyede, benimsemiş ve onları uygulaya gelmiştir.

Bazıları, İran’ın siyasal düzenine hâkim yasa olarak İslam’ın benimsenmesi ve ülke işlerinde dini yasaların hâkimiyeti ile parlamenter ve seçim sistemine bağlı kalınamayacağını ve bu ikisinin birbiriyle çeliştiğini söylüyorlar. Dine dayalı siyasi bir düzen olan İslam Cumhuriyeti Devleti’nde geçen 34 yıl boyunca halkın siyasal hayata katılımı en yüksek düzeyde olmuş ve bu süre içerisinde ortalama her yıl bir seçim düzenlenmiştir ki bu, halkın siyasal yönetime katılımı için uygun ortamın İslam’a dayalı siyasal düzen tarafından sağlandığı anlamına gelir. Çünkü bu sistemde toplum bireyleri en küçük sosyal meselelerden en büyüğüne kadar tüm konularda düşünce ve görüşlerini bildirmektedir. İl Genel Meclisi, İslami Danışma Meclisi, Cumhurbaşkanı ve Uzmanlar Meclisi gibi çeşitli devlet organlarının başındaki yöneticiler veya üyeler doğrudan halkoyuyla seçilmektedir. Dolayısıyla da, İslami içeriğin korunmasının ve dini yasalara hâkimiyet tanınmasının, halkın görüşüyle ve doğrudan oylarıyla hükümet kurulması ve hükümetin kurulmasında demokrasi yönteminden yararlanılmasında herhangi bir engel teşkil etmediği ortadadır.

İslam İnkılâbı’nın zafere ulaşmasından önce İran sürekli olarak yabancı sömürgeciler tarafından sömürülüyor, kukla hükümetler de maalesef onlara bu fırsatı veriyorlardı. İslam İnkılâbı bağımsızlık ve adalet şiarı ile ve dinin temel ilkelerine dayanmak suretiyle tüm dünyaya, kendi ideallerine dayanarak içinde bulunduğu çağa aydınlık bir medeniyet bağışlama düşüncesinde olduğu mesajını verebilmiştir.

Bugünün İran toplumu, en yüksek düzeyde sahip olduğu milli bağımsızlık ve İslami inançlarıyla, günümüz dünyasında güçlü ve deneyimli bir devlet örneği olarak öne çıkmış ve dünyadaki seçkin yerini almıştır.

İslam İnkılâbı’nın devamlılığının ve kalıcılığının sağlanması ve ulusal gücün uluslar arası alanda korunması da bir takım gereklilikleri beraberinde getirmektedir. Bu gerekliliklerden biri de, halkın siyasal kararlara ve sosyal işlere katılımıdır. Halkın oyuna dayanmak ve halkın ülke işlerine katılımını sağlamak, ulusal kaderin yine ulus tarafından belirlenmesindeki toplumsal hassasiyeti artıracaktır. Halkın doğrudan oylarıyla iş başına gelen bir hükümet, doğal olarak halkın ciddi desteğine mazhar olduğu gibi uluslar arası diplomasi alanında da güçlü bir yapı olarak ortaya çıkar. İran’ın nükleer müzakerelerde art arta elde ettiği başarılar ve uluslar arası toplumun İran’ın barışçıl nükleerden yararlanma hakkını tanıması bunun bir örneğidir.

Bir devlet, günümüz dünyasında, yabancı güçlere bağlı olmaksızın milli bağımsızlığını devam ettirmek istiyorsa, halkın desteğini almalıdır. Bu, İslam Cumhuriyeti nizamının en önemli zafer kodudur.

İran İslam Cumhuriyeti Devleti’nde Cumhuriyet ve İslamiyet arasındaki ilişkiyi biraz daha açmak gerekirse; İslam Cumhuriyeti Anayasasına göre egemenlik Allah’a aittir. Bu ilahi egemenlik, halkın iradesiyle şekillenen salih insanların yer aldığı devlet tarafından kullanılır. İran İslam Cumhuriyeti nizamında bütün güçler milletin haklarını temin etmek için meydana gelir ve İslam egemenliğinin çatısı altında toplanır. Önderlik makamı, doğrudan halk tarafından seçilen Uzmanlar Meclisi tarafından belirlenirken, yürütme, yasama ve ülke planlaması gibi diğer organların başındaki yöneticiler de doğrudan halkoyuyla seçilirler. İran’ın siyasal sisteminde halkın siyasal ve sosyal alanlardaki katılımı ve milli egemenlik hakkı dini yasaların hâkimiyeti altında en iyi şekilde güvence altına alınmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti Devleti, uluslar arası ilişkilerde iki kutuplu düzenin hâkim olduğu 1979 yılında kurulmuştur. İslam İnkılâbı’nın zafere ulaşmasının üzerinden 34 yıl geçerken şuan İran, batının kendisine yönelik ve gün be gün artan onca baskılarına rağmen İslami inançlarına ve halkının desteğine dayanarak azim ve kararlılıkla, yüksek adımlarla yoluna devam etmektedir.

İRAN İSLAM CUMHURİYETİ BÜYÜKELÇİLİĞİ ANKARA, 11 HAZİRAN 2013

Başa dön tuşu
Bugün 07 Ekim 2026 (12) içerik yüklenmiştir.