Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ve Al-ı Suud’un rezaletine BM sert tepki gösterdi

Suudi muhalif gazetecisi Cemal Kaşıkçı’nın İsanbul’da Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda öldürüldüğüne dair çıkan haberlere BM de tepki gösterdi.
Birleşmiş Milletler , Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasının son derece endişe verici olduğunu bildirdi.
BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın brifinginde, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden haber alınamayan Washington Post Yazarı Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın durumuna ilişkin soruları yanıtladı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, Kaşıkçı’nın durumunu yakından takip ettiğini belirten Dujarric, ”Genel Sekreter, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybolmasından son derece endişe duyuyor.” dedi.
El Cezire televizyon kanalı, Kaşıkçı’nın cesedinin İstanbul’daki bir bölgede bulunduğunu duyurdu. Ancak Türkiye resmi olarak şu ana kadar Kaşıkçı’nın ölümünü doğrulamış değil. Kaşıkçı’nın belirsiz kaderi, Suud rejimini eleştirenlerin hatta Suudi Arabistan dışında bile can güvenliği olmadığını ortaya koymuş oldu.
Cemal Kaşıkçı son yıllarda kaçırılan ilk Suudi muhalif değil, son yıllarda Avrupa’da yaşayan ve Al-i Suud rejiminin muhaliflerinden sayılan 3 Suudi prens kaçırılmıştır. Yurt dışındaki bazı Suudi muhaliflerin de katledildiğini gösteren kanıtlar da var. Bunlardan biri Naser es Said’dir.
Prens Sultan Bin Türki de, Suudi yönetimi sert şekilde eleştirenlerden biri olarak biliniyordu. Ancak 2003 yılında Cenevre’de ve bir kez daha 2016 yılında Kahire’ye giderken kaçırıldı ve şu sıralarda Suudi Arabistan’da tutuklu bulunmaktadır.
Prens Türki Bin Bender Al-i Suud da, çok kritik bilgilere sahip eski Suudi güvenlik yetkililerindendir. O da 2015 yılında, Fas’a giderken gözaltına alınarak, Riyad’a iade edildi.
Prens Suud Bin Seyf en Nasr Al-i Suud da, Suudi yöneticileri eleştiren yazılarından dolayı 2014 yılında kayıplara karıştı ve o tarihten beri ondan haber alınamıyor.
Biraz daha geriye gidersek, Suudi muhaliflerden Naser es Said’in 1979’da kaçırılarak öldürülüğü olaya geliriz. Bir İngiliz casus, es Said’in kaçırılmasından 30 yıl sonra, Said’in kaçırıldıktan sonra öldürüldüğünü ve cesedinin de uçaktan Akdeniz’e atıldığını ifşa etti.
İfade edildiği gibi Suudi Arabistan’ın cinayetleri son yıllarda kat kat artmıştır ki bu tür girişimler her defasında ABD Başkanı Donald Trump tarafından teyit damgası almıştır.
Son yıllarda Muhammed Bin Selman’ın Suudi Arabistan’ın Veliaht Prensi olduktan sonra, onlarca tüccar, din adamı, prens, alim, şair, aktivist ve hoca ve kadın gözaltına alınıp, hapse atıldılar.
Kaşıkçı’nın Türkiye’ye gelmeden önce ABD’ye gitmek istediğine dair bazı haberlerin yayınlanması, bu dosya ile ilgili belirsizlikleri ve bazı Amerikan yetkililerinin de bu olayın arkasında olduğu veya olaydan haberdar oldukları ve esasında olayın onların yeşil ışığıyla gerçekleştiğine dair ihtimali güçlendirmiştir.
Ray el Yevm gazetesi, Kaşıkçı’nın kayıp olduğu tarihten bir gün önce, ABD Başkanı Trump’ın Riyad’in Washington’un desteği olmadan iki hafta dayanamayacağına dair sözlerini eleştirdiğini bildirdi.
Kaşıkçı ayrıca Trump’ın Yüzyılın Anlaşması’na karşı çıkan gazetecilerden sayılıyordu.
Türkiye Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Türk yetkilileriyle sıcak münasebetleri olduğundan Kaşıkçı’nın böyle bir akıbeti hem de Türkiye’de yaşaması, bu meselenin bölgesel sonuçlarını ağırlaştırabilir
Türkiye yönetimi tarafından Kaşıkçı’nın ölümü resmen doğrulanması halinde, bundan önce Katar olayından dolayı ilişkileri gerilen Ankara ile Riyad’ın münasebetlerinde yeni bir kriz dönemine geçilebilir.
Suudi yönetim, İhvancı eğilimiyle bilinen Kaşıkçı’yı İstanbul’a çekerek, Ankara aleyhinde olay çıkarma girişimi, sonunda herkesten ziyade Yemen, Katar, Suriye, Lübnan ve Irak meselelerinde olduğu gibi Al-i Suud yöneticilerinin zararına olacak.
Görünen o ki, olay ABD’de yaşayan bir Suudi gazetecinin kaderini aşan bir olaydır ve bu konu, Suudi yöneticiler ve Amerika ile Yüzyılın Anlaşması çerçevesinde işkilli münasebetleri için başka bir skandal sayılıyor.
