Netanyahu ile Bin Selman Arasındaki İlişkinin Başarıya Ulaşmasını Önleyecek Ana Zorluklar

Yediot Ahranot gazetesi haberinde, Netanyahu ve Bin Selman’ın bu ilişkileri kamuoyuna duyurma arzusuna atıfta bulunarak şöyle duyurdu: “Siyasi ve diplomatik çevrelerin çoğu, Benyamin Netanyahu’nun başbakanlığının bu döneminde Suudi Arabistan ile bir uzlaşma anlaşması imzalamaya çalıştığına inanıyor ve bu bağlamda, İsrail tarihinde bir yer edinebilmesi için Suudi insiyatifinin Filistinlilerle çatışmayı çözme konusu da gündeminde olacak.”
Ancak bu medyaya göre, İsrailli bir uzmanın Suudi El Arabiya kanalı ile yaptığı görüşmede açıkça belirttiği gibi bu, Benyamin Netanyahu’nun kendisini aşırı sağ ve sağa yakın kanattan ayırıp orta kanada yaklaşmasını gerektiriyor.
İbranice yayın yapan bu medyaya göre bugün Netanyahu, İran-fobik olmanın yanı sıra ekonomik ve teknolojik ilerleme gibi araçlarla bölge ülkeleriyle daha fazla işbirliği fırsatı sağlamaya çalışıyor.
Ancak Yediot Aharanot’a göre Netanyahu ile Bin Selman arasındaki yakınlaşmayı sorunlu hale getiren 3 temel engel var:
Bu medya açısından birinci engel, Riyad’ın Filistin meselesindeki inisiyatifinden vazgeçmesinin imkansızlığıdır ve bu inisiyatifin sahibi olarak bunu göz ardı edemez ve İsrail ile ilişkilerini kamuoyuna açıklayamaz.
İkinci engel, bu eylem için uluslararası desteğin olmamasıdır, çünkü Tel Aviv, bu konuyla ilgili olarak Amerikan desteği şemsiyesinden yararlanmamıştır; çünkü Biden hâlâ Suudilerle bir anlaşma arıyor ve muhtemelen Suudi Arabistan’ın yönetici ailesini bir uzlaşma anlaşması imzalaması için teşvik etmeye istekli olmayacak.
Üçüncü engel ise Orta Doğu’yu bu aralar yeniden vuran uzlaşma karşıtlığı dalgasıdır ve Yediot Ahranut Güney Fars Körfezi ülkelerinin ekonomik ve çıkarcı politikalarının ötesindeki klasik kimliğe dönüş olarak değerlendirdi.
İşgal altındaki topraklarda anti-Siyonist operasyonların yoğunlaşmasına ve Katar’daki Dünya Kupası’nda İsraillilerin başına gelen felakete atıfta bulunan bu medya, bunu eski Ortadoğu’nun yeni Ortadoğu versiyonuna teslim olmaya hala istekli olmadığını gösteren bir teyit olarak değerlendirdi ve Tel Aviv’in uzlaşma sürecinin genişletilmesi bağlamında başka bir taraf olmaksızın kabul etmesi gereken gerçek de budur.
