AfrikaHaberlerRöportajlar

Raşid Gannuşi: Halklar ne kadar İslam’a yaklaşırsa o kadar birlikteliğe yaklaşır

Tunus devriminden sonra iktidara gelen Nahda hareketinin lideri Raşid Gannuşi, Mısır’daki son gelişmeleri “siyasi mücadele” olarak nitelendirdi. Gannuşi, “Mısır’ın bölgedeki ağırlığı bakımında son olaylar tehlikeli ve bölgeyi etkileyecek cinsten gelişmeler. Aslına bakarsanız bu siyasi bir çatışmadır.” dedi.

Geçtiğimiz yıl yaşanan ve Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanan devrime kadar 22 yıl kaldığı sürgün yeri Londra’ya bir ziyaret gerçekleştiren Raşid Gannuşi, buradaki evinde özel bir mülakat verdi.

Mısır’daki yönetime karşı protestolara ilişkin Gannuşi, seçimlerde başarılı olamayanların Mursi’nin liderliğini sarsmak istediklerine dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanını zayıflatarak yetkilerini azaltmayı amaçlıyorlar. Bunun için de yargıyı siyasi amaçlarına alet ediyorlar.” diye konuştu. Yargının yanı sıra basın, cemiyetler ve kiliseyi de Mursi yönetimine yönelik muhalif unsurlar olarak kullandıklarını ifade eden Tunuslu lider, “Tabii bu adımlar siyaseti baltalar, bozar.” yorumunda bulundu.

Gannuşi, bu tür şeylerin diktatörlerin döneminde olabildiğini ve bir yönüyle de anlayışla karşılanabileceğini belirterek bunun sebebini, “Diktatörlük siyasi çalışmaları engeller. Bunun için siyasiler basın, cemiyetler, yargının arkasından hareket etmek zorunda kaldılar.” sözleriyle açıkladı.

Gannuşi, “Yargının yürütme organının işine karışmaması lazım. Artık sivil toplumda herkes kendi işini yapmalı. Gazeteler gazetecilik, yargı, hukuk, cemiyet ise cemiyet görevini yapmalı.” ifadelerini kullandı.

Mısır’daki gelişmelerin Tunus’u da etkilediğine dikkat çeken Gannuşi, “Oralarda Müslümanlara muhalif olanlar başka yerlerde de aynı şeyi yapıyor. Ancak biz devrimin başarıya ulaşacağına inanıyoruz. Halkın da tutumu gayet açık. Halk değişim ve devrimin yanında yer alıyor. Bu tür girişimler ise karşı devrim hareketleridir.” diye konuştu.

“Tarih geriye akmaz!” diyen Raşid Gannuşi, bölgede diktatörlük döneminin bir daha geri dönmemek üzere gittiğini, fakat geçiş sürecinde bazı zorlukların yaşanabileceğini ifade etti.

Gannuşi, “Geçiş süreci grafiği sürekli yükselmez, az da olsa aşağı doğru düşebilir. Ancak bu yükselme devam eder.” dedi. Tunuslu lider, bölge halkının artık baskıcı yönetimleri kabul etmeyeceğini ve diktatörlükten uzak farklı bir yönetim istediğini, ancak yeni tarz yönetimin oturmasının zaman alacağını sözlerine ekledi.

“Diğer tarafta ise karşı bir devrim var, fakat Allah’ın izniyle bu karşıt devrim başarılı olamaz.” diyen Gannuşi, tüm dünyanın özgürlüğe yöneldiğini; Arap toplumlarının ise ‘uzak karanlık bir bölge’ olarak kaldığına dikkat çekti.

Tunus’daki yeni anayasa çalışmaları hakkında da bilgi veren Nahda hareketi lideri, yeni anayasadaki ‘şeriat’ ibaresinin anlaşmazlık konusu olmaktan çıktığını ve mevcut Anayasa’nın 59’uncu maddesinde yer alan “Tunus bağımsız, özgür ve dili Arapça olan Müslüman bir ülkedir.” ibaresiyle yetindiklerini söyledi.

Raşid Gannuşi, ‘şeriat’ ibaresinin anayasaya yeni bir şey eklemeyeceğini, hatta Şeriat’ı gerçek manada bilmeyenleri de korkutacağını belirterek, “Çünkü onlar Şeriat’ı adalet, merhamet olduğunu bilmiyor, sertlik ve ceza olarak algılıyorlar. Ayrıca anayasalar halkın müşterek olduğu açık naslar üzerine kurulmalı.” değerlendirmesinde bulundu.

Kanunların çok şey değiştiremeyeceğine inandıklarını ifade eden Gannuşi, “Devlet halkın nasıl yaşayacağını dikte edemez. Devletin işi güveni sağlamak, halka eşit fırsatlar tanımak ve halkın yaşantısını kolaylaştıracak hizmetler yapmaktır. Halkın nasıl yaşayacağı devletin işi değildir.” diye konuştu.

Filistin konusunun dünya genelinde önemli bir konu olduğunu kaydeden Gannuşi, “Filistin sorunu Arap ve tüm dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Türkiye bu sorundan uzak duruyordu. Ancak bugün Türkiye bir taraf, ortak ve kendisini ilgilendiren bir konu olarak Filistin meselesine yaklaşıyor.” dedi.

Arap Baharı’nın İslam ülkeleri arasındaki dayanışma ve işbirliğinin artmasına katkı sağladığını düşünen Gannuşi, “Arap Baharı, Araplar ve İslam dayanışmasını artıracaktır. Çünkü İslam bütünleşmeyi sağlıyor. İslam Türkleri, İranlıları ve daha başka Müslüman olan toplumları birleştirdi. Bana göre halklar ne kadar İslam’a yaklaşırsa o kadar birlikteliğe yaklaşır. Bu Arap dünyası ve tüm İslam dünyası için geçerli.” diye konuştu.

NATO’nun Türkiye’nin talebi üzerine Suriye sınırına Patriot füze savunma sistemi kurmasına ilişkin ise Gannuşi, “Biz Müslümanlar arasında bir çatışma istemiyoruz. Türkiye ile Suriye arasında bir çatışma istemiyoruz. Müslümanlar arasında çatışma günahtır. Savaş günahtır. Müslüman Müslüman’ı öldürmez.” değerlendirmesinde bulundu.

“ABD Başkanı Obama’nın Gazze olayında İsrail’e açık bir destek vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soruya Gannuşi, “İsrail Obama’nın tekrar seçimleri kazanmasından memnun değil. Çünkü Netenyahu görüşünü Obama’ya kabul ettiremedi. Kendisi İran’a saldırmak istiyordu. Bunun için yeşil ışık alamadı. İsrail siyaseti Obama’nın yükselmesinden şüphesiz ki mutlu olmadı. Tabii bu Obama’nın Filistin sorunun yanında olduğu ve Siyonist lobisinin zayıf olduğu anlamına gelmiyor.” şeklinde cevapladı.

Gannuşi, Siyonist lobisinin güçlü olduğunu, ancak dünyanın ırkçılığın yükselmesi veya gücün kullanılması yönünde gelişmediğini; toplumların özgürlük ve kültürlerin gelişmesi yönünde ilerleme gösterdiğini vurguladı.

İslamafobya’ya karşı Avrupa’nın içinde de karşıt görüşlerin olduğunu hatırlatan Tunuslu siyasetçi, “Avrupa bir çok kültürü bünyesinde bulunduruyor. Hiçbir ülke homojen bir kültüre sahip değil. Dünya farklı kültür ve renklerin bir arada yaşaması yönünde gelişiyor.” diye konuştu.

Gannuşi, bu görüşlerin İslam diniyle de uyum sağladığının altını çizerek, “İslam, dinde zorlama yoktur der. Ayrıca sizin dininiz size benim dinim bana diyerek İslam hiç bir şekilde zorlama olmayacağı konusunda vurgu yapar. Ayrıca Cenab-ı Allah insanları farklı renk ve gruplar halinde yaratmasının sebebini kendi aralarında tanışıp anlaşsınlar şeklinde ifade ediyor.” şeklinde ayetlerden örnekler verdi.

Raşid Gannuşi, Tunus ekonomisinin gelişme yönünde ilerlediğini fakat ülkede bir değişim süreci yaşandığı için bir takım zorlukların olduğunu belirtti.

Eski yönetimin ülkede büyük tahribat yaptığını anlatan Gannuşi, “Bu hükümet yaklaşık bir aydır iş başında. Sıfırın altında bir ekonomi ile karşılaşan yeni hükümet, ekonomiyi 5 nokta yükseltti. Buna rağmen şu anki durum sıfırın üzerinde değil.” dedi.

Tunuslu lider, tarımda gözle görülür bir gelişme olduğunu ve geçen sene 5 milyon turist ağırladıklarını kaydederek, “Dışarıdan ve ülke içinde ekonomiye girişler oldu. Bu gelişmelerle birlikte işsizlik oranı düştü. 100 bin kişiye iş imkanı sağlandı. Tunus’a, uluslararası alanda iyi bir imaja sahip olması itibariyle çok sayıda yatırımcı geliyor. Bunların arasında Türkler de var. Türkiye, Tunus’ta yatırım konusunda çok olumlu bir görev üstleniyor. Buna ek olarak Katar da olumlu bir görev üstleniyor. Almanya ve AB ile iyi ilişkilerimiz var.” şeklinde konuştu.

Devrim sonrası yapılan seçimlerde lideri olduğu Nahda partisi oyların büyük çoğunluğunu alarak iktidara gelmesine rağmen başbakanlık koltuğuna kendisi oturmayarak partinin genel sekreteri Hamadi El-Cibali’yi getiren Gannuşi, gelecek dönemde de hiçbir zaman devlet makamlarından herhangi birine aday olmak gibi bir niyetinin olmadığını vurgulamıştı. “Gelecek seçimlerde de aynı şekilde mi düşünüyorsunuz?” şeklindeki soruya Tunuslu lider, “Sanırım evet.” şeklinde cevap verdi.

Batı’da yaygınlaşan İslamafobya’ya ilişkin düşüncelerini de paylaşan Gannuşi, Batıda özgürlükçü ve şovenist ırkçı düşünce arasında bir mücadele olduğunu ve Beyaz Hıristiyan Avrupa’nın sona yaklaştığını savunuyor.

Batılı partilerin seçimlerde artık azınlıkları dikkate almak zorunda kaldıklarına dikkat çeken Gannuşi sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğer ABD’ye bakacak olursak Obama’nın başkan olması ırkçılığa karşı bir duruşun sonucudur. Seçimlerde ülkedeki zencilerin yüzde 90’dan fazlası Obama’yı seçti. Müslümanların ve Yahudilerin yüzde 70’i de Obama’ya oy verdi. Obama’nın yükselmesi ırkçılığa karşı bir zaferdir. Kültürler arası çatışmaya karşı da bir zafer. Obama Batı’da dinlerin ve kültürlerin diyalogu anlamına geliyor. Obama’nın yükselmesi yeni bir düzenin, yeni Avrupa anlamına geliyor. Ayrıca ırkçılığın yer almadığı, çatışma ortamının olmadığı uluslararası bir dayanışma anlamına geliyor. Örneğin Bush’un dönemi batı ırkçılığının yükseldiği bir dönem oldu. Mutaassıp Hıristiyanlığın yükseldiği ve uluslararası ilişkilerde silahın dayanak haline getirildiği bir dönem oldu. Ancak bu siyaset yüz üstü yere çakıldı. Amerika, uluslararası alandaki nüfuzunu kaybetti. Obama ise uzlaşma ve diyalog siyaseti ile geldi. Yumuşak güç ile diyaloga, edebiyata ve sanata dayalı uluslararası dayanışmaya dayalı bir süreç başlattı.”

Başa dön tuşu
Kapalı