Haberlerİmam Ali HamaneyİranOrtadoğu

Rehber’in 1. Uluslararası İslami Uyanış Konferansı Konuşması – Tam Metin

Dünya Müslümanlarının ve Mustazaflarının Rehberi Seyyid İmam Ali Hamaney’in Tahran’da düzenlenen “1. Uluslararası İslami Uyanış Konferansı”nda yaptığı açılış konuşmasının tam metni:
“Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab,1-3)
Bugün bizi bir araya getiren İslami uyanış, İslam Ümmeti arasında gelişen derin bir anlayış ve irfandan kaynaklanmaktadır. Bu uyanış, bölge halklarımız arasında büyük bir gelişmeye yol açmakta, bölgesel ve uluslararası şeytani güçlerin asla tahmin edemeyecekleri başkaldırı ve devrimleri meydana getirmektedir. Bunlar, zorba ve emperyalist kaleleri yerle bir eden ve onların koruduğu tiranları yenilgiye uğratan oldukça önemli başkaldırılardır.
Hiç şüphe yok ki, büyük halk hareketleri her zaman basiret ve tecrübelerin ürünüdürler ve sağlam bir tarih ve medeniyete dayanırlar. Son 150 yıl içerisinde Mısır, Irak, Hindistan ve diğer Asya ve Afrika ülkelerindeki büyük İslami hareketlerin kanaat önderleri olan büyük entelektüel ve mücahid kişilikler, aynı zamanda İslam dünyasındaki günümüz gelişmelerinin de öncüleri konumundadırlar.
1950’ler ve 1960’lardaki gelişmeler materyalist ideoloji ve düşüncelere eğilimli rejimlerin iktidara gelmelerine yol açtı. Çünkü bu rejimler batılı emperyalist ve sömürgeci güçlerin tuzaklarına düştüler. Bu tecrübelerden çıkarılacak dersler, İslam Dünyası için genel ve derin bir anlayışın gelişimine değerli katkılarda bulunacaktır.
İmam Humeyni tarafından “kanın kılıca galip gelmesi” olarak övülen İran İslam İnkılabının ve kalıcı, güçlü, cesur ve ilerlemeci yapısıyla İslam Cumhuriyetinin İslami Uyanıştaki etkisi, kapsamlı tartışma ve araştırmaları hak etmektedir. Hiç şüphe yok ki, İslam Dünyasının günümüzdeki konumu tarihi araştırma ve analizlere konu olduğunda, İran İslam İnkılabı, bu çalışmaların önemli ve kapsamlı bir bölümünü oluşturacaktır.
Bu nedenle, İslam dünyasındaki mevcut gerçekler ve gelişmeler, tarihsel kökleri, sosyal ve entelektüel arka planları olmayan basit olaylar değildir. Bunları, geçici bir dalga, kısa ömürlü fenomenler olarak göstermek isteyen düşmanlarımızın ve sığ fikirlilerin yaptığı çarpık ve yanlı analizler, halkların kalplerindeki İslami uyanış ümidini yok etmeyi amaçlamaktadır.
Konuşmamda üç konuya önemle vurgu yapmak istiyorum:
1- Bu devrimlerin ve başkaldırı dalgalarının yapılarını genel olarak ele almak,
2- Bunların yolları üzerindeki büyük tehdit ve belaları ortaya koymak,
3- Bu tehdit ve belaları önlemeye ve çözüm üretmeye yönelik tavsiyelerde bulunmak.
Birinci konuyu ele alacak olursak, inanıyorum ki bu devrimlerdeki en önemli unsur, halkın bizzat kendisinin kitlesel düzeyde eylem, mücadele ve cihad meydanında yer almasıdır. Halklar yalnızca kalpleri, arzuları ve inançlarıyla değil, aynı zamanda ruhları ve bedenleriyle de meydanlarda. Halkların bu duruşu ile silahlı grupların bilinçli yada bilinçsiz halklara karşı konumlarından farklıdır.
1950’ler ve 1960’larda bazı Afrika ve Asya ülkelerindeki devrimler, geniş halk kitlelerinin ve ülkenin dört bir yanındaki gençlerin omuzlarında yükselmemekte, darbeciler veya küçük silahlı gruplar tarafından gerçekleşmekteydi. Bu küçük grupların bizzat kendileri bu süreçleri kararlaştırmakta ve harekete geçmekteydi. Zamanla yine kendileri veya takipçileri bu yüzeysel yaklaşımın sonucu olarak farklı yollara sapmaktaydılar. Bunun sonucunda devrimlerin kendisi düşman haline dönüşmekte ve gerçek düşmanlar ise tekrar bu ülkeler üzerinde egemenlik kurmaktaydı.
Ancak bizzat halklardan kaynaklanan devrimlerde ise durum bütünüyle farklıdır. Halklardır ki ruhları ve bedenleri ile eylem meydanındadırlar, mücadeleleri ve özverileri ile düşmanlarını meydanlardan atmakta ve yenilgiye uğratmaktadırlar. Halklardır ki, meydanlarda sloganları ve belirledikleri hedefleri ile düşmanı teşhis etmekte, deşifre etmekte ve takip etmektedirler. Halklar arzu edilen geleceklerini, devrim yolundan sapmadan, düşmana ödün vermeden, kişisel çıkarlara imtiyaz tanımadan belirlemekte ve bu yolda düşmanın planlarının amacına ulaşmasını engellemektedir.
Böylesine köklü bir harekette devrim belki yavaş gerçekleşebilir ancak dar görüşlülükte ve kaygan bir zeminde bulunmaktan uzak olacaktır. Kuran-ı Kerimde buyurulmaktadır ki: “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).” (İbrahim:24)
Onurlu Mısır halkının Tahrir Meydanındaki cesur duruşunu televizyonda gördüğümde bu devrimin zafere ulaşacağını anlamıştım.
Şunu açıkça ifade etmek istiyorum ki, Doğu’nun ve Batının materyalist, beşeri düzenlerinde depremlere yol açan İran’daki İslam İnkılabı’nın zaferinden sonra Müslüman milletler arasında eşi görülmemiş bir hareketlenme ve sevinç meydana gelince, sıradaki devrimin Mısır’da olacağını düşünmüştük. Böyle düşünmemizin nedeni, Mısır’daki köklü cihad ve ilerleyici düşünce kültürünün olması ile büyük mücahid ve entelektüellerin varlığı idi. Tahrir meydanındaki ve diğer şehirlerin meydanlarındaki insanları görünce cevabımı bulduğumu biliyordum. Mısır halkı yüreklerinden gelen sözlerle benimle konuşuyorlardı.
Bu kutsal sır, Mısır halkının amaca bağlanması, başkaldırıyı anlaması ve bu düşünce ekseninde kaynaşması idi. Mısır halkı çözümünü ortaya koymakta ve gücünü muhteşem bir şekilde gösterdiği meydanlara inmekteydi.
Tunu, Yemen, Libya ve Bahreyn’de olanlar da bundan farklı şeyler değildi.
Bu devrimlerin ilkeleri, değerleri ve hedefleri belirli gruplar veya fraksiyonlar tarafından yazılmamakta, meydanlarda olan her bir bireyin aklı, kalbi ve arzuları tarafından yazılmakta ve yine onların sloganları ve eylemlerinde tezahür etmektedir.
Bu göstergeler ışığında açıkça söylenebilir ki, bölgede gerçekleşen devrimlerin ilkeleri arasında ilk ve en önemlileri şunlardır:
– Amerika ve Batının politik egemenliği ve diktatör, yozlaşmış yönetimlerin uzun yıllar süren varlığı sonucunda kırılan ve ayaklar altına alınan milli onur ve saygınlığın yeniden canlandırılması,
– Halkların uzun zamandır derin bir inançla bağlı oldukları İslam bayrağını yeniden dalgalandırmak ve İslam Şeriatı altında iç huzura, adalete, ilerlemeye ve refaha ulaşmak,
-Son iki yüzyıl boyunca bu ülke halklarına en büyük yıkımları ve aşağılanmayı reva gören Amerika ve Avrupa’nın egemenliğine ve etkinliğine karşı direniş,
Emperyalist güçler, gaspçı ve hayali Siyonist Rejimini şeytani hakimiyetlerini devam ettirmek için sınır dışında yani tarihsel vatanı bir bütün milletin kalbine hançer gibi sapladılar.
Şüphesiz bölgedeki devrimler Amerika, Avrupa ve Siyonistlerin arzuları noktasında olmamakta ve her türlü vasıtayı kullanarak bu devrimleri çarpıtmak için uğraşacaklardır ama gerçeği değiştiremezler.
Bu devrimlere insanların yaygın bir şekilde katılması kendi kimliklerini oluşturan en önemli unsurdur.
Ellerinden gelen her şeyi deneyen, tüm programları bu zalim yönetimleri iktidarda tutmak olan ve bu ülkelerde, zalim, yozlaşmış ve dalkavuk kanun koyucu insanlar kendileri çaresiz kaldıktan sonra devrimleri sahiplenme hakları yokturdur. Amerika ve NATO’ nun Libya’ya müdahalesi bile bu gerçeği tahrif edemez. NATO, Libya’da onarılamaz hasarlara neden oldu.
NATO ve Amerika’nın askeri müdahalesi olmasaydı, belki zafer biraz gecikebilirdi ama bu denli bir altyapı tahribatı, masum kadın ve çocukların ölümü gerçekleşmeyecekti. Ayrıca Kaddafi böylesine bir sivil savaşa güç yettiremeyecek ve halkı savaşla harap etmeyecekti.
Halktan insanlar ve diğer insanlar ve elit olanlar bu devrimlerin gerçek sahipleridir, onları korumak ve gelecek için yol çizmek için güvenilir olmalıdırlar

2- tehditleri ve zararları göz önünde bulundurduğumuzda ve tehditler olmasına rağmen güvenli yollar da bulunmaktadır. Ama sadece tehditlerin varlığı ulusları korkutmamalıdır.
إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا
(Muhakkak ki Şeytanın hilesi pek zayıftır)
Allah, İslam’ın ilk zamanlarındaki mücahid bir grup hakkında şunları söylüyor:
الَّذِينَ قالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزادَهُمْ إِيماناً وَ قالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَ نِعْمَ الْوَكِيلُ فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَ فَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَ اتَّبَعُوا رِضْوانَ اللَّهِ وَ اللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: gerçekte ( ‘düşmanlarınız olan’) insanlar size karşı ordu hazırladılar, o halde onlardan korkun’ dedi de bu (söz) onların imanlarını arttırdı ve :’’ Allah bize yeter. O ne güzel vekildir’’ dediler. Böylece Allah’tan onlara bir lütuf geldi, hiçbir zarar dokunmadı onlara ve Allah’ın rızasını takip ettiler. Allah büyük lütuf sahibidir.
Yanlışlara düşmemek ve çözüm yolları bulmak için bu tehditlerin neler olduğunu bilmemiz gerekir.
Biz İslam Devrimi’nin zaferinden sonra bu tehlikeler ve tehditler ile karşı karşıya kaldık ve bunları yaşadık. Allah’ın lütfu, İmam Humeyni liderliği ve halkımızın fedakârlıkları ile güvenli bir şekilde yola devam ettik. Düşmanların entrikalarının devam ettiği doğrudur ama halkımızın kesin kararlılığı da devam etmektedir.
Bu kıyamlara yönelik olan zararları iki gruba ayırıyorum: Kökleri içimizde var olan ve kendi güçsüz yanlarımız ile düşman tarafından direk olarak planlananlar.
İlk gruptaki zararları şu şekilde söyleyebiliriz:
Bozuk diktatörlerin düşüşünden sonraki düşüncelerimiz ve hislerimiz.
İlk tehlikeler arasında olan zihinsel rahatlamanın vermiş olduğu rehavetle kararlılıkta ve azimde azalmaların olması. En tehlikeli olanı ise nefsi arzulara yönelik olan savaş sonrası ganimet paylaşma konusudur. Uhud savaşında ganimet sevdasına düşmeler Mücahidlerin yenilgisine ve Allah tarafından azarlanmalarına sebeb oldu. Bu asla unutulmaması gereken bir misaldir.
Küstah ve kibirli Amerika ve diğer müdahaleci güçlerin görünüşlerinden korkmak da bu tür bir kaçınılması gereken zararlardandır. Genç ve cesurların bu tür korkuları yüreklerinden söküp atmaları gerekir. Liderler ve öncüler, düşmanların vaadlerine ve gülümsemelerine kesinlikle aldanmamalı ve onların tuzaklarına düşmekten uzak durmalıdırlar.
Her ne şekle ve renge bürünmüş olursa olsun, düşman kesinlikle tanınmalıdır. Halklar ve devrimler bu sahte dostluklardan ve ikiyüzlü tavırlılardan korunmalıdır. Aşırı güven ve düşmanı hafife alma da bu zararların arasındadır. Cesaret, bilgelik ve sağlam bir karar ile birlikte olmalıdır. Şeytan, ins ve cinlere karşı içimizdeki Allah’ın hazinesini sonuna kadar kullanmak zorundayız. Kaçınılması gereken ve devrimleri zayıflatan başka büyük bir zarar da cephe ardındaki bölünmelerdir.
İkinci zararlı konu da hemen hemen tüm bölge ülkeleri tarafından çeşitli şekillerdeki olaylar esnasında tecrübe edildi. İlk zarar kendilerini Amerika ve Batıya adayan yönetimler oldu.
Batı uşaklarının yıkılmasının ardından, Batı kendi temel varlığını koruma derdine düşer. Farklı metot ve üsluplarla gidişatı kendi lehlerinde kullanmak ve çürümüş sistemlerinin varlığını devam ettirmek için yeni liderler ile bu işe koyulur. Kendi etkinliği kalmayan Batı, kendisine hizmet edecek ama farklı bir kılıktaki liderler ile kendi sistemlerinin devamı için çaba sarfederler. Tabi ki bu duruma aldandığımızda bütün fedakarlıklar, emekler ve akıtılan kanlar boşa gidecektir. Bu Batı güçleri halkların direnişleri ile karşılaştığı zaman derhal farklı bir metot kullanarak, bölge halklarına farklı alternatifler sunmakta ve bu şekilde onları kandırma yollarına gitmektedir.
Batının hizmetkarlığını üstlenen bazı liderlerin sunmuş oldukları hükümet, ekonomi ve anayasa modelleri ile İslam ülkelerini tekrardan Batıya muhtaç hale getirme tuzağına karşı dikkatli olunmalıdır.
Bu şekilde Batını şu anki devrimler içerisinde daha fazla ekonomik baskınlık ve medyanın güçlenmesine ve böylece güvenilir olmayan haber ve durumların ortaya çıkmasına sebep olur.
Bu şu manaya gelmektedir: Batı kendi çürümüş, demode olmuş yöntem ve sistemlerini tekrardan baskın hale getirir. Ki bu devrimin temelleri ile tamamen farklı ve prensiplerine aykırıdır.
Eğer bu yöntemler istenilen sonucu vermezse, tecrübeler gösteriyor ki onlar anarşiye, teröre, sivil savaşa, mezhep kavgalarına, dini ve etnik çatışmalara, hükümetler arası çekişmelere hatta komşu ülkeler arasında çatışmalara başvuracaklardır.
Bu eylemlerine paralel olarak ekonomik baskılar, yaptırımlar, kendi hesaplarındaki ulusal varlıkları dondurma ve tüm yönleriyle bir medya propagandası ile savaş açma girişiminde bulunabilirler.
Onların niyetleri devrim halklarını umutsuzluğa düşürmek, Hak olan devrimler üzerinde şaibe uyandırmaktır. Ki böyle şartlarda devrimi yenmek kolaylaşacaktır.
Halkın gerçek ve adaletli liderlerine, başkanlarına suikast düzenlemek, onlara iftiralarda bulunmak, hatta bazılarını cazip para teklifleri ile kandırmak gibi sinsi planlar her zaman bu ahlaksız Batılı güçlerin sinsi planları arasında yer almıştır.
İran’da devrim sonrası halkın eline geçen Amerika Elçiliğindeki belgeler gösterdi ki, Amerika Birleşik Devletleri, İran halkına yönelik kirli planlar yapmakta, halkı kendilerine bağımlı hale getirme çabaları, ülkenin toprakları için hazırlanan ve çizilen planlar, yönetimi kendisine bir kukla konumuna getirmeye yönelik kirli oyunlarının hepsini açıklıyordu.
Sözlerimin son bölümünde İran İslam Cumhuriyetinin somut deneyimleri, ve diğer ülkelerde yapılan hassas çalışmalara dayanarak şu tavsiyelerde bulunabilirim:
Kuşkusuz ki, şartlar ülkeler ve uluslar arasında farklılık gösterebilir; ancak bununla birlikte tüm insanlar için faydalı olabilecek hakikatler vardır.
Birinci nokta şudur ki: Allah’a olan güvenin kalbe sağlam yerleştirilmesi, Kur’an-ı Kermin yolunu tutup, tarihteki İlahi zaferlerin tekrarlanacağı vaadine iman ederek şiar edinmek, cesaret- ki engellerin aşılması noktasında en önemlisidir- ile zaferler ortaya çıkmaktadır.
Tabii ki yüklenmiş olduğunuz görev çok önemli ve büyüktür. Ama kişi davanın onuru için bunu göğüslemelidir.
İmam Ali şöyle buyuruyor:
“فَإِنَّ اللَّهَ لَمْ يَقْصِمْ جَبَّارِي دَهْرٍ قَطُّ إِلَّا بَعْدَ تَمْهِيلٍ وَ رَخَاءٍ وَ لَمْ يَجْبُرْ عَظْمَ أَحَدٍ مِنَ الْأُمَمِ إِلَّا بَعْدَ أَزْلٍ وَ بَلَاءٍ وَ فِي دُونِ مَا اسْتَقْبَلْتُمْ مِنْ عَتْبٍ وَ مَا اسْتَدْبَرْتُمْ مِنْ خَطْبٍ مُعْتَبَر..”
Önemli olan bir nokta da sizlerin kendinizi sürekli meydanda hissetmeniz ve bu sürece adamanızdır. فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ
5. Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. 6. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır. 7. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul. 8. Ancak Rabbine yönel ve yalvar. ( İnşirah Suresi)
Ve asla bu zaferlerin sizi kibirli veya gururlu kılmasına izin vermeyin.

اِذا جاءَ نَصْرُ اللهِ وَ الْفَتْحُ وَ رَاَيْتَ النّاسَ يَدْخُلُونَ في دينِ اللهِ اَفْواجاً فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَ اسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كانَ تَوّاباً
1. 2. 3. Allah’ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O’ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir. ( Nasr Suresi)
Bunlar imanlı toplumun temelleridir. Başka önemli bir tavsiye de devrim ilkelerinin sürekli okunmasıdır. Sloganlar ve prensipler İslamın tartışılmaz temel ilkeleri doğrultusunda olmalıdır.
İslamdan ve Kur’an’dan esinlenerek oluşturulan İslam ülkelerindeki devrimler, bagımsız, özgür, adaletli olmalı ; zalimlere boyun eğmeyi reddetmeli, sömürgeciliğe, ırksal ayrımcılığa, etnik ve dinsel ayrımcılığa karşı çıkmalıdır.
İlkelerinizi ve prensiplerinizi kağıda yazın. Yüksek derecede hassasiyet ile gerçek doğanızı koruyun. Düşmanlarınızın geleceğiniz hakkında ilkeler formüle etmelerine izin vermeyin. İslami ilkelerin geçici çıkarlar uğruna feda edilmesine izin vermeyin. Devrimlerin ve hedeflerin sapmaları ilk olarak yanlış sloganların söylenmesi ile başlar.
ABD, NATO,İngiltere, Fransa, İtalya’ya asla güvenmeyin. Onlar yıllarca topraklarınızı talan etmiş, halkınızı parçalamışlardır.
Onlara şüphe ile bakın ve gülümsemelerine asla kanmayın. Bu gülümsemelerin arkasında komplo ve ihanetler yatmaktadır.
Kendi yolunuzu İslamın izzeti ile aydınlatın ve onların size sunmuş oldukları yöntemleri kendilerine iade edin.
Kaçınılması gereken başka önemli bir tavsiye de şudur: dini, etnik, ırkçı, kavmiyetçi, ve bölgeselci bir ayırımcılıktan kesinlikle kaçınılmasıdır.
Farklılıkları meşru görün ve onları güzelce idare edin. Tek kurtuluş yolu İslam ümmetinin vahdetidir. Mezhebi ayrımcılığı körükleyen ve başkalarını harekete geçirenler şeytanın hizmetçileridir hatta bunu bilmeyerek yapsalar da.
Kendi yönetim sistemlerinizi oluşturmanız sizin temel vazifenizdir. Bu karmaşık ve zor bir girişimdir. Laik ya da batının liberal veya size dayatılan milliyetçi ya da solcu Marksist modellere izin vermeyin. Solcu Doğu Bloku çöktü ve Batı Bloku, şiddet, savaş, ve hile yoluyla iyi ve parlak bir geleceğe sahip görünmüyor. Geçen zaman, onların kaybı ve İslami akımın yararına olacaktır.
Nihai hedef, birleşik bir İslam Ümmeti ve inanç üzerine kurulmuş akılcı, bilge ve ahlâklı yeni bir İslam Medeniyeti oluşturma olmalıdır.
Filistin’i İsrail’in vahşi pençelerinden kurtarıp özgürleştirmek de büyük bir hedeftir. Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Asya’daki ülkeler, Sovyetler Birliği’nin esaretinden 80 yıl sonra kurtulmuşlardı. Neden Filistin zalim İsrail’in elinden kendisini 70 yıllık esaretten sonra kurtaramasın?
İslam ülkelerindeki bu genç neslin böylesi büyük kahramanlıkları yapacak yetenekleri vardır. Bu yeni nesil önceki nesillerin gurur kaynağıdır. Genç nesillerinize güvenin. Onların kendilerine güven duygularını canlandırın ve büyüklerinin tecrübelerinden faydalanmalarını sağlayın. Bununla bağlantılı iki önemli husus bulunmaktadır:
Birincisi, bu başkaldıran ve özgürleşen halkların en önemli talepleri, ülkelerinin yönetimine etkili biçimde katılımdır. Ve İslam dinine inandıkları için de İslam’a dayalı bir halk yönetim sistemi istemektedirler. Yani yöneticilerin seçimle işbaşına geldiği, toplumda egemen olan temel ilke ve değerlerin İslam Şeriatına dayandığı bir yönetim. Bu yönetim anlayışı, her ülkenin kendi koşullarına göre çeşitli yöntem ve biçimlerde gerçekleşebilir. Ancak, bu anlayışı ile batının demokrasi anlayışının birbirine karıştırılmaması konusunda büyük dikkat ve gayret sarf etmek gerekmektedir.
Laik ve aynı zamanda dinsiz batı demokrasisi ile temelinde İslam’ın ilke ve değerlerinin yer aldığı İslami yönetim biçimi arasında hiçbir bağlantı bulunmamaktadır.
İkinci önemli konu, İslami öğretilere ilişkin “geri kalmışlık”, “cahillik”, “yobazlık” ve “aşırılık” gibi önyargıların silinmesi gerekliliğidir. İslami öğretilerin böyle olmadığı açıklanmalıdır. Şiddetle birlikte gelen dini aşırılıklar, devrimlerin hedeflerine tam olarak ulaşamamalarına yol açmıştır. Bu aşırılıklar halk desteğinin zayıflamasına ve devrimlerin nihai hedeflerine ulaşmasına engel olmaktadır.
Sonuç olarak, İslami Uyanış hakkında konuşmak, üzerinde farklı yorumların yapılabileceği muğlak ve şüpheli bir kavram üzerinde konuşmak gibi değildir. Aksine, İslami Uyanış hakkında konuşmak; tehlikeli düşman senaryolarından uzak kalmış, büyük halk ayaklanmaları ve devrimlerle sonuçlanmış ve böylece dış dünyada somutlaşmış bir gerçeklik hakkında konuşmaktır. Bununla birlikte meydan henüz tam olarak netleşmemiş ve devrimler hedefine ulaşmamıştır. Başta okuduğumuz Ayeti Kerimeler özellikle içinde bulunduğumuz bu hassas ve önemli dönemde bizim için tam ve etkili bir rehber niteliği taşımaktadır. Bu Ayeti Kerimelerde Yüce Peygamber (SAV)’e sesleniliyor olsa da, biz hepimiz bu ayetlerin muhatabı ve mükellefleriyiz. Bu Ayeti Kerimelerde “takva”, yüce ve derin anlamıyla, yapılan ilk buyruktur. Daha sonra Kafirlere ve münafıklara itaat edilmemesi, ilahi vahye uyulması ve son olarak Yüce Allah’a tevekkül…
Bir kez daha bu Ayeti Kerimeleri okuyalım:
“Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab,1-3)
Vesselamu aleykum ve Rahmetullah…

Başa dön tuşu
Bugün 06 Ekim 2026 (63) içerik yüklenmiştir.