
Suriyeli Mücahit Şeyh Salih el-Ali’nin torunları yayınladıkları beyanda; kendilerini “Suriye Devrimi” şeklinde isimlendiren kimi grupların Cuma gününü Şeyh Salih el-Ali Cuması şeklinde isimlendirmelerini kınadıklarını vurguladılar.
Şeyh Salih el-Ali’nin Suriye’de birlik ve bağımsızlığın sembollerinden biri olduğunu belirten beyanda; zamanında Suriye’deki birliği dağıtması için kendisine iktidarın verilmesinin teklif edildiğini bunun karşısında el-Ali’nin canını birlik uğruna feda ettiği dile getirilerek bu gerçeklerin Cuma gününe Şeyh Salih el-Ali Cuması isminin verilmesiyle çeliştiği açıklandı.
Beyanda bu isimlendirmeyle uzaktan yakından bir ilgileri bulunmadığının altını çizen Şeyh el-Ali’nin torunları; Şeyh Salih el-Ali’nin bütün ailesinin gelişim ve yenilenme sürecini desteklediğini ve kurtuluş kahramanlarının başlattığı sürecin bu gelişim ve yenilenmeyle tamamlanacağını belirttiler.
Şeyh el-Ali’nin torunlarından biri olan Dr. Umeyma Selman da Suriye Televizyonuna yaptığı açıklamada bu isimlendirme karşısında şaşırdıklarını söyleyerek Salih el-Ali, İbrahim Hanav ve Sultan Paşa el-Atraş gibi devrimcilerin halkı korumak için mücadele verdiklerini bugün söz konusu isimlendirmeyi yapan kişilerin ise tam tersine ordu mensuplarını ve halkı katleden kişiler olduğunu beyan etti.
Böyle bir isimlendirmenin birlik ve bağımsızlık için mücadele etmiş bütün savaşçıları kötülemek anlamına geldiğinin altını çizen Selman; Suriyeliler olarak vatan çıkarlarının kendilerini yakından ilgilendirdiğini belirterek geçmişte vatanın onuru için harcanan çabaları koruma ve bu vatanın devletçiklere bölünerek yeniden sömürge durumuna getirilmesine karşı çıkmanın bütün vatandaşların görevi olduğunu ibraz etti.
Öte yandan Kahraman İbrahim Hanav’ın torunu Taha Hanav da bütün vatan şehitlerini anarak rahmet diledikten sonra ülkede yaşananlar karşısında bütün yüreklerin hüzünle dolduğunu belirterek Şeyh Salih el-Ali, İbrahim Hanav, Sultan Paşa el-Atraş ve Yusuf el-Azmi’nin bir arada görüldüğü fotoğraflarına bakmanın uğruna canlarını feda ettikleri ulusal birliği görmeye yeteceğini dile getirdi.
Tarihin vatanseverliğin bu sembollerini hiçbir zaman unutmayacağını belirten Hanav; bu şahsiyetlerin vatanları ve bağımsızlığı uğruna en değerli varlıklarını feda ettiğini kaydetti.
Tartus’un Şeyh Bedir bölgesi sakinleri de tarihi sembollerin Suriye’nin güvenliğini tehdit etme ve katletmeye kışkırtma gibi kötü amaçlarla kullanılmasını şiddetle kınadıklarını ifade ederek komploya karşı ulusal birlik sloganlarını haykırdılar.
Diğer yandan kahraman Yusuf el-Azme’nin torunu Siyaset ve Tarih Araştırmacısı Nezir el-Azme, ulusal birliğin kulislerde atılacak boş bir slogan değil birliğimizi, hayallerimizi ve geleceğe dönük perspektifimizi temsil eden bir miras ve bir yaşam şekli olduğunu belirtti.
El-Azme Suriye televizyonuyla yaptığı söyleşide, Suriye’ye yönelik komplonun bir ay içinde doğmadığını, savaşlar sona erdikten sonra düzenlenen konferanslarda bölgenin bölünmesinden bu yana gündemde olduğunu söyledi.
Mandacılığın hakkımız olan doğal özgürlüğe değil bu konferanslarda yapılan anlaşmalara dayandığına dikkat çeken el-Azme, “güçlü olmazsak onurumuzu geri alıp İsrail ve bölgemize yeni bir Sykes-Picot anlaşması getirip bölgemizi parçalamak isteyenlerle mücadele edemeyiz” dedi.
Araştırmacı el-Azme, geçmişi olmayanın geleceği olamayacağına vurgu yaparak yükselen nesilleri ulusal kimlik ve ulusalcılık konusunda bilinçlendirmemiz gerektiğine işaret etti.
“Avrupa ve Amerika bize özgürlük, onur ve bağımsızlığımızı veren doğal yasaları savunmuyor. Onlar 1. Dünya Savaşından sonra düzenlenen konferanslara, batının yarattığı ve çıkarlarını koruyan gelişmiş bir kara gemisi olarak kabul ettikleri İsrail’e önem veriyorlar” diye belirten el-Azme, İsrail’in batının çıkarlarını koruyan bir savunma cephesi olduğunu itiraf ettiğinin altını çizdi.
