Sudanlı İslami düşünür: Mezhep ihtilaflarını eritmek en büyük görevimizdir

Sudanlı İslami düşünür Tahran’da düzenlenen Vahdet Konferansı’nı birleşik bir İslam Ümmeti görmek yolunda başarılı bir adım olarak niteledi.
Sudanlı İslami Mütefekkir ve Üniversite Profesörü Abdurrahim Amr Muhyiddin El-alem haber kanalına verdiği demeçte, “25.si düzenlenen İslam Birliği Konferansı, önceki devreleri yaşama geçirmek ve İslam birliğinin oluşması adına başarılı olmuştur; birlik olmanın başarılı kılınması için gereken sebepler bilinirse, birlik olma yolunda hiçbir engel kalmaz. Uluslararası İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Kurulu’nun düzenlediği ve 50 ülkeden İlim adamları ve Düşünürün değerlendirilmeye alınması için takdim ettikleri görüş ve önerileri ile konferans çok faydalı ve başarılı olmuştur” açıklamasında bulundu.
“Bu Birlik Konferansı beklenildiği gibi öncü rolümüzü yerine getirmemiz için üzerimize düşen görevi yerine getirmemiz gerektiğini ortaya koymuştur. O görev ise Birlik için çalışmak ve geçmiş devirlerde İslam Ümmetinde Şia ve Ehli Sünnet arasındaki buzdağı gibi ayrılıkları eritmektir.” diyen Amr Muhyiddin açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Bu konferans ve daha öncekiler dünya çapında tevhid yolunda olan İslami Mezhepler arasında somut, elle tutulur ve kuvvetli bir yakınlaşma sağlayacak bir özelliğe sahiptir. İslam ümmeti rolünü mezhepsel ve etnik fikirlerin üstünde tutmak icap ediyor. Kuran Müslümanlara mezhep veya taife olarak değil bir ümmet olarak hitap ediyor. Ayrıca konferansın, halkı hakkından mahrum bırakmakla beslenen zorbalık ve diktatörlüğe karşı yapılan Arap devrimleri gölgesinde birlik görüntüsünü sağlaması gerekmektedir.”
Abdurrahim Amr Muhyiddin açıklamasını şöyle bitirdi:
“Uzun yıllar boyunca İslam ümmetinin üzerine çökmüş bu rejimlere karşı şiddetli bir şekilde tepki verilmesi doğaldır. Rejim destekçileri, kalıntıları, zenginler ve güvenlik birimleri gibiler rejimin düşmesi halinde mahkemeye düşmekten korktukları için kendi halklarını vahşice öldürüyorlar. Şüphesiz bu gibi devrimler kazanacak; Mısır’da ve Tunus’ta İslamcılar öne geçti. Bu devrimlere karşı koyan Arap yönetimleri suçludurlar; çünkü İslami uyanış, Siyonist düşmana karşı tehlike oluşturuyor.”
