HaberlerOrtadoğuSuriye

Suriye’ye karşı karanlık merkezler ve medya ilişkileri deşifre ediliyor

Uydurma ve planlama odalarından Muhammed İbrahim Havendi, bu odalarda nasıl yalan ve uydurma hikayeler ile sahte görüntüler oluşturulduğunu, kışkırtma kanallarına ulaştırılma şeklini, Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan dış güçlerin sağladığı maddi ve teknik desteği anlattı.

Havendi şöyle konuştu: 1966 Lazkiye doğumluyum. Arap kanallarını izlerken, Suriye’de meydana gelen olaylar beni kendine çekmeye başladı. Bir Cuma günü, Lazkiye’nin Tabiyat bölgesindeki Abdurrahman Camii’den çıktıktan sonra yolda Memun Hammudi ve Basem Derviş isimli iki şahısla tanıştım. Sohbet ederken telefon numaramı verdim, onun da telefon numarasını aldım, daha sonra telefon üzerinden sohbet etmeye başladık.

Bir hafta veya on gün sonra Memun Hammudi’yi tren istasyonunun önünde gördüm. Selamlaşmadan sonra nereye gittiğini sordum, eve gittiğini söyledi. Arabamla onu evine bırakmayı teklif ettim. Kendisini neden gösterilerde görmediğimizi sordum. Bana gösterilere artık katılmadığını ama başka bir işle uğraştığını söyledi. Bana “burada değil beldemde çalışıyorum” diyerek beni evine davet etti, ben de yakında yanına uğrayacağımı söyledim.

Memun Hammudi ile aramızda tlefon görüşmeleri sürdü. Bir gün kendisini arayarak nerede olduğunu sordum, bana evde olduğunu söyledi. Ben de kendisini ziyaret edeceğimi söyleyerek kısa süre sonra evine gittim. İlk iki gün, evinde, taşınabilir bilgisayarları ve çeşitli cihazları olan dört beş kişi gördüm. Bununla pek ilgilenmedim ama sayılarının arttığı dikkatimi çekti. Orada Tarık Belşa adlı, sonradan, gösterileri ve çeşitli videoları kaydederek görüntüleri Memun Hammudi’ye teslim ettiğini öğrendiğim şahısla tanıştım.

Bir keresinde odalardan birine girdiğimde, Üstad Ahmet diye biriyle karşılaştım. Bana Tarık Belşa’nın getirdiği her video çekimi için 100 Dolar aldığını söyleyince şaşırdım. Gerçekten öyle mi diye sordum kendisine, bana evet dedi.

Ertesi gün Lazkiye’ye döndüm. Birkaç gün sonra Memun Hammudi’nin evine tekrar gittim. Bu birkaç günlük sürede, Memun Hammudi’ye çeşitli bilgisayarlar, kameralı kalemler, canlı yayın uydu cihazları geldiği gibi birçok şeye tanık oldum. Bu cihazlar Tarık Belşa’ya teslim ediliyordu. Belşa da bu cihazları Hama, Lazkiye ve Homs gibi Suriye’nin çeşitli kentlerine, kendisine gelen talimatlara göre dağıtıyordu.

Memun Hammudi’nin evinde kaldığım süre içerisinde birçok kişi ile tanıştım. Mühendis Muhammet Sabbağ, Bilal Şemsi, iki şeyh, Habbuşiye beldesinden Rami ve Muhanned, Cemil ve Selam Saib, Nezir, Hüseyin adlı on ila on iki kişi, sürekli olarak evde bulunuyordu. İki gün sonra Bessam Masri isimli biri daha onlara katıldı. Bu şahıslar odada sürekli olarak bulunuyordu hatta çoğu zaman orada uyuyorlardı.

Fransa’dan Para Gönderiliyordu

Memun Hammudi, Fransa’da ikamet eden Tamer isimli biri ile telefon görüşmesi yapıyor, öteki de 100 veya 200 bin SL kadar para aktarıyordu. Bu paraları ben kendi gözlerimle gördüm. Aynı zamanda bilgisayarlar, uydu cihazları gibi isteklerini temin ediyordu. Hammudi’nin evinde bulunduğum sürede birden fazla kişi bu paraların nereden geldiğini soruyordu. O da, Fransa’dan Tamer adlı kişiden bu paraların ulaştığı yanıtı veriyordu.

Hammudi’nin evinde bulunduğum sürede, eve gelenler ve evdekilerle tanışmamla anladım ki, evde gelen videoları montajlıyorlardı. Gösterileri en çok görüntüleyen Tarık Belşa idi. Tarık Belşa, Lazkiye’de çekimlerini yapıyor, hatta kentte birçok kişiyle bir araya gelerek flaş disk veya kameraları teslim alıyor, Hammudi’ye teslim ediyordu. Hammudi de, Belşa’ya diğer kentlere götürmesi için çeşitli cihazlar ve kameraların yanı sıra 15,20 veya 30 bin SL arasında değişen para veriyordu. Bu her iki üç günde bir tekerrür ediyordu.

Memun’dan ve Mühendis Muhammet’ten duyduğum kadarıyla fabrikasyon, 1000 kişiden oluşan gösteriyi 2000, hatta 3000 kişiye, yüz kişiden meydana gelen gösteride de katılımcı sayısı 1000 kişiye çıkartılarak; pankartlar ise Memun’un pankartları yazanlara verdiği talimatlar çerçevesinde örneğin büyükçe yazılarak; sloganlar da Mısır’dan Türkiye’ye gelerek Suriye’ye yasadışı yollardan geçen ve Harbatulcevz’deki operasyon odasına katılan Üstad Abdurrahman tarafından yönlendirilerek oluşturuluyordu.

Abdurrahman, Mısır’daki Tahrir Meydanı’ndaki tecrübeleri, gösterilerin daha kalabalık gözükmesi için görüntülenme açısının nasıl olacağı, pankartların nasıl yazılacağı, beldelerde neler yapılması gerektiği gibi dersler veriyordu. Günde sekizden fazla Arap ve yabancı uydu kanalından muhabirler geliyor, özellikle Cemil Saeb başta olmak üzere röportajlar yapıyorlardı.

Hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama bir Arap uydu kanalı odadakilerle bir röportaj yapmak üzere gelmişti. Odada iki uzun namlulu tüfek vardı. Onların ekrana yansımaması için başka yere almalarını istediler.

Silahlı gruplar bölgeye gidip geliyorlardı. Çoğu Cisreşşuğurlu olan silahlılardan biri, Bessam Masri idi. Kardeşleri de onunla birlikte idi. Onun akrabaları ve arkadaşlarından büyük bir grup odaya gidip geliyordu ama çok kalmıyor, farklı yerlere gidiyorlardı. Hatta odadan 100 metre uzaklıktaki Türkiye sınırı üzerinde başka bir yere gidiyorlardı. Silahları ve araçlarıyla orada konuşlanıyor, silahlarını araçların içinde bırakıyorlardı.

Bu silahlılar Cemil Saeb ile görüşmek veya bir beyanda bulunmak için gidip geliyorlardı. Cemil Saeb kendini büyük biri olarak görüyordu. Günlerden bir gün Memun Hammudi ile aralarında tartışma çıktı. Çünkü öteki, Saeb’in hacminden daha büyük bir rol üstlenmek istediğini hissetmiş, kendisine gelen paralar, Cisreşşuğur’daki güvenlik müfrezesine kardeşi ile birlikte ilk girenlerden olduğunu iddia eden Saeb’e gideceğini zannetmişti.

Cemil Saeb ile uzun sakallı, topal, 50-55 arasında yaşa sahip Abdusselam arasında da tartışma oldu. Abdusselam’ın çoğunluğu Cisreşşuğur ve Lazkiye’den olan birçok kentten adamları ve bir otomobili vardı. Askeri güvenlik müfrezesindekileri katlederek cesetlerini parçalayanlara katılanlar, bunlar idi. Cemil Saeb ile aralarında gerçekleşen bir görüşmede Saeb kendisine, onun giren, öldüren ve cesetleri parçalayan ilk şahıslardan olduğunu, dolayısıyla hükümetin yaptıklarıyla ilgili kendisinin de uydu kanallarına konuşma sırasının geldiğini, devlet ile ilgili olumsuz ve kara bir tablo çizilerek sivillere yaptıkları hakkında konuşulması gerektiğini söyedi. Ama elbette ki, bu söylemler doğru değildir.

Örneğin güvenlik güçleri Cisreşşuğur’a girdiğinde, ahaliyi korkuttuğu ve sivillerin cesetlerini parçaladığı, kadınların ırzına geçildiği gibi iddialarda bulundular. Bu kesinlikle doğru değildir çünkü ordu ve güvenlik güçlerine karşı bu töhmetlerin uydurulması mevzusunu, doğrudan kendilerinden işittim.

Günlerden bir gün, Cemil Saeb ile Bessam Masri arasında bir tartışmaya kulak misafiri oldum. Bessam Masri, Saeb’e bir beyan yayınlama baskısı yapıyordu. Saeb de “bir beyan yayınlayamam. Çünkü bunun gibi bir beyan içerde ve dışarıdaki muhalefet üyelerinin onayını gerektiriyor. Ve beyanda, kendilerinden izin almadan kimsenin ismini zikredemem” demişti.

Bunu üzerine Masri Saeb’e, bunu yapabileceğini söylemişti. İlk gününde tartışmalar sertleşmişti. Burada ben Mühendis Muhammet Sebbağ’a Saeb’ten beyanı yayınlaması ve bu işten kurtulmasını istemesini söyledim. Sebbağ da bana “Ey Ebu İbrahim! Masri ve kardeşleri Cisreşşuğur’da katleden ve cesetleri parçalayanlardan idi. Bankaları soydular. Şimdi de kendisi beyan yayınlayarak dışarıda mevcut olanlardan silah bahanesiyle para alıp ülke dışına kaçacak” dedi.

Ertesi gün Hurbatulcavz İlkokulu’nda Devrim için beyanda bulundular. Beyanı okuyan ve içeriğini hazırlayan Saeb idi. Ama beyanı İngilizceye tercüme eden Tamer isimli Süveydalı biri idi.canlı yayın esnasında, operasyon odasında ne döndüğünü bilmiyorum. Çünkü orada birçok Arap ve yabancı uydu kanalı vardı ve ben odada değildim. O esnada okulun sahasında, dışarıda idim.

Ondan sonra ordu birliklerinin bölgeye girdiğini belirten Havendi; “ordunun bölgeye girmesiyle Türkiye’ye göç edeceklere sınırdan çıkmaları için iki ya da üç gün süre tanıdık. Bu süre tanıdığımız insanlar Hurbatulcavz bölgesinde bekliyorlardı. Ve Cisreşşuğur’daki evlerine dönmek istiyorlardı.” Dedi.

Cisreşşuğur’da bulunan el-Mısri, Cemil Saeb ve kardeşi Selem’in ahaliye Cisreşşuğur’a dönmemelerini dönmeleri halinde ordu birlikleri ve güvenlik güçlerinin onları katledeceğini söylediklerini beyan eden Havendi; bunları insanların evlerine dönmelerini engellemek için söylediklerini ve aslında böyle bir şey bulunmadığını sözlerine ekledi.

Türkiye’de Jandarma Araçları Hazır Bir Şekilde Suriyeli Göçmenleri Bekliyordu

Ordu birlikleri ve güvenlik güçlerinin bölgeye girmesinden sonra Hurbatulcavz’da bulunan vatandaşların bir bölümü sınır kapısından geçerek Türkiye’de hazır bekleyen jandarma araçlarıyla Suriyeli göçmenler için kurulan çadırlara giderken diğer bir bölümü de çadırlara gitmek istemediği için dağ yolunu takip ederek Türkiye’ye girdiğini anlatan Havendi anlatımlarını şöyle sürdürdü:

Benimle birlikte operasyon odasında bulunan 10 kişi yaklaşık bir buçuk saat yürüdük. Bizimle birlikte olan Abdüsselam isimli kişi dağ yolunu biliyordu. Çünkü daha önce silah kaçakçılığı yapıyordu. Bizi Türkiye’de Güvecçi köyüne götürdü. Bu köyde Erdoğan isimli bir kişinin yanında iki gün kaldık. Sonra iki gruba ayrıldık. Birinci grup Erdoğan’ın yanında kaldı benim dahil olduğum ikinci grup ise Ekrem isimli bir kişinin evine gitti.

Türkiye’de bulunduğumuz süre içerisinde farklı devletlerden gelen birçok kişi bizi ziyaret ediyordu. Bunların arasında Lazkiye’nin Sleyba ilçesinden Ebu Fadıl ve ona eşlik eden Ebu Ahmet takma isimli kişiler de vardı. Bu kişiler Suriyeli göçmenlere gönderilen yardımları Erdoğan’ın evine getiriyorlardı.

Bu yardımlar arasında kamera, CD ve Flaş Bellek gibi araçlar da bulunuyordu. Bu yardım ve aletler Hurbatulcavz yolundan Ebu İsmail isimli bir kişinin aracılığıyla geliyordu. Bu kişinin aslı adından emin değilim ancak Mamun Hamdavi’nin kardeşi olduğunu ve Türkiye’de ikamet ettiğini biliyorum. Büyük ihtimalle para Fransa’dan Tamir isimli bir kişi tarafından önce Mısır’a oradan da Ebu İsmail’in adına gönderiliyor oradan da kardeşi Mamun Hamdavi’ye aktarılıyordu.

Tahminimce Ebu İsmail bize gönderdiği cihazları Türkiye’den satın alarak Hurbatulcavz’daki kardeşi Mamun Hamdavi’ye gönderiyordu.

Türkiye’deyken bina damlarında yabancı birçok televizyon kamerasının Hurbatulcavz’daki ve Türkiye’de bulunan kamplardaki Suriyeli göçmenleri izlediğini gördüm. Ben oradaki kamplara girmedim ama orada yaşanan bazı şeyleri biliyorum.

Kamptan Arayan Kişiler Suriyeliler ve Türk Yetkililerin Oradaki Kadınlara Tecavüz Ettiğini İlettiler

Güvecçi köyündeki çadırlardan Cemil Saeb’i arayan kimi kişiler; kamplarda bulunan Suriyeliler, Türkler ve kimi Türk yetkililerin orada bulunan kadınlara tecavüz ettiklerini ilettiklerini biliyorum.

Cemil Saeb Türkiye’deki kamplardan fiili olarak sorumluydu. Örneğin Saeb çadırda bulunan bir kişiye dün şu sloganla bir gösteri düzenleyin gibi emirler veriyordu. Onlar da söylendiği şekilde ve sloganla gösteri yapıyorlardı.

Ben hiçbir televizyon kanalıyla görüşmedim sadece Barada televizyon kanalında çalışan Hamza Ğadban isimli bir kişiyle tanıştım. Bu kişi Saeb, Nezir ve Hüseyin ile röportajlar yapıyordu.

Ğadban ile bir süreliğine aynı evde kalınca kendisiyle aralarında bir diyalog oluştuğunu belirten Havendi; bu diyalog çerçevesinde Ğadban’ın ona Suriyeli muhaliflerden Mamun Homsi; Muhammed Rehhal ve Züheyr el-Sadik’in telefon rakamlarını verdiğini söyleyerek el-Sadik ile bir kere dolaylı olarak görüştüğünü anlattı.

Bir süre sonra yanındaki arkadaşlarından birine gelen telefonda kendisini Suriye’ye göndermeleri istenmesi soncu Lazkiye’de Reml el-Cenub bölgesine kaçak yollarla geçirildiğini dile getiren Havendi; burada daha önceden tanıdığı Faik Reşvan isimli kişi tarafından karşılanarak birçok şahısla tanıştırıldığını beyan ederek bu kişiler arasında bulunan ve oradaki grubun başkanı olan Ebu el-İyd Naimi’nin TNT’den büyük miktarda patlayıcı yaparak Reml bölgesini mayınla döşediğini sözlerine ekledi.

Başa dön tuşu
Bugün 07 Ekim 2026 (12) içerik yüklenmiştir.