Haberlerİmam Ali HamaneyİranOrtadoğu

Video – İmam Ali Hamaney’in Hava Kuvvetleri Komutanlarına Yaptığı Konuşma

Dünya Müslümanlarının ve Mustazaflarının Rehberi Seyyid İmam Ali Hamaney’in Hava Kuvvetleri Komutanlarına Yaptığı Konuşma(8 Şubat 2015) Tam Metni

Bismillahirrahmanirrahim
Aziz kardeşlere, silahlı kuvvetlerin önemli bir bölümünde çok hassas meşguliyetlerin sorumluları yani İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri Askerlerine hoş geldiniz diyorum, hoş geldiniz. Ve gerçekte hava kuvvetleri günü olan bugünü siz hepinize bütün İran İslam Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri çalışanlarına ve ailelerinize tebrik ediyorum. Güzel icrasından dolayı marş ekibine teşekkür ediyorum.

Sizin her yıl andığınız bugün, 19 Behmen hadisesi tatlı bir hatıradan daha ötedir. Evet önemli hatıradır, tatlı bir hatıradır. Bu tür hatıraları insanın önemsemesi yerindedir. Lakin olay bundan daha önemlidir. 19 Behmen hadisesi özgün ve kalıcı bir mazmundur. Yani meydana gelen bu olay ve padişahlık sisteminin hava kuvvetleri gençlerinin ayaklanması ve İmam’a gelip bi’at etmeleri,açıklığı ile,o şecaati ile –ki ben o merasimde hazır bulunuyordum, bunlardan bazıları kimlik kartlarını yukarı kaldırmış ve gösteriyorlardı- bu bir anlama sahiptir, bir mazmuna sahiptir ki o mazmunu korumalıyız. Bu İnkılabîbir vazifedir. O mazmun nedir? Şudur ki İnkılap, ülkenin her bir noktasındaki gönülleri -özellikle garazsız ve marazsız gönülleri, uyanık ve aydın gönülleri- kendine çekebilencazibe dolu ve hak bir sözdü, hatta o günkü padişahlık sisteminin hava kuvvetleri kurumu gibi bir yerde, o zamanın hakim kurumlarından biri olan, belki de Amerika’nın gözünün nuru ve sevgilisi olan, bir yerde (cazibe dolu ve hak bir sözdü.)

Amerikalılar ve onların ülkemizdeki hava kuvvetleriyle olan münasebeti o gün bir sevgilinin davranışı gibiydi. – ki maalesef hükümet onların elindeydi, ve işlerin başında onlar vardı- hava kuvvetlerine böyle davranıyorlardı ve onları böyle karşılıyorlardı. O zaman bütün bu hava kuvvetleri İnkılabın hakikat cazibesinin tesiri altında heyecana geldi ve böyle büyük bir işi gerçekleştirdi. Yani bu olay,gün ortasında bütün memurların gözü önünde ve çeşitli muhaliflerin tehditlerinerağmen o gün meydana geldi.Kalktılar, geldiler, “İran” caddesinde İmam’a bi’at ettiler, marş söylediler, ayağa kalktılar ve kimlik kartlarını ellerine aldılar bu hadisenin o önemli mazmunu budur. İnkılabın acib cazibesi ve İnkılap devrinde zamanında gizli olan hakikat gönülleri kendine cezp ediyordu. Bizim bunu tanımamız, bilmemiz ve korumamız gerekir.

Ülkemizle birlikte dünyada da böyle şeyler oldu. Bu İnkılap, ülkenin bütün zaviyelerini nüfuz etmeye ve huzur bulma gücüne sahiptir. Mesela farz edin sadece şehirlerde değil, köylerde de insanlar ayaklandılar ve bir nokta da başka bir noktaya gittiler, müstebid vediktatör rejimin aleyhine bu şekilde bütün millet ayağa kalktı. Buna ek olarak dünyada da böyle oldu –elbette tedrici olarak- yani dünyanın her yerinde Asya’da, Afrika’nın içlerinde hatta Latin Amerika’da milletler, bir milletin bu cesarete, bu şecaate sahip olarak Amerika’ya karşı durduğunu ve Amerika’nın açıkça zorbalığını reddettiğini gördüler ve heyecana geldiler. Birçokları zahmetle İran radyoları aldı. Ben Arap ülkelerinde bazı kimseleri gördüm ki Farsçayı öğrenmişlerdi ve İran’ın farsça haber yapan radyolarını dinliyorlardı. Bu cazibedir, İnkılabın cazibesidir. Gönülleri –halk kitlelerini, aydınları, gençleri, akademisyenleri- düşmanın şiddetli propagandasının tesiri altında olmayan dünyadaki her yerde kendine cezbedebildi. Bu olay her yerde oldu. Görün ki zorbalığın karşısında duran bir millet, Amerika ve batılı güçlerin zorbalığı altında olan milletleri heyecana getirdi. Bunları taraftar edindi, alakadar etti. Bu dünyanın zayıf bırakılmış her yerinde Afrika’da, Asya’da uzak yerlerde Latin Amerika’da her yerde umumiyet kazandı. Bunu biz tam olarak biliyoruz. Bir çok insan gitti, geldi. İnkılabın tesirini ve İmam’ın isminin tesiri açıkça müşahede ediliyordu.

Karşı noktada ne vardı? Karşı noktada bu büyük hareketin karşısında olduğu zorba güçler vardı. Onların başında da Amerika Birleşik Devletleri. Bunlar kendi nüfuzları altında olan milletleri etkileyen bu azim hareket karşısında dehşete düştüler ve ani tepkiler verdiler. Akıllarına gelen ilk çaremerkezi susturmak, bütün bu heyecanın yükseldiği yeri, kaynağı etkisizleştirmek diğer yerlerde meselenin doğal olarak yok olmasına çalışmaktı. Bu yüzden ellerinden gelen her baskıyı yaptılar. Amerika’nın İslam Cumhuriyetine olan düşmanlığı ilk günden başladı. Bunu gençler bilsinler. Yapılabilecek ne varsa yani Amerika gibi bir devletin bir ülkeye karşı yapacağı ne varsa askeri açıdan, iktisadi açıdan, güvenlik açısından, kültürel irtibatlar açısından, bugüne kadar hepsini yapmıştır. Onların düşmanlığı İnkılabaydı ve hala var, onların düşmanlığı bu İnkılabı kabul eden ve onaylayan halkadır. Bazıları şöyle diyorlar ki Amerika ve müstekbir rejimin düşmanlığı şahıslaradır. Geçmişte İmam’a düşmandılar, bugün de Ali Hamaney’e düşmanlar; bu yanlıştır, böyle değildir. Onların düşmanlığı bu mefhumun aslı iledir, bu hareketin aslı iledir, bunların aslı iledir; karşı durma, bağımsızlık talep etme ve izzet talep etmenin asli iledir ve bu düşmanlık o gün vardı, bugün de vardır ve devam etmektedir. Onların sözlerine karşı duran, devam eden bu uzun yıllarda onların verdiği sıkıntılara tahammül eden bir millet onlar için öfke sebebidir. Amerikalı bazı siyasetçiler hata ettiler ve şunu da söylediler, bu geçen birkaç yılda itiraf ettiler ve İran milleti ile düşman olduklarını açıkladılar. İran milletine muhaliftirler. Bugün de Amerikalılar, işbirlikçileri ve yoldaşları tarafından yapılan her hareket İran milletine diz çöktürmek ve İran milletini aşağılamak içindir. Elbette hata ediyorlar. Analizde hata ediyorlar bu bir gerçekliktir ki Amerikalılar bu bölgedeki olayları tahlilde ve özellikle aziz ülkemizin olaylarını tahlil etmede hata yapıyorlar. Stratejik hata yapıyorlar. Bütün hatalar onlara düzenli bir şekilde zarar veriyor, darbe vuruyor ve onları sonuçsuz bırakıyor, hesap hataları yapıyorlar.

Amerikalı bir yetkili birkaç gün önce diyor ki İranlılar çaresiz kaldılar ve İranlılar nükleer meselede eli bağlı bir şekilde masanın başında müzakereye hazırdırlar. Bu bir hesap hatasıdır, İranlılar çaresiz değildirler. Şimdi siz 22 Behmen’de(11 şubat) İran milletinin ne yapacağını ve nasıl bir varlık göstereceğini inşallah göreceksiniz. O zaman İran milletinin elinin bağlı olup olmadığı anlaşılacak. İran milletinin eli bağlı değildir ve bunu amelde göstermiştir ve bundan sonrada gösterecektir.

Yetkililer de bu şekilde, inşallah ülke yetkilileri de kendi girişimleriyle, cesaretleri ile, İran milletinin elinin bağlı olmadığını gösterecek. O düşünüyor ki İran’ı üç duvar arasında sıkıştırmış! Diyor ki İranlıların sırtı duvara yaslanmıştır! Hayır Beyefendi! Hata ediyorsunuz! Siz kendiniz sıkıntıya düşmüşsünüz. Bölgenin bütün gerçeklikleri bize şunu gösteriyor ki Amerika bu bölgede ve bu bölgenin içinde kendi hedeflerini gerçekleştirmede başarısız olmuştur. Amerika Suriye’de başarısız oldu. Amerika Irak’ta başarısız oldu. Amerika Lübnan’da başarısız oldu. Amerika Filistin meselesinde başarısız olmuştur. Amerika Gazze’de başarısız olmuştur. Amerika tasallut olduğu Afganistan ve Pakistan meselelerinde başarısız olmuştur. O milletler içinde kendisinden nefret ediliyor. Bu bölgenin dışında da böyledir. Amerika Ukrayna’da başarısız olmuştur. Siz kendiniz başarısızlığa düçar olmuşsunuz. Yıllardır devamlı başarısızlık üstüne başarısızlığa uğruyorsunuz.

İslam Cumhuriyeti ilerlemiştir. Bugün İslam Cumhuriyetini, İslam Cumhuriyeti nizamını 35 yıl öncesiyle mukayese etmek mümkün değildir. Tecrübelerin birikimi, işlerin birikimi, birçok alanda ilerleme, bölgeye büyük bir nüfuz, bu ülke gençlerinin gönüllerinin derinliklerinde İnkılabın nüfuz etmesi bunlar küçümsenecek şeyler değildir. Bunlar vardır, bunlar gerçektir. Çeşitli meseleler hakkında bu hesap hatalarına düçar olmuşlar. İslam Cumhuriyeti Allah’ın fazlıyla halkın himmeti ile,siz gençlerin himmeti ile ülkenin her yerinde az önce muhterem komutanın dediği hava kuvvetlerinde gerçekleştirilen bütün bu çeşitli konulara benzer şeyler geniş bir alanda ülkenin bütün kurumlarında da gerçekleştirilmiştir. Bütün o ambargoya, düşmanın uyguladığı ambargoya rağmen gerçekleştirmiştir. Biz ilimde ilerliyoruz, fende ilerliyoruz, çeşitli içtimai meselelerde ilerliyoruz, çeşitli uluslararası meselelerde ilerliyoruz; çeşitli tecrübeler peyderpey İslam Cumhuriyeti için değerli bir birikim olmaktadır. Biz ilerlemekteyiz ve ilerliyoruz. Düşmana rağmen, düşmanın kör inadına rağmen, onlar yok etmek istedikleri bu kökü yok edemediler. Onlar İslam Cumhuriyeti nizamına tahammül etmeye hazır değildiler. Ama bugün İslam Cumhuriyeti nizamına tahammül etmeye mecburdurlar. Siyasi, güvenlik, iktisadi, kültür gibi çeşitli meselelerde, muhtelif yollarla, çeşitli hile ve düzenlerle ellerinden gelen her türlü darbeyi vurmaya çalışıyorlar. Ama neticesiz kalacak. İslam Cumhuriyeti kudretli bir şekilde ilerlemektedir. Şimdi onlar nükleer meseleyi bir numune unvanıyla ele alıyorlar, gösteriş yapıyorlar. Ve diyorlar ki İslam Cumhuriyeti nükleer meselede çaresizdir; mesele böyle değildir.

Ben burada şunu söyleyeyim: Birincisi uygun bir anlaşmaya razıyım, elbette kötü bir anlaşmaya değil. Amerikalılar birçok defa tekrar ediyorlar ve diyorlar ki: “Biz inanıyoruz ki anlaşmamak kötü bir anlaşmadan daha iyidir.” Evet bizde bu inançtayız.Bizde inanıyoruz ki ‘anlaşmamak’ kötü bir anlaşmadanmilli menfaatlere zarar veren bir anlaşmadan, İran’ın azametini ve büyük milletini küçük düşüren bir anlaşmadan daha iyidir.

İkincisi bunu herkes bilsin ki yetkililerimiz, müzakere heyetimiz, devletimiz bütün çabasıyla ambargo silahını düşmanın elinden almaya çalışmaktadır. Onların (yetkililerimizin) gayretleri bu gaddar düşmanın elinden ambargo silahını almak içindir. Eğer başarırlarsa güzel ama başaramazlarsa herkes bilsin ki, hem düşmanımız bilsin, hem dünyadaki dostlarımız bilsin, dahildedüşmanın elindeki silahıetkisizleştirecekbir çok alternatif vardır. Ambargo silahının şüphesiz bir şekilde işlek birsilah olduğunu tasavvur etmek yanlıştır. Hayır! Eğer biz himmet edersek, eğer biz sahip olduklarımıza doğru teveccüh edersek –ki bu ruh hali elhamdülillah vardır- düşmanın elinden almadan daambargo silahını etkisizleştirebiliriz.

Üçüncüsü bu meselede Cumhurbaşkanı daha önceki bir konuşmasında güzel bir noktaya temas etti. Şöyle ki her iki taraf daortak bir noktaya ulaşsınlar. Bunun manası sadece bir tarafın bütün konularla alakalı her arzusunun yerine getirilmesi demek değildir. Amerikalılar böyledir. Amerikalılar ve birkaç Avrupa ülkesi –ki bir çocuk gibi Amerika’nın hareketlerini takip ediyorlar ve gerçekte yanlış yapmaktadırlar. Amerika’ya tabi olan bu Avrupa ülkeleri stratejik bir hata yapıyorlar –bütün gerçekliğiyle onların sözü şudur: onların istediği şeyyanibütün hususiyeti ile onların istediği şey yerine gelmelidir. Bu yanlıştır. Bu müzakere yolu değildir. İran tarafı onu anlaşmaya yakınlaştıracak bazı işleri yapmıştır. Sayılı işleri yapmıştır. Zenginleştirme makinelerinin çoğalması ve yaygınlaşması konusunda anlaşmış. Onlar bunu anlaşmak için şart koşmuşlardı. Büyük bir iş olan uranyumun % 20 zenginleştirilmesi ki fen ehli olan herkes biliyor ki % 5’e % 20’ye ulaşmak % 20’den yukarıya çıkmaktan daha önemlidir -ki bu büyük işi bizim gençlerimiz ve ahdine bağlı fencilerimiz gerçekleştirdiler- başardılar.Fordo Tesisini, en üstün nitelikli bir tesis olan Fordo’yugüçlerimiz, dahili unsurlarımız fiilen durdurulan santrifüjlerin emniyetini temin ve tazmin edebildiler. Bütün bu büyük işleri başardılar. İran tarafı bu yüzden mantıklı hareket etmiştir, müzakere mantığına uygun hareket etmiştir. Karşı taraf çok şey istiyor, yüzsüzlük ediyor, haraç istiyor. Eğer yetkililerimiz bütün bu alanlarda dirayetli olurlarsa hak onlarladır, kimse onları kınamamalı. Direnmeliler ve direniyorlar da. Yani İslam Cumhuriyeti çeşitli meselelerde baştan beri mantıklı hareket etti. Tahmili(dayatılan)savaşta biz işlerimizi mantıklı bir şekilde kararlaştırdık. Demeçlerin kabulünde mantıklı hareket ettik. Savaş sonrasından günümüze kadar olan çeşitli meselelerde, her yerde mantık ve istidlali esas alarak hareket ettik. Hiçbir yerde İslam Cumhuriyeti hiçbir mantıksızlık göstermemiştir. Bu meselede de mantıkla hareket ediyoruz. Sonuçta karşı taraf bunu anlamıyor. Karşı tarafmantıksız bir şekilde davranıyor. -Kendileri diyorlar ki: ‘Biz nükleer meselede İran’ın ilerlemesini önleyebildik falan şeyi durdurduk, falan şeyi kapattık.’ Doğru söylüyorlar! Bu işleri İslam Cumhuriyeti müzakere mantığı çerçevesinde kendisi sonuçlandırmıştır.- Bunu kendileri söylüyorlar. Sonuçta çok istekte bulunuyorlar. İran milleti zorbalık ve aşırı istek yükünün altına girmez.

Biz devlet yetkililerimizin başlattıkları ve gayret gösterdikleri bu ilerleme ile –gerçekten gayret ediyorlar, güç ve zaman harcıyorlar- muvafığız eğer güzel bir tevafuk olursa da muvafığız. Mutmainim ki İran milleti de izzetini muhafaza eden, menfaatlerini koruyan bir anlaşmaya karşı değildir, razı olunacak sonuçta bu hususiyetler düşünülmeli. İran milletinin hürmet ve kerameti ve İran milletinin ilerlemesinden ibaret olan önemli esas mesele korunmalı ve korunmuş olmalı. İran milleti düşmanın zorbalığına ve haraç isteyenlerin zorbalığına boyun eğip teslim olmayı adet edinmemiştir. Diğer tarafta kim olursa olsun Amerika olsun veya başkaları fark etmez. Bir gün Amerika ve geçmiş Sovyetler İslam Cumhuriyeti karşısında el ele vermiştiler ve aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen tehdit ediyorlardı. İslam Cumhuriyeti onların bu zorbalığına boyun eğmedi, İslam Cumhuriyeti zafer kazandı, İslam Cumhuriyeti muvaffak oldu; bugünde böyle olacak, bugün de İran millet ve İslam Cumhuriyeti nizamı zorbalığa boyun eğmeyecek. Şu sözü de İnsan bazen duyuyor. Diyorlar ki: “önce usulen külli bir şekilde anlaşalım sonra cüz’î meselelere geçelim.” Bunu ben deniz beğenmiyordum, bunu ben beğenmiyordum, karşı tarafın davranışlarından elde ettiğimiz bir tecrübe ile hissediyorum ki bu, yavaş yavaş cüz’i meseleleri bahane haline getirmek için vesile olacak. Eğer anlaşacaklarsa tali meseleler, temel meselelerin hepsi tek bir oturumda tamamlanmalı, imzalanmalı. Temel meselelerde ayrı anlaşırlar ve sonra o temel meseleler esasında –ki önemli bir şeydir yorumlanabilir, tahlil edilebilir-tali meseleyegeçilsin. Hayır! bu mantıklı değildir. Bizim yetkililerimiz ve karşı taraf arasında karar verilen her konu net, açık, yoruma kapalı ve tevil kabul etmez bir şekilde kapanmalı.

Böyle olmasın ki karşı taraf – hile yaparak ve pazarlık yaparak işini ilerletiyor- tekrar çeşitli meseleleri bahane ederekhile ile işleri zorlaştırabilir. Hayır! Bütün bunlar ambargo silahını düşmanın elinden alınması içindir. Eğer bunu başarabilirlerse güzel olur. Elbette gerçek manada ambargo kelimesi düşmanın elinden alınırsa, yaptırımlar kalkarsa, böyle bir anlaşma olursa. Ancak bu alanda böyle bir anlaşma olmazsa İran milleti, değerli yetkilileri, devleti ve diğerleri birçok alternatife sahiptir ve yakinen bu alternatiflere yönelmeli ve böylece yaptırımları etkisiz hale getirmeli ve etkisizleştirmeli.

İnşallah 22 Behmen’de İran milleti kendisini küçük düşürmek isteyenlere karşı büyük bir darbe vuracak. Bütün İran milleti, bütün gönlü yanıklar bu konuda muvafıklar ki bir ülke için milli izzet çok çok önemlidir. Eğer izzet olursa emniyet de olacak, eğer emniyet olursa ilerleme de ameli olacak ama eğer bir millet küçük düşürülürse onun her şeyi ile oynanacak. Hatta onun emniyeti ile, onun serveti ile, onun her şeyi ile. Milli izzet korunmalı ve yetkililer bunu biliyorlar ve İran milleti 22 Behmen’dekendi iktidarını, kendi varlığını ve sağlam azmini gösterecek, inşallah düşmana diz çöktürecek.

Allah’ım bütün İran milletini kendi bereket ve lütuflarının kapsamına al. Hepimizi kendi hidayetlerinin kapsamına al. Allah’ım tahmili savaş zamanının aziz şehitlerini ve ondan önceki ve ondan sonra ki şehitleri ve bütün silahlı kuvvetler şehitlerini ve hava kuvvetleri şehitlerini peygamber ile haşr eyle, Yüce İmam’ızı –bu mübarek hareketin müsebbibi o büyük insandı- peygamber ile haşr eyle.

Vesselamüaleyküm ve berakatü.

Başa dön tuşu
Bugün 15 Ekim 2026 (28) içerik yüklenmiştir.