Hayrat Vakfı Yayınları Meali

79-Nâziât Suresi Hayrat Vakfı Yayınları Meali

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

1. (Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara (nâziât’a), (Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara,

“Her ölünün rûhunu, Hazret-i Azrâîl Aleyhisselâm mı bizzât kabzediyor (alıyor)? Yoksa avaneleri mi (yardımcıları mı) kabzediyorlar? Bu hususta üç meslek (îzah yolu) var: Birinci meslek: Azrâîl Aleyhisselâm, herkesin rûhunu kabzeder. Bir iş bir işe mâni‘ olmaz, çünki nûrânîdir. (…) İkinci meslek odur ki: Hazret-i Cebrâîl, Mikâîl, Azrâîl gibi melâike-i izâm (büyük melekler), birer nâzır-ı umûmî (umûmî vekil) hükmünde, kendi nev‘lerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda avaneleri vardır. Ve o muâvinler (yardımcılar), envâ‘-ı mahlûkāta (varlıkların çeşitlerine) göre ayrı ayrıdırlar. Sulehânın ervâhını (sâlihlerin ruhlarını) kabzeden başkadır; ehl-i şekāvetin (Cehennemliklerin) ervâhını kabzeden yine başkadır. Nasıl ki: وَالنِّازِعاَتِ غَرْقاً [(Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara] وَالنِّاشِطاَتِ نَشْطاً [(Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara] âyeti işâret ediyor ki, kabz-ı ervâh eden, tâife tâifedir. (…) Üçüncü meslek: (…) Bazı melâikeler var ki, kırk bin başı var. Her başında, kırk bin dili var. Demek, seksen bin gözü dahi var. (…) İşte bu mesleğe binâen, Hazret-i Azrâîl Aleyhisselâm’ın her ferde müteveccih (yönelen) bir yüzü ve bakar bir gözü vardır.” (Mektûbât, 28. Mektûb, 200-202)

2. (Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara (nâziât’a), (Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara,

3. (Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara (nâziât’a), (Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara,

4. (Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara (nâziât’a), (Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (emrolundukları şeye sür‘atle) yüzüp gidenlere, sonra yarışıp geçenlere, sonra işleri düzenleyenlere (bütün bu vazîfeleri yapan meleklere) yemîn olsun (ki, öldükten sonra mutlakā diriltileceksiniz!)

5. (Kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara (nâziât’a), (Mü’minlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara, (emrolundukları şeye sür‘atle) yüzüp gidenlere, sonra yarışıp geçenlere, sonra işleri düzenleyenlere (bütün bu vazîfeleri yapan meleklere) yemîn olsun (ki, öldükten sonra mutlakā diriltileceksiniz!)

6. O gün o sarsıntı (Sûr’a ilk üfürülüş), sarsacak!

7. Onu, arkadan gelen (ikinci üfürülüş) ta‘kīb edecek!

8. O gün (dehşetten) kalbler şiddetle çarpıcıdır!

9. Gözleri (korkudan), zelîl (yere bakar) bir hâldedir!

10. Diyorlar ki: “Şübhesiz biz, gerçekten (öldükten sonra yine) eski hâle döndürülecek kimseler miyiz?”

11. “Çürümüş kemikler hâline geldiğimiz zaman mı?”

12. “O takdirde bu, hüsranlı bir dönüştür!” dediler.

13. Hâlbuki o (dönüş), ancak tek bir haykırıştan (Sûr’a ikinci üfürüşten) ibârettir.

14. Bir de bakarsın ki onlar (dirilmiş olarak) meydanda (mahşer yerinde) olan kimselerdir!

15. (Ey Resûlüm!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?

16. Hani Rabbi ona, mukaddes vâdi olan Tuvâ’da nidâ buyurmuştu: “Fir‘avun’a git; çünki o çok azdı!”

17. Hani Rabbi ona, mukaddes vâdi olan Tuvâ’da nidâ buyurmuştu: “Fir‘avun’a git; çünki o çok azdı!”

18. “Bu yüzden (ona) de ki: ‘Senin (şirk ve isyan kirlerinden) temizlenmeye (meylin) var mı? Seni Rabbine (giden yola) irşâd edeyim de böylece (O’nu tanıyasın ve O’ndan) korkasın!’ ”

19. “Bu yüzden (ona) de ki: ‘Senin (şirk ve isyan kirlerinden) temizlenmeye (meylin) var mı? Seni Rabbine (giden yola) irşâd edeyim de böylece (O’nu tanıyasın ve O’ndan) korkasın!’ ”

20. Bunun üzerine (Mûsâ gitti ve) ona en büyük mu‘cizeyi gösterdi.

21. Fakat (o, Mûsâ’yı) yalanladı ve (Allah’a) isyân etti.

22. Sonra (fesad peşinde) koşarak (îmandan) yüz çevirdi.

23. Derken (sihirbazlarını ve ordusunu) toplayıp (onlara) seslendi.

24. Ve (onlara): “Ben sizin en yüce rabbinizim!” dedi.

25. Allah da onu, âhiretin ve dünyanın (ibret verici) azâbıyla yakalayıverdi!

26. Şübhesiz ki bunda, (Allah’dan) korkan kimseler için gerçekten bir ibret vardır.

27. (Ey öldükten sonra dirilmeyi inkâr edenler!) Siz mi yaratılışça daha zorsunuz, yoksa gök mü? Onu (Allah) binâ etti.

28. Onun boyunu yükseltip, böylece onu düzenledi!

29. Hem gecesini kararttı; hem kuşluğunu (sabahın ışığını) açığa çıkardı!

30. Bundan sonra da yeri döşedi!

31. Size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ondan (yeryüzünün) suyunu ve otlağını çıkardı ve dağlar ki onları yerleştirdi!
“Nasıl ki sefîneleri (gemileri) sarsıntılardan vikāye (koruma) ve müvâzenelerini (dengelerini) muhâfaza için onların direkleri üstünde kurulmuş; öyle de, dağlar, zemin sefînesine bu ma‘nâda hazîneli direkler olduklarını, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân (…) çok âyetlerle fermân ediyor. Hem meselâ, dağların içinde zîhayâta (canlılara) lâzım olan her nevi‘ menba‘lar, sular, ma‘denler, maddeler, ilâçlar o kadar hakîmâne (hikmetli) ve müdebbirâne (tedbirli) ve kerîmâne (cömertce) ve ihtiyatkârâne iddihâr (depolanmış) ve ihzâr (hazırlanmış) ve istif edilmişki, bilbedâhe (açıkça) kudreti nihâyetsiz bir Kadîr’in ve hikmeti nihâyetsiz bir Hakîm’in hazîneleri ve anbarları ve hizmetkârları olduklarını isbât ederler.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 106)

32. Size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ondan (yeryüzünün) suyunu ve otlağını çıkardı ve dağlar ki onları yerleştirdi!2

33. Size ve hayvanlarınıza bir fayda olmak üzere, ondan (yeryüzünün) suyunu ve otlağını çıkardı ve dağlar ki onları yerleştirdi!2

34. Fakat o en büyük felâket (kıyâmet) geldiği zaman! O gün insan, (hayâtı boyunca) neye koşmakta olduğunu iyice anlar.

35. Fakat o en büyük felâket (kıyâmet) geldiği zaman! O gün insan, (hayâtı boyunca) neye koşmakta olduğunu iyice anlar.

36. Ve gören (her bir) kimse için Cehennem ortaya çıkarılır!

37. Artık kim azgınlık etmiş ve dünya hayâtını (âhirete) tercîh etmişse, artık şübhesiz (o kimse için) varılacak olan yer, ancak Cehennemdir!

38. Artık kim azgınlık etmiş ve dünya hayâtını (âhirete) tercîh etmişse, artık şübhesiz (o kimse için) varılacak olan yer, ancak Cehennemdir!

39. Artık kim azgınlık etmiş ve dünya hayâtını (âhirete) tercîh etmişse, artık şübhesiz (o kimse için) varılacak olan yer, ancak Cehennemdir!

40. Kim de (kıyâmet günü) Rabbisinin makāmından (huzûrunda durmaktan) korkmuş ve nefsi(ni), (kötü) arzulardan men‘ etmişse, artık şübhesiz (o kimse için) varılacak olan yer, ancak Cennettir!

41. Kim de (kıyâmet günü) Rabbisinin makāmından (huzûrunda durmaktan) korkmuş ve nefsi(ni), (kötü) arzulardan men‘ etmişse, artık şübhesiz (o kimse için) varılacak olan yer, ancak Cennettir!

42. Sana, “Vukūa gelmesi ne zaman?” diye kıyâmetten soruyorlar!

43. Onu anlatmaktan (vaktinden haber vermekten) yana, sende ne (bilgi) var?

44. Onun nihâyeti (son ilmi) ancak Rabbine âiddir.

45. Sen ancak ondan korkan (Müslüman)ları korkutucusun!

46. Onu görecekleri gün, sanki onlar (dünyada) bir akşam veya onun kuşluk vaktinden başka kalmamış gibidirler!

Başa dön tuşu