A

ALÎM & ÂLİM & ULEMÂ & İLİM

(1) Alîm (a.s.ilm’den. “i”uzun okunur); Allâh’ın sıfatlarından. Bilgisi ezelî ve ebedî olan. Gizli açık neyiniz varsa bilir.

(2) Âlim (a.s.ilm’den.c:ulemâ); çok okumuş. bilgin.

(3) Ulemâ (a.i.âlim’in cem’i); âlimler. ilim sâhipleri. bilginler. evvelce müderris, kadı gibi ilmiye mensuplarına denirdi.

(4) İlim (a.i.c:ulûm); 1-Kâinat içinde vuku’ bulan olayların sebep, oluş, sonuç ve te’sirleri konusunda aklın ölçüleri çerçevesinde, tahsil ve tecrübe (deneme) ile edinilen doğru ma’lûmat ve bilgi, bilim. Bilme, biliş; bir şeyin doğrusunu bilme. 2-okuma sûretiyle elde edilen bilgi. Nazari bilgi. 3-Haber 4-Mârifet. vukuf. 5- Fen. 6-(tasavvufta) kendini bilme.

-İlim kelimesi türevleriyle birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de 750 yerde zikrolunmuştur. İlim, Allâh’ın subutî sıfatlarından biri olup; olmuşu, olacağı, gizliyi, açığı kısacası her şeyi bilmesi demektir. (Diyânet)

-“Alîm” Allâh’ın sıfatı. İlmi küllî’dir. Bizim ilmimiz cüz’idir. Bir insan her hususta ilim sahibi olamaz. Malûmat kâbilinden çeşitli konularda bilgisi olabilir. Ama ehil olduğu mes’elenin sebep, oluş, sonucu hakkında derin bir bilgisi olabilir. Mahlûkat için “Âlim” denir. Aradaki fark ilmin sınırsızlığı ve sınırlı oluşu. Allâhuâlem.

-“İlm-i nâfi isteyiniz ve menfaatsiz ilimden istiâze ediniz.”

-“İlmi ile amel etmeyen âlimin câhilden farkı yoktur.” (Rûhu’l Beyân)

2/ el-Bakara -120- Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahûdîler ve ne de Hıristiyanlar asla senden râzı olmazlar. De ki: “ALLÂH’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen bunca ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, ALLÂH’dan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.

145- Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

3/ Âl-i İmrân -7- Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşâbih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyiflerine göre te’vil yapmak için onun müteşâbih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te’vilini ALLÂH’dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.

6/ el-En’âm -80- Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki: “Beni doğru yola eriştirdiği halde ALLÂH hakkında benimle mücâdele mi ediyorsunuz? O’na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi ihâta etmiştir. Hiç düşünmez misiniz?”

81- “Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz ALLÂH’a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?” Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır?

97- Kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye yıldızları sizin için yaratan O’dur. Şüphesiz Biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş bir şekilde açıkladık.

98- Sizi bir tek candan yaratan O’dur. Sonra sizin için bir karar yeri, bir de emanet yeri vardır. Biz âyetlerimizi, anlayan bir toplum için apaçık beyân ettik.

105- İşte böylece âyetleri türlü türlü çevirip açıklıyoruz ki, onlar sana: “Sen bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin” desinler ve bilen bir toplum için de onu iyice beyân edelim.

7/ el-A’râf -32- De ki: “ALLÂH’ın kulları için çıkardığı zînetleri ve tertemiz rızıkları kim haram kılmış?” De ki: “Bunlar, bu dünya hayatında inananlar içindir, kıyamet gününde de yalnız onlara mahsûstur”. İşte böylece biz âyetleri bilen bir topluluğa uzun uzun açıklıyoruz.

10/ Yûnus -5- O ALLÂH’dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneş’i bir ışık, ay’ı da bir nûr yaptı. Ve ay’a menziller ta’yîn etti. ALLÂH bunu hakk olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar.

55- Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa ALLÂH’ındır. Açın gözünüzü, ALLÂH’ın vaad’i muhakkak ki, hakk’tır, gerçektir. Lâkin onların çoğu bunu bilmezler.

12/ Yûsuf -68- Ne zaman ki, şehre vardılar, o zaman babalarının kendilerine emrettiği şekilde girdiler. (Gerçi bu şekilde girmeleri) onlar hakkında ALLÂH’ın takdîr ettiği hiçbir şeyi önleyemezdi, bu sadece Ya’kûb’un içinden geçirdiği bir isteğin yerine getirilmesi oldu. Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona Biz öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

13/ el-Ra’d -37- Böylece Biz onu (Kur’ân’ı) Arabça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bunca ilimden sonra eğer sen onların hevâ ve heveslerine uyarsan, ALLÂH tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.

16/ en-Nahl -38- Kâfirler, “ALLÂH ölen kimseyi diriltmez” diye en kuvvetli yeminleriyle ALLÂH’a yemin ettiler. Hayır, bu ölüleri diriltmek, ALLÂH’ın kendisine karşı bir vaadidir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler.

43- (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrât ve İncîl âlimlerine sorun.

17/ el-İsrâ -107- Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur’ân’a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.

18/ el-Kehf -65- Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

19/ Meryem -43- “Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.”

21/ el-Enbiyâ -7- Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri Peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.

74- Biz Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fâsık (ALLÂH’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

79- Biz hüküm vermeyi Süleymân’a kavratmıştık. Zâten her birine hükümrânlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, ALLÂH’ı tesbîh etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan Biz idik.

22/ el-Hac -54- Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur’ân’ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona îmân etsinler de kalbleri ona saygı duysun. Çünkü ALLÂH, îmân edenleri doğru yola eriştirir.

23/ el-Mü’minûn -84- (Resûlüm!) de ki: “Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?”

85- “ALLÂH’a aittir” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?” de.

88- “Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan; fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?” diye sor.

89- “(Bunlar da) ALLÂH’ındır” diyecekler. “Öyle ise nasıl olur da büyülenirsiniz?” de.

26/ eş-Şu’arâ -197- Onu, benî İsrâîlin ulemâsının bilmesi onlar için bir delil değil midir?

27/ en-Neml -15- Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleymân’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan ALLÂH’a mahsûstur” dediler.

28/ el-Kasas -14- Mûsâ olgunluk çağına ulaşıp gelişimini tamamlayınca Biz ona ilim ve hikmet verdik. Biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.

79- Derken Kârûn, ihtişâm içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar, “Keşke Kârûn’a verilenin benzeri bizim de olsaydı. Hakikat şu ki o, çok büyük devlet sahibidir” dediler.

80- Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, şöyle dediler: “Yazıklar olsun size! Îmân edip iyi işler yapanlara göre ALLÂH’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.”

29/ el-Ankebût -43- İşte Biz bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.

30/ er-Rûm -7- Onlar, sadece bu dünya hayatının dış yüzünü bilirler. Âhiretten ise onlar hep gâfildirler.

22- Yine göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu da O’nun âyetlerindendir. Şüphesiz ki bunda bilenler için nice ibretler vardır.

56- Kendilerine ilim ve îmân verilmiş olanlar ise onlara şöyle diyeceklerdir: “Andolsun, siz, ALLÂH’ın yazısına göre, yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.”

31/ Lokmân -25- Andolsun ki onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “ALLÂH” diyecekler. “ALLÂH’a hamd olsun” de. Fakat onların çoğu bilmezler.

34/ Sebe’ -6- Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’ân’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye layık ALLÂH’ın yoluna ilettiğini görürler.

28- Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

35/ Fâtır -27- Görmedin mi ALLÂH gökten bir su indirdi. Biz onunla renkleri başka başka meyveler çıkardık. Dağlarda da yollar, beyazlı kırmızılı çeşitli renklerde ve kapkara topraklar var.

39/ ez-Zümer -9- Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyâma durarak dâima vazîfesini yapan, âhireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak temiz akıl sahibi olanlar anlar.

49- Fakat insana bir sıkıntı dokunuverince Bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: “O bana bir bilgi üzerine verildi” der. Belki bu bir imtihandır, fakat pek çokları bilmezler.

40/ el-Mü’min -57- Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.

41/ Fussilet -1-2- Hâ Mîm. Bu Kur’ân Rahmân ve Rahîm olan ALLÂH tarafından indirilmiştir.

3- Bu, bilen bir kavim için âyetleri Arabça okunarak açıklanmış bir kitaptır.

44/ ed-Duhân -38- Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

39- Biz onları hakk ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

45/ el-Câsiye -32- ALLÂH’ın vaad’i gerçektir. “O kıyametin geleceğinde şüphe yoktur” denildiğinde “Kıyamet nedir bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibârettir sanıyoruz. Fakat bu hususta kesin bir bilgimiz yok” derdiniz.

52/ et-Tûr -45- Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları (kendi hâllerine) bırak.

46- O gün hiçbir tedbîrlerinin kendilerine zerre kadar faydası olmayacak ve hiçbir şekilde yardım da görmeyeceklerdir.

47- Şüphesiz o zulmedenlere ondan başka da azab vardır. Fakat çokları bilmezler.

58/ el-Mücâdele -11- Ey îmân edenler! Size: “Meclislerde yer açın!” denilince yer açın ki ALLÂH da size genişlik versin. Size “Kalkın!” denilince de kalkın ki ALLÂH sizden inananları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. ALLÂH yaptıklarınızdan haberi olandır.

61/ es-Saff -10- Ey Îmân edenler! Sizi acı bir azabdan kurtaracak ticâreti size göstereyim mi?

11- ALLÂH’a ve Resûlüne inanırsınız, mallarınızla ve canlarınızla ALLÂH yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz sizin için en iyisi budur.

62/ el-Cum’a -9- Ey inananlar! Cum’a günü namaz için çağrıldığı(nız) zaman, ALLÂH’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

71/ Nûh -1- Gerçekten Biz Nûh’u kavmine gönderdik, “kavmine acı bir azab gelmezden önce onları uyar” diye.

2- Dedi ki, “ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım”.

3- Şöyle ki, “ALLÂH’a kulluk edin, O’ndan korkun ve bana itaat edin.”

4- “Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz ALLÂH’ın takdîr ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz..” (inanırdınız).

*İLİMDE DERİNLEŞMEK

4/ en-Nisâ -162- Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve îmân edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere îmân ederler. Onlar, namazı kılan, zekâtı veren, ALLÂH’a ve âhiret gününe îmân edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.

-“Yemin ettiğinde onu iyilik ve hayır ölçüleri içinde tatbîk eden, dili doğru söyleyen, kalbi dosdoğru olan, karnını ve uçkurunu iffet perdesiyle koruyan kişiler ilimde kök salıp derinleşenlerdir.”(Hadis-i şerif-Asrın Kur’ân Tefsiri 2/827)

*İLİM ÖĞRENMEDE SABIR VE İTAAT

18/ el-Kehf -66- Mûsâ ona: “ALLÂH’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tâbi’ olabilir miyim?” dedi.

67- (Hızır) dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.

68- “İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?”

69- Mûsâ: “İnşâallâh beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim” dedi.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı