K

HÂİNLERİ SAVUNMAMAK

4/ EN-NİSÂ -105- Biz sana Kitâb (Kur’ân)ı hakk olarak inzâl ettik ki, insanlar arasında ALLÂH’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hâinlerin savunucusu olma!
107. Kendilerine hâinlik edenleri savunma. Muhakkak Allâh hâinliği meslek edinmiş günahkârları sevmez.

*HÂİNLİĞİ MESLEK EDİNMEMEK

4/ EN-NİSÂ -107- Kendilerine hâinlik edenleri savunma. Muhakkak ALLÂH hâinliği meslek edinmiş günâhkârları sevmez.

HASED

*Hased (arapça.isim); kıskançlık, çekememezlik
Hâsid (arapça.sıfat.hased’den.cem’i:hasede.husssâd); hased eden, kıskanan, kıskanç.(bkz: hasûd)
113/ EL-FELÂK -1-2-3-4-5- De ki: ‘Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, hased ettiği zaman hasedçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.’
Hased, kaderi tenkit mahiyetindedir. Bunun bilincinde olunmalı. Fakat hased etme duygusu gayri irâdi bir durum ise; kişi öncelikle hatânın kendisinde olduğunu bilmeli, dışa yansıtmasa bile iç âleminde bu durumdan dolayı pişmalık duymalı. Bu hased hissi; kötü ahlâk, fenâ haslet ve gıybet olarak dışa yansımadığı sürece kişiye zarar vermez. Bol bol istiğfar ve istiâzeye devâm etmeli, farzlara ve sünnetlere sımsıkı sarılmalı. Zâten ilâhi kitaplar insanları bu tür hallerden muhafaza, Allâh’ın huzûruna temiz bir kalp ve defter ile çıkması için gönderilmiştir.

HAYÂ;SIZLIK

*Hayâ’ (arapça.isim); utanma. sıkılma. âr. nâmus. edeb. ALLÂH korukusu ile günâhlardan kaçınma.
2/ EL-BAKARA -169- O size hep çirkin ve murdâr işleri emreder, ALLÂH’a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister.
268- Şeytân sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvîk eder. ALLÂH da lûtfundan ve bağışlamasından birtakım vaadlerde bulunuyor. ALLÂH’ın lûtfu geniştir. O Alîm (herşeyi bilen)dir.
4/ EN-NİSÂ -15- Kadınlarınızdan zinâ’ edenlere karşı, içinizden dört şâhid getirin. Eğer onlar, şâhidlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veyâ ALLÂH onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
16- Sizlerden zinâ’ edenlerin her ikisine de cezâ verin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü ALLÂH tevbeleri kabûl eden ve çok merhamet edendir.
24- Bir de harb esîri olarak sâhibi bulunduğunuz câriyeler müstesnâ, evli kadınlarla evlenmeniz de size harâm kılındı. Bütün bunlar ALLÂH’ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zinâ’ etmeksizin mallarınızla mehir vermek sûretiyle evlenmek istemeniz size helâl kılındı. O hâlde onlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdîr edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi râzı etmenizde bir mahzûr yoktur. Şüphesiz ki ALLÂH her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
25- Sizden her kim hür mü’min kadınları nikâh edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mü’min câriyelerinizden efendilerinin rızâsı ile nikâhlamak var. ALLÂH sizin îmânınızı daha iyi bilir. Siz birbiriniz- densiniz. O hâlde sâhiblerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek sûretiyle câriyelerden iffetli olan, zinâ’ etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezânın yarısı kendilerine lâzım gelir. Bu hükümler, içinizden günâh işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. ALLÂH Gafûrdur, Rahîm’dir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir).
7/ EL-A’RÂF -28- Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: “Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize ALLÂH emretti.” derler. De ki: “ALLÂH kötülüğü emretmez. ALLÂH’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
33- De ki: “Rabbim, sâdece fuhşiyyâtı, onun açık ve gizli olanını, günâhları, haksız yere isyânı, haklarında hiç bir delîl indirmediği şeyleri ALLÂH’a ortak koşmanızı ve ALLÂH hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi yasaklamıştır”.
12/ YÛSUF -24- O hanım, ona gerçekten niyeti bozmuştu. Eğer Rabbinin burhanını görmese idi. Yûsuf da ona özenip gitmişti. Aslında ondan fuhşu ve fenâlığı uzak tutalım diye böyle olmuştu. Çünkü o Bizim ihlâsa erdirilmiş kullarımızdan biriydi.
16/ EN-NAHL -90- Şüphesiz ki ALLÂH, size adâleti, iyilik yapmayı ve yakınlara bakmayı emreder; hayâsızlıktan, fenâlıktan ve azgınlıktan nehyeder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
17/ EL-İSRÂ -32- Zinâ’ya yaklaşmayın, çünkü o bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur.
60/ EL-MÜMTEHİNE -12- Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip ALLÂH’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zinâ’ etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftirâ uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri husûsunda sana bey’at ederlerse onların bey’atlarını al ve onlar için ALLÂH’dan mağfiret dile. Şüphesiz ALLÂH, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

HAYIR AMACI DIŞINDA FISILDAŞMAMAK!

4/ EN-NİSÂ -114- Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka vermeyi veyâ iyilik yapmayı veyâ insanların arasını düzeltmeyi emreden(lerin fısıldaşmaları) müstesnâdır. Artık kim ALLÂH’ın rızâsını arayarak böyle yaparsa, bunun üzerine ilerde ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

İÇKİ-KUMAR-DİKİLİ TAŞLAR-FAL OKLARI

5/ EL-MÂİDE -90- Ey îmân edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.
(Bkz: Haramlar)

İFTİRÂ

4/ EN-NİSÂ -112- Kim bir hatâ (küçük günâh) veyâ büyük günâh işler, sonra onu ma’sûm olan birinin üstüne atarsa, bir iftirâ ve pek kesin bir vebâl yüklenmiş olur.

İNTİHAR

4/ EN-NİSÂ -29- Ey îmân edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Ancak kendi rızânızla yaptığınız ticâretle yemeniz helâldir. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ALLÂH, size karşı çok merhametlidir.
30- Kim, zulüm ve tecâvüz yolu ile bu yasakları işlerse, yakında onu cehennem ateşine atacağız. Onu ateşe atmak da ALLÂH’a pek kolaydır.

KAŞ GÖZ HAREKETİ İLE ALAY ETMEK

104/ EL-HÜMEZE -1-2- Mal toplayıp onu tekrâr tekrâr sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay hâline!
Sûre-i Hümeze, Mekke döneminde nâzil olmuştur. Hümeze; insanları arkadan çekiştiren, ayıplayan kimse demektir.
Görüleceği üzere Cenâb-ı Rabbül âlemîn kullarının başkaları tarafından incitilmesine râzı olmamakta. Ve bu isim altında sûre inzâl buyurmuştur. Hele yaşadığımız bu dönem de müslümanlar en çok; gıybet, insanları arkadan çekiştirme, kaş-göz hareketleriyle başkaları ile istihzâ, nemmamlık (laf taşıma), hased noktasında gereken hassasiyyeti göstermemekte. Bütün bunlar sosyal yaralar doğurmakta, rahmetten mahrûmiyyete vesîle olmaktadır. Bu da berâberinde bereketsizliği getirmekte. Bütün bu davranışlar Kur’ân-ı azimüşan’da zemmedilen şeytânın adımlarını ta’kîb edenlere yakışan davranışlardır. Bireysel sorunlarımıza, âilevi sorunlarımıza, ülke sorunlarımıza çözüm ararken mes’eleleri sâdece iktisâdi açıdan değerlendirmemekte fayda görmekteyiz.

*KESKİN DİLLİ OLMAMAK

33/ EL-AHZÂB -19- Savaşa katıldıklarında da size karşı pek cimri ve kıskanç davranırlar. Hücûm eden düşmanın ortalığa saldığı büyük korku gelince, ölüm sekerâtına düşmüş kimsenin bakışı gibi, gözleri dönmüş bir tarzda sana baktıklarını görürsün. Korku hâli geçince, ALLÂH yolunda harcamada cimrice bir tavır içinde, keskin dilleriyle sizi incitirlerdi. İşte onlar îmân etmemişler, ALLÂH da onların yaptıkları bütün işleri boşa çıkarmıştır. Bu, ALLÂH’a göre kolaydır.

KISKANÇLIK & CİMRİLİK & CİMRİLİĞİ EMRETMEK

4/ EN-NİSÂ -37- Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve ALLÂH’ın kendi- lerine lûtfundan verdiği ni’meti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azâb hazırladık.

*KISKANMAK

4/ EN-NİSÂ -54- Yoksa onlar, ALLÂH’ın lûtuf ve kereminden insanlara verdiği ni’metleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz Biz, İbrâhîm âilesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsân ettik.
128- Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden, yâhûd kendisinden yüz çevirmesinden endîşe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günâh yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zâten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçim- sizlikten sakınırsanız, şüphesiz ALLÂH yaptıklarınızdan haberdârdır.
5/ EL-MÂİDE -27- Onlara Âdem’in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurbân sunmuşlardı, birinden kabûl edilmiş, diğerinden kabûl edilmemişti. (Kurbânı kabûl edilmeyen, ötekine):” Seni öldüreceğim” demişti. Diğeri ise şöyle demişti: “ALLÂH, yalnız takvâ sâhiblerinden kabûl eder”.
28- “ALLÂH’a yemîn ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb’i olan ALLÂH’dan korkarım.
29- “Ben isterim ki sen, benim günâhımı da, kendi günâhını da yüklenip ateş halkından olasın! Zâlimlerin cezâsı budur”.
30- Bunun üzerine kurbânı kabûl edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvîk etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31- Derken ALLÂH bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. “Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?” dedi ve pişman olanlardan oldu.
(Bkz: sûre-i YÛSUF, Hâbil & Kâbil kıssaları)

*KISKANÇLIK AYRILIĞA VESÎLE OLUR

42/ EŞ-ŞÛRÂ -14- Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, ancak aralarındaki, çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından azâbın ertelendiğine dâir bir söz geçmemiş olsaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi. Kendilerinden sonra Kitâb’a vâris kılınan kitap ehli de Kur’ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

KİBİR

*Kibir (arapça.isim); büyüklük. yücelik. büyüklük taslama. yüksekten bakma (başkalarına).
2/ EL-BAKARA -34- Şol vakit meleklere: “Âdem’e secde edin!” dedik, hemen secde ettiler. Yalnız iblîs dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
16/ EN-NAHL -29- “O hâlde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin” denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

*KÎN (*)

*Kîn (Farsça.sıfat); gizli düşmalık. garaz. gayz.
3/ ÂL-İ İMRÂN -118- Ey îmân edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenâlık etmekten aslâ geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.

*LAF ATMAK

25/ EL-FURKÂN -63- Rahmân’ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevâzu’ ile yürüyen kimselerdir. Câhiller onlara laf attıkları zaman, ‘selâm!’ der (geçer)ler.

LAKAB TAKMAK

*Lâkab (arapça.isim.cem’i:elkab); bir kimseye kendi asıl adından başka takılan ad.
49/ EL-HUCURÂT -11- Ey îmân edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. Îmândan sonra fâsıklık ne kötü bir nâm’dır! Kim de tevbe etmezse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir.

ÖVÜNMEK

4/ EN-NİSÂ -36- ALLÂH’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, akrabâ olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sâhib olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz ALLÂH, kibirlenen ve dâima böbürlenip duran, övünen kimseyi sevmez.

RİYÂ

*Riyâ; Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket.
2/ EL-BAKARA -264- Ey îmân edenler! ALLÂH’a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak sûretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve mâruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kaya’nın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. ALLÂH kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.
4/ EN-NİSÂ -38- Bunlar, mallarını insanlara gösteriş için harcayan, ALLÂH’a ve âhiret gününe de inanmayan kimseler- dir. Şeytân kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır.
8/ EL-ENFÂL -47- Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve ALLÂH yoluna engel koyanlar gibi olmayın. ALLÂH onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
4/ EN-NİSÂ -142- Münâfıklar, ALLÂH’ı aldatmaya çalışırlar. ALLÂH da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve ALLÂH’ı pek az anarlar.
107/ EL-MÂÛN -4- Vay hâline o namaz kılanların ki,
5- Onlar namazlarını ciddîye almazlar (kıldıkları namazın değerine aldırış etmezler)
6- Gösteriş yaparlar onlar,
7- Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

*SÖZ TAŞIYANLAR

*Nemmâm (arapça.sıfat); koğucu. arabozan. laf taşıyan.
Peygamber Efendimiz-sallâllâhüaleyhivesellem- buyurur;
-Nemmâmlar cennetin kokusunu dâhi duyamaz. Zîrâ cennetin kokusu beşyüzyıllık mesâfeden duyulur.
-Her kim bir mü’minin ayıbını örterse diri diri toprağa gömülen kız çocuğunu kurtarmış gibi olur.
-Ne mutlu şol kimseye ki kendi ayıplarını görür.
68/ EL-KALEM -10-11-12-13-14- Alabildiğine yemîn edip duran, aşağılık, dâima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günâha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.

YALAN

*Kizb; Yalan. Yalan söyleme. (Sıdkın zıddı) (Kizb, küfrün esâsıdır. Kizb, nifâkın birinci alâmetidir. Kizb, Kudret-i İlâhiyyeye bir iftirâdır. Kizb, Hikmet-i Rabbaniyyeye zıddır. Ahlâk-ı âliyeyi tahrîb eden kizbtir. Âlem-i İslâmı zehirlendiren, ancak kizbtir. Âlem-i beşerin ahvâlini fesâda veren, kizbtir. Nev-i beşeri kemâlâttan geri bırakan, kizbtir. Müseylime-i kezzab ile emsalini âlemde rezîl ve rüsvâ eden, kizbdir. İşte bu sebeblerden dolayıdır ki; bütün cinâyetler içinde tel’ine, tehdide tahsîs edilen, kizbdir…)
9/ ET-TEVBE -77- ALLÂH’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için o da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nîfak soktu.
22/ EL-HACC -30- Bu böyle. Kim ALLÂH’ın hükümlerine saygı gösterirse bu Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Harâmlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.
26/ EŞ-ŞU’ARÂ -222- Onlar(şeytân), her günâhkâr yalancıya inerler.
39/ EZ-ZÜMER -3- İyi bilin ki, hâlis dîn yalnız ALLÂH’ındır. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara sâdece, bizi ALLÂH’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz’ diyorlar. Şüphesiz ALLÂH ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz ALLÂH yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.
40/ EL-MÜ’MİN -28- Fir’avn âilesinden, îmânını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: ‘Rabbim ALLÂH’dır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbûki o, size Rabbinizden apaçık mûcizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdîd ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz ALLÂH, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.’
45/ EL-CÂSİYE -7- Her günâhkâr yalancının vay hâline!
58/ EL-MÜCÂDELE -14- ALLÂH’ın kendilerine gazâb ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemîn ederler.
Peygamber Efendimiz-sallâllâhüaleyhivesellem- buyurur; Yalan az’lığınızı artırır.

*YALANA DİLLERİ ALIŞANLAR

16/ EN-NAHL -116- Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, ALLÂH’a karşı yalan uydurmak için, ‘Şu helâldir’, ‘Şu harâmdır’ demeyin. Şüphesiz, ALLÂH’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.

*YALANI DİNLEMEMEK

5/ EL-MÂİDE -42- Onlar, yalanı çok dinleyen, harâmı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan sana aslâ hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan aralarında adâletle hükmet. Çünkü ALLÂH, âdil davrananları sever.

*YALANI KİM UYDURUR

16/ EN-NAHL -105- Yalanı, ancak ALLÂH’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir.

*YALANIN MÜ’MİNE YAKIŞMYACAĞI

5/ EL-MÂİDE -116- Ve ALLÂH demişti ki: “Ey Meryemoğlu Îsâ! İnsanlara, ‘Beni ve annemi, ALLÂH’ın yanında iki ilâh edinin’diye sen mi söyledin?”. “Münezzeh, Sübhansın ya Rab!Bana, doğru olmayan bir şey söylemek yakışmaz. Eğer demiş olsam, Sen muhakkak bunu bilirsin, Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız Sensin, Sen!”.
7/ EL-A’RÂF -105- (Mûsâ) ALLÂH’a karşı ilk görevim, hakk olandan başka bir şey söyleme- memdir. Gerçekten ben size Rabbinizden bir mûcize getirdim, artık İsrâiloğullarını benimle gönder.

*YALANCI VE NANKÖRLER DOĞRU YOLU BULAMAZLAR

39/ EZ-ZÜMER -3- İyi bil ki, hâlis dîn ancak ALLÂH’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sâdece bizi ALLÂH’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz.” Şüphe yok ki ALLÂH, onların aralarında ihtilâf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhâlde yalancı ve nankör olan kimseyi ALLÂH doğru yola çıkarmaz.

YALANCI ŞÂHİTLİK

4/ EN-NİSÂ -135- Ey îmân edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa ALLÂH için şâhidlik yaparak adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şâhidlik ettikleriniz) zengin veyâ fakîr de olsalar (adâletten ayrılmayın). Çünkü ALLÂH ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adâleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şâhidlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veyâ (şâhidlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz ALLÂH yaptıklarınızdan hakkıyla haberdârdır.
25/ EL-FURKÂN -72- Onlar, yalana şâhidlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.

YAPMAYACAĞINIZI ŞEYLERİ SÖYLEMEK

2/ EL-BAKARA -44- Siz Kitâbı okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?
11/ HÛD -88- Şu’ayb, şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Söyleyin bakayım, ya ben Rabbimden gelen açık bir delîl üzere isem ve katından bana güzel bir rızık vermişse!. Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sâdece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak ALLÂH’ın yardımı iledir. Ben sâdece O’na tevekkül ettim ve sâdece O’na yöneliyorum.’
61/ ES-SAFF -2- Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
3- Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, ALLÂH katında büyük gazâb gerektiren bir iştir.

YARDIMA ENGEL OLMAK

107/ EL-MÂUN -7- Ufacık bir yardıma bile engel olurlar.

YOL KESENLER

5/ EL-MÂİDE -33- ALLÂH’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezâsı; ancak öldürülmeleri, yâhûd asılmaları veyâ ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yâhûd o yerden sürülmeleridir. Bu cezâlar onlar için dünyâdaki bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azâb vardır.

KÖTÜ SÖZ

14/ İBRÂHÎM -26- Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı