M

Hazreti MUHAMMED -aleyhisselâm-

Hazreti MUHAMMED -aleyhisselâm-

-Efendimiz -aleyhisselâm- fil yılında, fil vakasından 55-55 gece sonra 12 Rebilüevvel Pazartesi (20 Nisan 571) gecesinde Mekke de dünyaya teşrif buyurdular. (M.Âsım Köksal / İslâm Tarihi)

3/ Âl-i İmrân -144- Muhammed, ancak bir Peygamberdir. Ondan önce de Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, ALLÂH’a hiçbir şekilde zarar veremez. ALLÂH şükredenleri mükâfatlandıracaktır.

47/ Sûre-i Muhammed -2- İnanıp yararlı iş işleyenlerin ve Muhammed’e, Rablerinden bir gerçek olarak indirilene inananların kötülüklerini Allâh örter ve durumlarını düzeltir.

-İşte O insan. Allâh’ın sevgilisi, büyük Resûl. İşte bağlı olacağımız akıl budur. Ve bütün kıvamıyla her şey Allâh’ın Resûlünde. N.Fâzıl Kısakürek

*ÂLEMLERE RAHMET

21/ el-Enbiyâ -107- (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

*Ve Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Yani, ey Muhammed! Başka bir sebep için değil, ancak bütün âlemlere ve özellikle akıl sahibi varlıklara olan merhametimizden dolayı veya başka bir durumda değil, ancak âlemlere bir rahmet olarak seni Peygamber gönderdik: Senin Peygamberliğin bütün varlıklara Allâh’ın bir rahmetidir. Veya sen öyle kapsamlı bir rahmetsin ki, bütün akıl sahibi varlıklara o iyilik ve kurtuluş yolunu göstereceksin. Her iki dünyada mutluluk getiren dini sen öğreteceksin ve bütün âlem bundan istifade edecektir. Buna rağmen şu rahmetten kaçan ve şu nûra karşı gözlerini kapatan bedbahtlara yazıklar olsun. (Elmalılı Tefsiri)

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN AZÎM (*) AHLÂKI

*Azîm (a.s.azâmet’ten); büyük, yüce, çok ileri.

68/ el-Kalem -4- Sen elbette azîm bir ahlâk üzeresin.

*EFENDİMİZ-aleyhisselâm-‘ı AĞLATAN ÂYET

4/ en-Nisâ -41- Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz ve seni de onlar üzerine bir şâhid yaptığımız zaman (hâlleri) nice olur!..

İbn Mes’ud-radıyallâhuanh-anlatır:

Bir gün Resûlullâh Efendimiz-aleyhisselâm- bana:

-Kur’ân oku, dedi. Ben dedim ki:

-Yâ Resûlullâh Kur’ân size nâzil oldu şimdi onu size nasıl okuyayım?

Buyurdu ki:

-Evet, Kur’ân’ı başkası okuyunca onu dinlemeyi çok severim.

Ben Nisâ sûresini okumaya başladım: Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz ve seni de onlar üzerine bir şâhid yaptığımız zaman (hâlleri) nice olur!..âyetine gelince “Bu an sana yeter” dedi ve ağladı..(Asrın Kur’ân Tefsiri)

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN HANIMLARI

33/ el-Ahzâb -28- Ey Peygamber! Hanımlarına de ki, “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin sizi donatayım ve sizi güzelce bırakayım.”

29- “Eğer ALLÂH’ı, Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki ALLÂH içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

30- Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa onun cezası iki kat verilir. Bu ALLÂH’a göre kolaydır.

31- İçinizden kim ALLÂH’a ve Resûlüne itaat eder ve sâlih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.

32- Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer ALLÂH’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir edâ ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümîde kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.

33- Evlerinizde oturun. Önceki câhiliyye döneminde olduğu gibi (dışarıya) süslenip püslenip çıkmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. ALLÂH’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! ALLÂH sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

Teberruc; salınmak, zîneti ve güzelliği izhâr etmektir. Kendisini tezyîn ettikten sonra dışarıya çıkıp süsünü, endâm ve arayişini erkeklere göstermektir. Açık saçık bir şekilde mağrurane gezmektir. Güzellik, zînet i’tibâriyle kendini bir felek-i burç gibi göstermeğe çalışmaktır. (Ö.N.Bilmen)

34- Ve hanenizde ALLÂH’ın âyetlerinden ve hikmetten tilâvet olunanları hatırlayınız. Şüphesiz ALLÂH en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

66/ et-Tahrîm -3- Hani Peygamber eşlerinden birine, gizli bir söz söylemişti. Fakat eşi o sözü (başkasına) haber verip ALLÂH da bunu Peygambere bildirince, Peygamber bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona (sırrı açıklayan eşine) haber verince o, “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber, “Bunu bana, hakkıyla bilen ve hakkıyla haberdar olan ALLÂH haber verdi” dedi.

4- (Ey Peygamber’in eşleri!) Eğer siz ikiniz ALLÂH’a tevbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalbleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki ALLÂH onun yardımcısıdır, Cebrâil de, sâlih mü’minler de. Bunlardan sonra melekler de ona arka çıkarlar.

5- Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibâdet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN HANIMLARININ BİZİM ANNELERİMİZ OLDUĞU

33/ el-Ahzâb -6- Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, ALLÂH’ın kitabına göre, (mîras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhâcirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) kitap’ta yazılıdır.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm- İNANANLARA ÇOK DÜŞKÜNDÜR!

9/ et-Tevbe -128- Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.

*PEYGAMBERİMİZ -aleyhisselâm- İYİ SÖZE KULAK VERİR!

9/ et-Tevbe -61- Onlardan bazıları Peygamberi incitmek için “O herkese kulak veren safın biridir” derler. De ki: “Evet öyledir, ama hep hakkınızdaki iyi sözlere kulak veren biridir, ALLÂH’a inanır, mü’minlere güvenir. Îmân edenleriniz için bir rahmettir O!” İşte böylesi bir ALLÂH Resûlünü incitenler yok mu? En acı azab onlara olacaktır.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’A KUR’ÂN-I KERÎM’İN VERİLMESİ

2/ el-Bakara -99- Şânım hakk’kı için sana çok açık âyetler, parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, îmân sahasından uzaklaşmış fâsıklardan başkası onları inkâr etmez.

136- Deyiniz ki, “Biz, ALLÂH’a îmân ettik ve bize ne indirildiyse İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve torunlarına ne indirildiyse, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya ne indirildiyse ve bütün Peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine îmân ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O’na boyun eğen müslümanlarız.”

159- İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidâyetin kendisi olan âyetleri insanlar için Biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara ALLÂH lânet eder. Lânet edebilecek olanlar da lânet ederler.

3/ Âl-i İmrân -1- Elif, Lâm Mîm,

2- ALLÂH, kendisinden başka ilâh olmayan, Hayy ve Kayyûmdur.

3-4- O, sana kendisinden öncekileri tasdîk edip doğrulayan bu kitabı hakk ile indirdi. Daha önce insanlara hidâyet olarak Tevrât’ı ve İncîl’i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkân’ı da O indirdi. Gerçek şu ki, ALLÂH’ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azab vardır. ALLÂH çok güçlüdür, intikamını alır.

4/ en-Nisâ -105- Biz sana kitab (Kur’ân)ı hakk olarak inzal ettik ki, insanlar arasında ALLÂH’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hâinlerin savunucusu olma!

5/ el-Mâide -48- Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdîk eden ve onları kollayıp koruyan kitab (Kur’ân)ı hakk ile inzal ettik. Onların aralarında ALLÂH’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen hakk’tan sapma. Biz, her biriniz için bir şerîat ve yol belirledik. Eğer ALLÂH dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü ALLÂH’adır. O, ihtilâfa düştüğünüz şeyleri size haber verir.

6/ el-En’âm -19- De ki: “Şâhidlik yönünden hangi şey daha büyüktür?” De ki: “ALLÂH, benimle sizin aranızda şâhiddir ve bana bu Kur’ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. ALLÂH’la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şâhidlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şâhidlik etmem”.”O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım”de.

7/ el-A’râf -1- Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

2- Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

11/ Hûd -12- (Ey Muhammed!) Belki de sen, (müşriklerin) “Ona bir hazîne indirilseydi veya beraberinde bir melek gelseydi ya!” demelerinden dolayı sana vahyolunanlardan bir kısmını göz ardı edeceksin ve o yüzden göğsün daralacak. Fakat sen, ancak bir uyarıcısın. ALLÂH ise her şeye vekîldir.

12/ Yûsuf -1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik kitabın âyetleridir.

2- Muhakkak ki, Biz onu anlayasınız diye Arabça bir kitap olarak inzal ettik.

13/ el-Ra’d -1- Elif, Lâm, Mîm, Ra. İşte bunlar sana o kitabın âyetleridir ve sana Rabbinden indirilen hakk’tır. Lâkin insanların çoğu îmân etmezler.

14/ İbrâhîm -1- Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye gâlib ve hamde layık olan ALLÂH’ın yoluna çıkarman için onu sana inzal ettik.

16/ en-Nahl -43- (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrât ve İncîl âlimlerine sorun.

44- Biz o Peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur’ân’ı inzal ettik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.

64- (Ey Resûlüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur’ân’ı) sırf hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve îmân edecek topluma bir hidâyet, bir rahmet olsun diye inzal ettik.

89- Biz o gün, her ümmet içinde, kendilerinden kendi üzerlerine bir şâhid göndereceğiz. Seni de onların üzerine şâhid getireceğiz. Bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve müslümanlara doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet kaynağı ve bir müjdeleyici olarak inzal ettik.

18/ el-Kehf -1- Hamd, o ALLÂH’a mahsûstur ki kulu (Muhammed’e) kitabı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.

6- Demek sen, bu söze (Kur’ân’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!

20/ Tâ hâ -1- Tâ Hâ.

2- Ey Muhammed! Kur’ân’ı sana sıkıntıya düşesin diye indirmedik.

3- Ancak ALLÂH’dan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik).

4- Yeri ve yüce gökleri yaratanın katından peyder pey bir indirilişle (onu) indirdik.

99- (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana katımızdan bir zikir (düşünüp kendisinden ibret alınacak bir kitap) verdik.

113- İşte böylece Biz onu Arabça bir Kur’ân olarak inzal ettik. Onda tehdîdlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahud onlara bir ibret ve uyanış verir.

21/ el-Enbiyâ -50- İşte bu (Kur’ân) da inzal ettiğimiz mübârek bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?

24/ en-Nûr -46- Andolsun Biz (her şeyi) apaçık bildiren âyetler inzal ettik. ALLÂH dilediğini doğru yola iletir.

25/ el-Furkân -1- “Tebâreke” ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed’e, Furkân (Kur’ân)’ı indirdi.

27/ en-Neml -6- (Resûlüm!) Şüphesiz ki bu Kur’ân, sana hikmet sahibi ve her şeyi bilen ALLÂH tarafından indirilmektedir.

29/ el-Ankebût -47- (Resûlüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdîk eden) bu kitabı inzal ettik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona îmân ediyorlar. Şunlardan da ona îmân eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.

36/ Yâsîn -1- Yâ sîn.

2-3-4- (Ey Muhammed!) Hikmet dolu Kur’ân’a and olsun ki sen elbette dosdoğru bir yol üzere (peygamber) gönderilenlerdensin.

5-6- Babaları korkutulmamış ve kendileri de gâfil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan ALLÂH’ın indirdiği (Kur’ân) ile korkutasın.

39/ ez-Zümer -1- Bu kitabın indirilişi, Azîz ve Hakîm olan ALLÂH tarafındandır.

2- Emîn ol, Biz sana kitabı hakkıyla inzal ettik. Onun için dini yalnız kendisine hâlis kılarak ALLÂH’a ibâdet ve kulluk et.

40/ el-Mü’min -1- Hâ Mîm.

2- Bu kitabın indirilişi, çok güçlü ve her şeyi bilen ALLÂH tarafındandır.

41/ Fussilet -41- Kur’ân kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler, mutlaka cezalarını çekeceklerdir. O gerçekten çok değerli bir kitaptır.

42- Ona ne önünden, ne de ardından bâtıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan ALLÂH tarafından indirilmiştir.

42/ eş-Şûrâ -7- Böylece Biz sana Arabça bir Kur’ân inzal ettik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrâfındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.

44/ ed-Duhân -1- Hâ, mîm.

2-3- O apaçık kitab’a and olsun ki Biz onu gerçekten mübârek bir gecede inzal ettik. Çünkü Biz onunla insanları uyarmaktayız.

45/ el-Câsiye -1- Hâ, Mîm.

2- Bu kitap, Azîz ve Hakîm olan ALLÂH tarafından indirilmiştir.

57/ el-Hadîd -9- O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz ALLÂH, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.

69/ el-Hâkka -40- Kuşkusuz Kur’ân, şerefli bir Peygamberin (ALLÂH’dan) getirdiği sözdür.

41- O bir şâir sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz.

42- Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz!

73/ el-Müzemmil -5- Doğrusu Biz, senin üzerine (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz (Kur’ân vahyedeceğiz).

76/ el-İnsân -23- Kur’ân’ı sana kısım kısım Biz inzal ettik Biz.

97/ el-Kadr -1- Biz o(Kur’ân)ı Kadir gecesinde inzal ettik.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm- NÛR SAÇAN KANDİLDİR

-Münîr (a.s.nûr’dan); 1-nurlandıran ışık veren, parlak [ziyâdâr] 2-erkek adı (müen: münîre).

33/ el-Ahzâb -45-46- Ey Peygamber! Biz seni bir şâhid, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; ALLÂH’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik.

(Bkz: BEŞÎR & NEZÎR)

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN VAHİY ESNASINDA KUR’ÂN’I ACELE OKUMAKTAN MEN’ EDİLMESİ

20/ Tâ hâ -113- İşte böylece Biz onu Arabça bir Kur’ân olarak inzal ettik. Onda tehdîdlerden nice türlüsünü tekrar tekrar açıkladık ki belki sakınırlar, yahud onlara bir ibret ve uyanış verir.

114- Hükmü her yerde geçerli gerçek hükümdâr olan ALLÂH yücedir. (Ey Muhammed!) Kur’ân sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce (unutma korkusu ile) Kur’ân’ı okumada acele etme, “Rabbim! Benim ilmimi artır” de.

75/ el-Kıyâme -16- Onu hemen okumak için dilini depretme.

17- Kuşkusuz onu toplamak ve okumak Bize aittir.

18- O halde Biz onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşunu ta’kîb et.

19- Sonra onu açıklamak da Bize aittir.

87/ el-A’lâ -6- Bundan böyle sana Kur’ân’ı okutacağız da unutmayacaksın.

7- Yalnız ALLÂH’ın dilediği başkadır. Çünkü o açığı da bilir, gizliyi de.

*HAZRETİ MUHAMMED-aleyhisselâm-‘IN ÜMMETİNİN VASIFLARI

3/ Âl-i İmrân -110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve ALLÂH’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden îmân edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.

22/ el-Hac -78- ALLÂH uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi O seçmiş, babanız İbrâhîm’in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur’ân’da, Peygamberin size şâhid olması, sizin de insanlara şâhid olmanız için, size müslüman adını veren O’dur. Artık namaz kılın, zekât verin, ALLÂH’a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!

35/ Fâtır -31- Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdîk edici olmak üzere bir hakk’tır. Şüphe yok ki, ALLÂH, kullarının bütün hâllerinden haberdardır ve her şeyi görendir.

32- Sonra Biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize mîras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, ALLÂH’ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.

*İNKÂRCILARIN, HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’A VAHYİN İNMESİNE HAYRETLE BAKMALARI

10/ Yûnus -1- Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir.

2- İnsanları (eğri yolun sonundan) korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: “Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz” dediler.

38/ Sâd -4- İçlerinden kendilerine uyarıcı bir Peygamber geldiğine şaştılar da kâfirler: “Bu bir sihirbazdır, yalancıdır” dediler.

5- “İlâhları, bir tek ilâh mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak bir şey, çok tuhaf!”

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm- ANCAK BİR PEYGAMBERDİR

3/ Âl-i İmrân -114- Muhammed, ancak bir Peygamberdir. Ondan önce de Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, ALLÂH’a hiçbir zarar veremez. ALLÂH şükredenleri mükâfatlandıracaktır.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’A BÎAT (*) EDENLER

-*“Bîat” el tutuşup söz vermek demektir. Âyette, Hudeybiye’de müslümanların, Hazreti Peygamber-aleyhisselâm-’a bağlılık göstereceklerine, gerektiğinde onunla birlikte savaşacaklarına dâir söz vermeleri kastedilmektedir. Bu olay, İslâm tarihinde “Bey’atu’r-Rıdvân” diye anılır. (Diyânet)

-Biat (a.i.); kabul ve tasdîk muamelesi. [aslı “bey’at” dır]

48/ el-Fetih -10- Sana bîat edenler ancak ALLÂH’a bîat etmiş olurlar. ALLÂH’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. ALLÂH’a verdiği sözü yerine getirene, ALLÂH büyük bir mükâfat verecektir.

18- Andolsun o ağacın altında (Hudeybiye’de) sana bîat ederlerken ALLÂH, mü’minlerden râzı olmuştur. Kalblerinde olanı bilmiş onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükâfatlandırmıştır.

60/ el-Mümtehine -12- Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip ALLÂH’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey’at ederlerse onların bey’atlarını al ve onlar için ALLÂH’dan mağfiret dile. Şüphesiz ALLÂH, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN PEYGAMBERLİĞİNİN EVRENSELLİĞİ

7/ el-A’râf -158- (Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümrânlığı kendisine ait olan ALLÂH’ın hepinize gönderdiği Peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, ALLÂH’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî Peygambere îmân edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.”

9/ et-Tevbe -33- O öyle bir ALLÂH’dır ki, Resûlünü hidâyetle ve hakk dinle bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. Müşrikler hoşlanmasalar da.

34/ Sebe’ -28- Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.

48/ el-Fetih -28- Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidâyet ve hakk din ile gönderen O’dur. Şâhid olarak ALLÂH yeter.

*RABBİN SENİ ASLA TERK ETMEDİ

Vahyin ilk geldiği yıllarda bir süre -li hikmetin- vahiy kesintiye uğramıştı. İslâmî literatürde buna “fetret-i vahiy” denir. Resûlullah -aleyhisselâm-‘ın Kur’an-ı Kerîmi kendiliğinden söylemediğini isbat eden ve O’nu daha sonraki yıllarda yapacağı çetin mücadelelere rûhen hazırlayan bir dönemdir.
Efendimize-aleyhisselâm- her vahyin gelişinden, dolaylı yollardan özellikle komşu olan müşrikler de haberdar oluyorlardı. Vahyin bir süre gelmediğini anlayan bazı müşrikler “arkadaşı onu terk etti” dediler. Bir rivayette de müşrik bir kadın bizzat Peygamberimizin yüzüne “Öyle anlaşılıyor ki, senin şeytanın seni terk etti” demiştir. Hazreti Peygamber-aleyhisselâm- müşriklerin bu sözlerinden çok rahatsız olduğu ve yeni bir vahyin gelmesini çok arzu ettiği halde, yine de kendisini teselli edecek bir vahiy hemen inmedi.
Fakat bir süre sonra Duha’ sûresi indi. Ve “Senin Rabbin seni asla terk etmedi ve sana asla küsmedi” diyerek onu teselli etti. (bk. Buharî, Fezailu’l-Kur’an, 1, Tefsiru sureti 93/1; Müslim, salat, 82,84,91; Taberî, İbn Kesir, M. Hamdi Yazır, Duha’ suresinin tefsiri) (Bkz: www.sorularlaislamiyet.com)

*HAZRETİ MUHAMMED -aleyhisselâm-’IN ÜMMÎ (*) OLUŞU

*Sözlükte; ‘ümm’; anne, bir şeyin aslı, bir toplumun reisi; ümmî ise anneci, anne tarafını tutan, anneye mensup demektir. Istılahta ümmî; kitabi bilgilerle zihni doldurulmamış, doğal hâli üzerine kalmış, okuyup yazarak tahsil görmemiş kimseye denir. Kur’ân-ı Kerîm’de tekil ve çoğul şekliyle altı yerde geçmiştir. Ümmî olmak Hazreti Peygamber-aleyhisselâm-’ın Kur’ân’da zikrolunan vasfıdır. Peygamber Efendimizin Ümmî olması onun insanlara aktardığı bilgilerin akıl, tecrübe ve duyu organları ile elde ettiği bilgiler olmadığını, çünkü onun bu alanda bir tahsil görmediğini, tebliğ ettiği bilgilerin yüce kudrete, ilmi külli Yaratıcıya dayandığını ifade eder. Hiç bir tahsil görmemiş insanın, bilimsel gerçekleri söylemesi, söylediklerinin vahye dayalı olduğunu kanıtlar. (Diyânet)

*Ümmî (a.s.ümm’den); anasından nasıl doğmuş ise öyle kalıp okuma yazma öğrenmemiş (kimse)

7/ el-A’râf -157- Onlar ki yanlarındaki Tevrât ve İncîllerde vasıfları yazılı o ümmî Peygambere tâbi’ oldular. O Peygamber ki kendilerine meşrû şeyleri emreder, kötülükleri yasaklar, kendilerine güzel ve hoş şeyleri mübah, murdâr şeyleri ise haram kılar, üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. Ona îmân eden, onu destekleyen, ona yardımcı olan ve onunla beraber indirilen nûra tâbi’ olanlar var ya, işte felâha erenler onlardır.

29/ el-Ankebût -48- (Ey Muhammed)Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı.

Başa dön tuşu