M

Hazreti MÛSÂ-aleyhisselâm- & Hazreti HÂRUN-aleyhisselâm-

2/ el-Bakara -53- Şol vakit Mûsâ’ya o kitabı ve furkânı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesiniz.

54- Hani bir zamanlar Mûsâ kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bâri gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvâb ve Rahîm’dir.

55- Hani bir zamanlar “Ey Mûsâ biz ALLÂH’ı açıkça görmedikçe senin sözüne asla inanmayacağız” demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınız.

60- Hani bir zamanlar Mûsâ, kavmi için su istemişti, Biz de “asânla taşa vur!” demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. ALLÂH’ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesâda vermeyin.

61- Hani bir zamanlar, “Ey Mûsâ, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine duâ’ et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın” dediniz. O da size “O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır” dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet ALLÂH’dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü ALLÂH’ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere Peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.

67- Hani bir zamanlar Mûsâ kavmine demişti ki ALLÂH, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da “Sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?” dediler. Mûsâ da: “Böyle câhillerden biri olmaktan ALLÂH’a sığınırım” dedi.

68- Bunun üzerine Mûsâ’ya: “Peki öyleyse Rabbine yalvar da onun ne olduğunu bize açıklasın” dediler. Mûsâ: “Rabbim şöyle buyuruyor: O sığır ne pek geçkin, ne de körpe olmayıp orta yaşta dinç bir inek olacaktır” Haydi size emredilen işi yapın bakalım” dedi.

69- Bu sefer dediler ki: “Rabbine yalvar da onun rengini bize bildirsin” O da: ALLÂH diyor ki: “O, bakanların içini açan parlak sarı bir inek olacaktır” dedi.

70- Onlar yine dediler ki: Bizim adımıza Rabbine yalvar da onun nasıl olacağını bize iyice bildirsin. Zira istenen sığır, bize diğerlerine benzer geldiğinden tereddütte kaldık. Ama İnşâallâh asıl istenen sığırı buluruz.

71- Mûsâ: “Rabbim şöyle diyor: O inek, ne toprağı sürmek için çifte koşulmuş, ne de ekin sulamada çalıştırılmış olmayan, salma ve her kusurdan uzak, hiç alacası bulunmayan bir inek olacaktır.” Onlar: “İşte şimdi gerçeği tam anlayacağımız tarzda bildirdin” diyerek nihayet sığırı kestiler ki az kaldı yapmayacaklardı.

72- Hani siz bir adam öldürmüştünüz de peşinden katilin kim olduğu hakkında birbirinizle kavgaya tutuşup suçu üzerinizden atmıştınız. Halbuki ALLÂH sizin gizlediğinizi meydana çıkaracaktı.
73- Bunun üzerine dedik ki: “Kestiğiniz sığırın bir parçasıyla o maktûlün cesedine vurun” (Vurulunca da o diriliverdi). İşte ALLÂH bunu nasıl dirilttiyse ölüleri de öyle diriltir. Aklınızı iyice kullanasınız diye âyetlerini size gösterir.

87- Celâlim hakk’kı için Mûsâ’ya o kitabı verdik, arkasından birtakım Peygamberler de gönderdik, hele Meryemoğlu Îsâ’ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu’l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her Peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?

108- Yoksa siz Peygamberinizi, bundan önce Mûsâ’ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim îmânı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olur.

136- Deyiniz ki, “Biz, ALLÂH’a îmân ettik ve bize ne indirildiyse İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve torunlarına ne indirildiyse, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya ne indirildiyse ve bütün Peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine îmân ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O’na boyun eğen müslümanlarız.”

246- Baksana, İsrâiloğullarının Mûsâ’dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir Peygamberlerine: “Bize bir kumandan gönder de ALLÂH yolunda savaşalım” dediler. O da: “Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?” dedi. Onlar: “Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde ALLÂH yolunda savaşmayalım?” dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama ALLÂH, o zalimleri bilir.

248- Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, O’nun hükümdârlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekîne (sükûnet, gönül rahatlığı), Mûsâ ve Hârûn ailelerinin bıraktıklarından bir bakıyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer îmân etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardır.

3/ Âl-i İmrân -84- De ki: “ALLÂH’a, bize indirilen (Kur’ân)a, İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve torunlarına indirilene, Mûsâ’ya, Îsâ’ya ve Peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O’na teslim olmuşlarız”.

4/ en-Nisâ -153- Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Mûsâ’dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: “ALLÂH’ı bize açıkça göster” demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (ilâh) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Mûsâ’ya açık bir delil (yetki) verdik.

164- Daha önce sana anlattığımız Peygamberlerle, anlatmadığımız başka Peygamberlere de (vahyettik). Ve ALLÂH Mûsâ ile de konuştu.

5/ el-Mâide -21- “Ey kavmim, ALLÂH’ın size yazdığı mukaddes toprağa girin, geriye dönmeyin, yoksa kayba uğrarsınız.”

20- Mûsâ kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! ALLÂH’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden Peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdi.”

22- Onlar da: “Ey Mûsâ! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz” dediler.

24- Kavmi Mûsâ’ya: “Ey Mûsâ! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb’in gidin savaşın. Biz burada oturacağız” dediler.

25- Mûsâ: “Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır” dedi.

6/ el-En’âm -84- Biz ona İshâk’ı ve Ya’kûb’u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh’a ve onun soyundan Dâvûd’a, Süleymân’a, Eyyûb’a, Yûsuf ‘a, Mûsâ’ya ve Hârûn’a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.

91- Bazı Yahûdîler de ALLÂH’ı gereği gibi tanımadılar. Çünkü “ALLÂH hiçbir insana hiçbir şey indirmemiştir” dediler. Sen onlara de ki: “Peki, Mûsâ’nın insanlara bir nûr ve rehber olmak üzere getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup işinize geleni gösterdiğiniz, fakat çoğunu gizlediğiniz ve sizin de, babalarınızın da bilmediğiniz birçok şeyleri sayesinde öğrendiğiniz o kitabı kim indirdi?” Ey Resûlüm sen: “ALLÂH indirdi” de! Sonra bırak, daldıkları bâtıllarında oynaya dursunlar!

154- Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Mûsâ’ya kitab’ı verdik ki, Rablerinin huzûruna varacaklarına inansınlar.

7/ el-A’râf -103- Sonra onların arkasından Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl oldu!

104- Mûsâ: “Ey Firavun! Bil ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Peygamberim” dedi.

105- Bana, Allâh’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık

İsrâiloğullarını benimle gönder.

106- Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.

107-108- Bunun üzerine Mûsâ, asâsını yere bırakıverdi, bir de ne görsün o koskoca bir ejderha kesilmiş! Elini sıyırıp çıkardı, bir de ne görsün: Bakan kimseler için parlak mı parlak, ışık saçan bir el haline gelmiş!

115-116- Büyücüler: “Mûsâ! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın yoksa biz mi koyalım?” deyince Mûsâ: “Siz ortaya koyun!” dedi. Atacaklarını ortaya koydular, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler, hasılı müthiş bir sihir sergilediler.

117- Biz de Mûsâ’ya “Sen de asânı bırakıver” diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.

119- Orada mağlûb olmuş ve küçük düşmüşlerdi.

120- Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.

121- “Âlemlerin Rabbine îmân ettik” dediler.

122- “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine.”

123- Firavun: “Ben size izin vermeden îmân ettiniz ha!” dedi. “Şüphesiz bu bir hîledir, siz bunu şehirde kurmuşsunuz, yerli halkı oradan çıkarmak istiyorsunuz, sonra anlayacaksınız!”

124- “Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım.”

125- Onlar da: “Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz” dediler.

126- “Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara îmân etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al” derler.

127- Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Seni ve ilâhlarını terk etsinler de yeryüzünde fesat çıkarsınlar diye mi Mûsâ’yı ve kavmini serbest bırakacaksın?” Firavun da dedi ki: “Onların oğullarını öldüreceğiz, kızlarını sağ bırakacağız ve onlar üzerinde kahredici bir üstünlüğe sahibiz.”

128- Mûsâ, kavmine dedi ki: “ALLÂH’ın yardımını ve lütfunu isteyin ve sabır gösterin. Şüphesiz ki yeryüzü ALLÂH’ındır. Kullarından dilediğini ona mîrasçı kılar. Sonunda kurtuluş müttakîlerindir.”

129- İsrâiloğulları: “Biz, hem sen bize gelmeden önce, hem de sen bize Peygamber olarak geldikten sonra işkenceye ma’rûz kaldık!” diye yakındılar. Mûsâ ise, şöyle dedi: “Hele biraz daha sabredin. Umulur ki, Rabbiniz düşmanlarınızı imhâ eder de, onların yerine sizi hâkim kılıp nasıl hareket edeceğinize bakar.”
130- Biz Firavun hanedanı düşünüp ibret alsınlar diye, senelerce onları kuraklık, kıtlık ve ürün azlığı ile cezalandırdık.
131- Onlara iyilik, bolluk geldiğinde: “Hâ işte bu bizim hakkımız! Kendi becerimizle bunu elde ettik” derlerdi. Eğer kendilerine bir kötülük gelirse onu, Mûsâ ile beraberindeki mü’minlerin uğursuzluklarına verirlerdi. Dikkat edin, iyiliği olduğu gibi kötülüğü de yaratmak, ancak ALLÂH’ın kudretiyledir fakat onların çoğu bilmezler.
132- Ve şöyle derlerdi: “Bizi büyülemek için sen hangi mucizeyi getirirsen getir, imkânı yok, sana inanacak değiliz!”
133- Biz de kudretimizin ayrı ayrı delilleri olarak onların üzerine tûfân gönderdik, çekirgeler gönderdik, haşerat gönderdik, kurbağalar gönderdik, kan gönderdik. Yine de inad edip büyüklük tasladılar ve suçlu bir topluluk oldular.

134- Ne zaman ki, azab üzerlerine çöktü, dediler ki, “Ey Mûsâ! Bizim için Rabbine duâ’ et, sana olan ahdi hürmetine eğer bizden bu azabı kaldırır uzaklaştırırsan, yemin olsun ki, sana kesinlikle îmân edeceğiz. Ve İsrâiloğullarını seninle birlikte göndereceğiz.”

135- Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhâl yeminlerini bozdular.

136- Biz de, âyetlerimizi inkâr ettikleri ve onlara kulak vermedikleri için kendilerinden intikam aldık da hepsini denizde boğduk.

137- Ve o hırpalanıp ezilmekte olan kavmi de yeryüzünün, bereketle donattığımız doğusuna ve batısına mîrasçı yaptık. Ve böylece Rabbinin, İsrâiloğullarına olan o güzel vaad’i, sabırları yüzünden gerçekleşti. Biz de Firavun ile kavminin yapa geldikleri san’at eserlerini ve diktikleri binaları yerle bir ettik.

138- Ve İsrâiloğullarının denizden geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsûs bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Mûsâ! Onların ilâhları gibi, sen de bize bir ilâh yap! Mûsâ da onlara dedi ki: Siz gerçekten câhillik eden bir kavimsiniz.

142- Ve Mûsâ’ya otuz geceye vaad verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mîkatı (ta’yîn ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitme!

143- Şol zaman ki, Mûsâ, mîkatımıza (bir iş için belirlenen zaman veya yer) geldi, Rabbi ona kelâmıyla ihsânda bulundu (konuştu). “Ey Rabbim, göster bana Zât’ını da bakayım Sana” dedi. Rabbi ona buyurdu ki; “Beni kat’iyyen göremezsin ve lâkin dağa bak, eğer o yerinde durabilirse, sonra sen de Beni göreceksin”. Daha sonra Rabbi dağa tecellî edince onu yerle bir ediverdi, Mûsâ da baygın düştü. Ayılıp kendine gelince, “Sen Sübhân’sın, tevbe ettim, Sana döndüm ve ben inananların ilkiyim” dedi.

144- ALLÂH buyurdu: Ey Mûsâ! Sana verdiğim Peygamberlikle ve kelâmımla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Sana verdiğime sıkı sarıl ve şükredenlerden ol!

148- Mûsâ’nın arkasından kavmi, tutmuş süs takılarından böğüren bir buzağı heykeli edinmişlerdi. O buzağının kendilerine bir söz söylemediğini ve bir yol gösteremediğini görmemişler miydi? Fakat yine de onu ilâh edindiler ve zalimlerden oldular.

150- Mûsâ, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?” Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Hârûn’u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Hârûn, “Ey anamın oğlu!” dedi, “İnan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma.”

151- Mûsâ: “Ya Rabbî, beni ve kardeşimi affet. Rahmetine bizi de dâhil et; çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi Sen’sin Sen!”

154- Mûsâ’nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidâyet ve rahmet vardı.

155- Bir de Mûsâ, mîkatımız için (ta’yîn ettiğimiz vakitte tevbe için) kavminden yetmiş erkek seçti. Ne zaman ki, bunları o sarsıntı yakaladı, işte o zaman Mûsâ: “Rabbim! dedi, dileseydin bunları da, beni de daha önce helâk ederdin. Şimdi bizi, içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helâk mi edeceksin? O iş de Senin imtihanından başka bir şey değildi. Sen bu imtihanla dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidâyete erdirirsin. Bizim velîmiz Sen’sin. Artık bizi bağışla, merhamet et, Sen bağışlayanların en hayırlısısın.”

159- Mûsâ’nın kavminden doğru yolu gösteren ve doğrulukla adâlet yapan bir topluluk da vardı.

160- Biz onları oniki kabîleye, o kadar ümmete ayırdık. Ve kavmi kendisinden su istediği zaman Mûsâ’ya, elindeki asâ ile taşa vur, diye vahyettik, vurunca hemen o taştan oniki pınar akmaya başladı. Halkın her biri su alacağı yeri iyice öğrendi. Bulutu da üzerlerine gönderdik, gölgeledik. Onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak ihsân ettiğimiz nimetlerin temizinden yiyiniz, dedik. Onlar zulmü Bize yapmadılar, lâkin kendi kendilerine zulmediyorlardı.

10/ Yûnus -75- Sonra bunların arkasından Mûsâ ile Hârûn’u âyetlerimizle Firavun’a ve cemâatine gönderdik. Îmân etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular.

77- Mûsâ dedi ki, “Size hakk gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?” Halbuki sihirbazlar iflâh olmazlar.

80- Sihirbazlar gelince, Mûsâ onlara: “Ortaya ne atacaksanız atın!” dedi.

81- Onlar ortaya atınca Mûsâ dedi ki, “Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, ALLÂH onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, ALLÂH fesatçıların işlerini düze çıkarmaz.”

83- Firavun ve adamlarının kendilerini belâya uğratacağı korkusundan dolayı Mûsâ’ya kendi kavminin bir oymağından başka kimse îmân etmedi. Çünkü orada Firavun çok üstün idi ve o kesinlikle aşırı giden taşkınlardandı.

84- Mûsâ dedi ki: “Ey kavmim! Siz gerçekten ALLÂH’a îmân ettinizse, O’na samîmiyyetle teslim olan müslümanlardan oldunuzsa artık O’na güvenin!”

87- Mûsâ’ya ve kardeşine: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi kıbleye karşı yapın, namazı hakkıyla îfâ edin ve ey Mûsâ mü’minleri müjdele!” diye vahyettik.

88- Mûsâ: “Ey bizim Rabbimiz!” dedi. “Sen Firavun ile onun ileri gelen adamlarına dünya hayatında muazzam zînet, haşmet ve servet verdin. Ey bizim Rabbimiz! İnsanları netîcede Senin yolundan saptırsınlar diye mi onlara bu imkânı verdin? Ey bizim büyük Rabbimiz, mahvet, sil süpür onların servetlerini ve kalblerini şiddetle sık; belli ki o acı azaba girmedikçe onlar îmâna gelmeyecekler.

89- ALLÂH buyurdu ki: “Duâlarınız kabul edildi. Dürüst olmaya devam edin, müstakîm olun ve sakın hakikati bilmeyenlerin yoluna uymayın.”

11/ Hûd -17- Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur’ân’a) dayanan, peşinden de o delili destekleyen (diğer mucizelerden şâhidleri) bulunan, daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Mûsâ’nın kitabı ile tasdîk edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur’ân’a îmân ederler. Hangi zümre de onu reddederse bilsin ki varacağı yer ateştir. Bunda hiç şüphen olmasın. Çünkü o Rabbinden gelen hakikatin tâ kendisidir; fakat insanların çoğu buna îmân etmezler.

96-97- Mûsâ’yı da âyetlerimizle ve özellikle pek âşikâr bir delil ile, Firavun’a ve ileri gelen adamlarına Peygamber olarak gönderdik. Ama adamlar tutup Firavun’un emrine tâbi’ oldular. Oysa Firavun’un emri tutarlı ve doğru bir emir değildi.

98- O, kıyamet günü halkının önüne düşecek, onları ateşe götürecektir. Vardıkları o yer ne fenâ bir yerdir!
99- Bu dünyada da, kıyamet gününde de peşlerindeki destek, lânet oldu. Ne kötü bir destektir o destek!

110- Mûsâ’ya Tevrât’ı verdik. Kur’ân hakkında senin halkının yaptığı gibi onun hakkında da ihtilâf edip kimi îmân, kimi inkâr etti. Şâyet Rabbinin, insanlara mühlet verme vaad’i olmasaydı, elbette haklarında nihâi hüküm verilmiş, iş bitirilmiş olurdu. Bu gerçeğe rağmen, senin halkın hâlâ, Kur’ân’dan ve azabdan yana şiddetli bir tereddüt ve şüphe içindedir.

14/ İbrâhîm -5- Bu cümleden olarak, Mûsâ’yı da “halkını karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara ALLÂH’ın önemli günlerini hatırlat” diye âyetlerimizle gönderdik. Elbette bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için nice ibretler vardır.

6- Bir vakit Mûsâ, kavmine: “ALLÂH’ın, sizin üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın: Çünkü O sizi, size en kötü bir işkence uygulayan, doğan erkek çocuklarınızı öldürüp kızlarınızı perîşân bir hayata zorlayan Firavun’un hâkimiyetinden kurtarmıştı. Gerçekten bunda, Rabbinizden size büyük bir imtihan vardı.

8- Sözüne devam ederek: “Eğer,” dedi Mûsâ, “Siz ve dünyada bulunan herkes kâfir olsa, bilesiniz ki, ALLÂH’ın hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, her türlü övgüye layıktır.”

17/ el-İsrâ -101- Mûsâ’ya, açık açık dokuz mucize (açık belge) verdik. İşte İsrâiloğullarına sor: Mûsâ kendilerine geldiğinde Firavun ona: “Bana bak Mûsâ!” dedi, “Ben senin büyülendiğini zannediyorum. ”

*Hazreti Mûsâ -aleyhisselâm-’a verilen dokuz mucizenin; yılana dönüşen asâ, elinin bembeyaz kesilmesi, çekirge, ekin biti, kurbağa, kan, taştan su fışkırması, denizin yarılması ve Tûr dağının İsrâiloğullarını korkutması olduğu rivayet edilmiştir. (Diyânet)

102- Mûsâ dedi ki: “Ey Firavun! Pekâlâ, bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helâk olmuş zannediyorum.”

103- Firavun onları ülkeden söküp atmak istedi. Ama Biz onu ve beraberindeki bütün ordusunu suda boğduk.
104- Bu olaydan sonra İsrâiloğullarına da dedik ki: “Haydin, yerleşin size gösterilen yere! Ne zaman ki âhiret vâdesi gelir, işte o vakit hepinizi bir araya toplar, hakkınızda gereken hükmü veririz!”

*HAZRETİ MÛSÂ -aleyhisselâm- & HIZIR -aleyhisselâm-

18/ el-Kehf -60- Ey Muhammed! Bir vakit Mûsâ genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahud senelerce gideceğim.”

-Feta; genç adam, delikanlı, kerim, civanmert kimse. Muavin, şakirt mânâsında müstağmeldir.

-Hukub; uzun müddet.

61- Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.

-Sereb; akarsu, izbe bir yer, yeraltında kazılmış lağım, yarılmış yer. (Ö.N.Bilmen)

62- İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Mûsâ genç arkadaşına: “Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk” dedi.

63- Adam: “Gördün mü! dedi. Kaya’ya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti.”

64- Mûsâ da demişti ki: “İşte aradığımız o idi.” Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.

65- Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

66- Mûsâ ona: “ALLÂH’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tâbi’ olabilir miyim?” dedi.

67- (Hızır) dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.”

68- “İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?”

69- Mûsâ: “İnşâallâh beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim” dedi.

70- (Hızır) dedi ki: “O halde bana tâbi’ olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!”

71- Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Mûsâ, ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.”

72- (Hızır:) “Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.

73- Mûsâ dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.”

74- Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Mûsâ: “Kısas olmadan ma’sûm bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fenâ bir şey yaptın” dedi.

75- Hızır dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?”

76- (Mûsâ) dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son ma’zerete ulaştın.”

77- Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misâfir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Mûsâ: “İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın” dedi.

-Nihayet bir karye ehline vardılar. İlerde anlaşılacağı üzere bu bir şehir idi. Birçokları antakya olduğunu söylemiştir. (Elmalılı Tefsiri)

78- Hızır dedi ki: “İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”

79- “Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdâr vardı.”

80- “Oğlana gelince, onun ana babası mü’min kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”

81- “İstedik ki Rableri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.”

82- “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazînesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazînelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”

19/ Meryem -51- Kitapta Mûsâ’yı da an. Gerçekten O ALLÂH tarafından ihlâsa erdirilen bir kul idi, Resûl ve Nebî idi.

52- Hani ona Tûr’un sağ tarafından seslenmiş ve özel konuşma için onu huzûrumuza almıştık.

53- Ve rahmet ve keremimizden, kardeşi Hârûn’u da Nebî olarak ona ihsân etmiştik.

*HAZRETİ MÛSÂ -aleyhisselâm-’A RİSÂLET VAZİFESİNİN VERİLİŞİ VE FİRAVUN’LA GÖRÜŞMESİ

20/ Tâ hâ -9- (Habîbim!) Mûsâ’nın (başından geçen hayat) hikâyesi sana geldi mi?

10- Hani o bir ateş görmüştü de, ailesine: “Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm, yahud ateşin yanında bir yol gösterici bulurum” demişti.

11- Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: “Ey Mûsâ!

12- “Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen mukaddes bir vadi olan Tuvâ’dasın.”

13- “Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle!”

14- Şüphesiz Ben ALLÂH’ım, Ben’den başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için Bana kulluk et ve Beni anmak için namaz kıl.

15- Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.

16- Sakın kıyamete inanmayıp, kendi hevâ ve hevesine uyan kimse seni, ona îmân etmekten alıkoymasın; sonra helâk olursun.

17- Ey Mûsâ! Sağ elindeki nedir?

18- Mûsâ dedi: “O benim asâm (değneğim) dir, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkerim ve onda başka hâcetlerim (faydalanacağım şeyler) de var”

19- ALLÂH: “Ey Mûsâ! Onu (yere) bırak”dedi.

20- Mûsâ da onu bıraktı, bir de ne görsün! O bir yılan olmuş koşuyor.

21- ALLÂH buyurdu ki: “Tut onu, korkma; Biz onu yine eski durumuna çevireceğiz”

22- “Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın.”

23- “Bunları sana en büyük mucizelerimizden (bir kısmını) gösterelim diye yaptık.”

24- “Firavun’a git, çünkü o hakikaten azdı.”

25- Mûsâ dedi ki: “Ey Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver,

26- İşimi kolaylaştır,

27- Dilimden düğümü çöz

28- Ki, sözümü iyi anlasınlar.

29- Bir de bana ailemden bir vezîr ver.

30- Kardeşim Hârûn’u .

31- Onunla arkamı(sırtımı) kuvvetlendir.

32- (Elçilik) işimde onu bana ortak et.

33- Ki Seni çok tesbîh edelim.

34- Seni çok zikredelim.

35- Şüphe yok ki Sen bizi görüp duruyorsun.”

36- ALLÂH buyurdu: “Ey Mûsâ! Dilediğin (şeyler) sana verildi.”

37- “And olsun Biz, sana diğer bir defa daha ihsân etmiştik”

40- Hani kız kardeşin (Firavun’un sarayına) giderek: “Ona bakacak birini size buluvereyim mi? diyordu. Böylece seni tekrar annene verdik ki, gözü aydın olsun da kederlenmesin. Hem sen, bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık. Seni çeşitli musîbetlerle imtihan ettik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra ey Mûsâ! Belli bir çağa (Peygamberlik görevini yüklenecek bir yaşa) geldin.

41- Ben, seni kendime (Peygamber) seçtim.

42- Sen kardeşinle birlikte mucizelerimle git. İkiniz de Beni anmakta gevşeklik etmeyin.

43- Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten azdı.

44- Varın da ona yumuşak söz söyleyin; olur ki, öğüt dinler, yahud korkar.

45- (Mûsâ ile Hârûn) “Rabbimiz! Onun bize kötülük yapmasından veya azgınlığını artırmasından korkarız” dediler.

46- ALLÂH buyurdu ki: “Korkmayın, zira Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.”

47- Hemen gidin de Firavun’a deyin ki: “Biz Rabbinin (sana gönderilen) elçileriyiz. Artık İsrâiloğulları’nı bizimle gönder, onlara azab etme; biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik. Selâm doğru yolda gidenleredir.”

48- “Bize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir.”

49- Firavun: “Ey Mûsâ! Sizin Rabbiniz kimdir?” dedi.

50- Mûsâ: “Bizim Rabbimiz her şeye şeklini veren, sonra da yolunu gösterendir” dedi.

51- Firavun : “Öyleyse geçmiş asırlar (daki insanlar)ın durumu nedir?” dedi.

52- Mûsâ dedi ki: “Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitapta (yazılı)dır. Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.”

53- “Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, oradan sizin için yollar açan ve gökten bir su indiren O’dur.” İşte Biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık.

54- Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahipleri için bunda nice ibretler vardır!

55- Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.

56- And olsun ki, Biz, Firavun’a mucizelerimizin hepsini gösterdik. Böyle iken o yine onları yalan sayıp kabulden çekindi.

57- (Firavun Mûsâ’ya şöyle) dedi: “Ey Mûsâ! Sen sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize?”

58- “O halde biz de senin sihrin gibi bir sihirle sana geleceğiz (karşına çıkacağız); şimdi bizimle senin aranda bir vakit ve bir buluşma yeri ta’yîn et ki; ne senin, ne bizim caymayacağımız uygun bir yer olsun.”

59- Mûsâ: “Sizinle buluşma zamanı, süs (bayramı) günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir” dedi.

60- Bunun üzerine Firavun döndü gitti ve bütün hîle vâsıtalarını topladıktan sonra geldi.

61- Mûsâ onlara dedi ki: “Yazıklar olsun size! ALLÂH’a yalan uydurmayın. Sonra bir azab ile kökünüzü keser. Gerçekten (ALLÂH’a) iftira eden hüsrâna uğramıştır.”

62- Sihirbazlar aralarında işlerini tartıştılar ve konuşmalarını gizli tuttular.

63- (Sihirbazlar daha sonra Mûsâ ve Hârûn’u göstererek şöyle) dediler: “Bu ikisi muhakkak sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve de örnek dininizi yok etmek istiyorlar.”

64- “Onun için bütün tuzaklarınızı bir araya getirin, sonra hep bir sıra hâlinde gelin. Bugün üstün gelen muhakkak zafer kazanmıştır.”

65- Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya sen at, yahud ilk atan biz olalım” dediler.

66- Mûsâ dedi ki: “Hayır, siz atın.” Bir de ne görsün! Onların ipleri ve değnekleri, yaptıkları sihirden ötürü kendisine sanki yürüyorlarmış gibi geldi.

67- Bu yüzden Mûsâ içinde bir korku hissetti.

68- Biz dedik ki: “Korkma, çünkü sen muhakkak üstünsün (galib geleceksin) ”

69- “Sağ elindekini atıver, o, onların yaptıklarını yutar. Çünkü onların yaptıkları ancak bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise, her nerede olursa olsun başarıya ulaşamaz.”

70- Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, “Mûsâ ile Hârûn’un Rabbine îmân ettik” dediler.

71- Firavun: “Ben size izin vermeden mi ona îmân ettiniz? O, muhakkak size sihir öğreten büyüğünüzdür. And olsun ki, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve muhakkak sizi hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu bileceksiniz” dedi.

72- (Îmân eden sihirbazlar şöyle) dediler: “Bize gelen bu açık mucizeler ve bizi yaratana karşı, asla seni tercîh edemeyiz. Ne hüküm vereceksen ver. Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin.”

73- “Doğrusu biz hem günahlarımıza, hem bizi zorladığın sihre karşı, bizi bağışlasın diye, Rabbimize îmân ettik. ALLÂH (sevapça senden) daha hayırlı ve (azab verme bakımından da) daha devamlıdır.”

74- Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.

75- Kim de ona bir mü’min olarak sâlih ameller işlemiş olduğu halde varırsa, işte onlara en yüksek dereceler vardır.

76- Adn cennetleri vardır ki, altlarından ırmaklar akar, onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Ve işte bu, (küfür ve isyandan) arınanların mükâfatıdır.

77- Gerçekten Mûsâ’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla geceleyin yürü (Mısır’dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık Firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin.”

78- Firavun ordularıyla hemen onları ta’kîb etti, denizden kendilerini sarıveren (korkunç boğulma) sarıverdi.

79- Böylece Firavun kavmini yanlış yola sürükledi ve doğru yola götürmedi.

80- Ey İsrâiloğulları! Sizleri düşmanınızdan kurtardık ve Tûr dağının sağ yanında size söz verdik, üzerinize de kudret helvası ve bıldırcın indirdik.

81- Size verdiğimiz rızıkların en temizlerinden yiyin ve bunda taşkınlık etmeyin, sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine de gazabım inerse, muhakkak o mahvolur.

83- “Ey Mûsâ! Seni kavminden (ayırıp) daha çabuk (gelmeye) sevk eden nedir?” (dedik).

84- Mûsâ: “Onlar benim izimdeler (arkamdan beni ta’kîb edip geliyorlar). Ben Sana acele ettim (geldim) ki, hoşnut olasın” dedi.

85- ALLÂH: “Doğrusu Biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Sâmirî onları saptırdı” dedi.

86- Hemen Mûsâ öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü (onlara şöyle) dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi, yoksa Rabbinizden size bir gazab inmesini arzu ettiniz de mi, bana olan vaadinizden caydınız?”

87- Onlar dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden, kendiliğimizden caymadık. Fakat biz o (Kıbtî) kavminin süs eşyâsından bir takım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları (ateşe) attık. Sâmirî de (kendi mücevheratını) böylece atmıştı.”

88- Nihayet Sâmirî onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. Bunun üzerine Sâmirî ve adamları: “İşte sizin de, Mûsâ’nın da ilâhı budur, ama o unuttu” dediler.

89- Onlar görmüyorlar mıydı ki, o buzağı, kendilerine hiçbir sözle karşılık veremiyor; onlara ne bir zarar, ne de bir yarar vermeye sahip bulunamıyordu.

90- And olsun ki Hârûn daha önce onlara: “Ey kavmim! Siz bununla (buzağı ile) imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahmân’dır. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.

91- Onlar (cevap olarak şöyle) demişlerdi: “Mûsâ bize dönüp gelinceye kadar, biz ona tapmaya elbette devam edeceğiz.”

92- (Mûsâ gelince kardeşine şöyle) dedi: “Ey Hârûn! Bunların sapıklığa düştüğünü gördüğün vakit, seni engelleyen ne oldu?”

93- “(Neden) benim yolumu ta’kîb etmedin, benim emrime karşı mı geldin?”

94- Hârûn: “Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma. Ben senin ‘İsrâiloğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın’ diyeceğinden korktum” dedi.

95- (Hazreti Mûsâ bu defa Sâmirî’ye dönerek) “Ey Sâmirî! Senin bu yaptığın nedir?” dedi.

96- Sâmirî: “Onların görmedikleri bir şey gördüm: (Sana gelen) ilâhî elçinin (Cebrâil’in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu, bana böylece nefsim hoş gösterdi” dedi.

97- (Mûsâ ona şöyle) dedi: “Haydi çekil git. Artık senin için hayat boyunca, ‘benimle temas yok’ diye söylemen var (bir vahşi gibi yapayalnız yaşamağa mahkûm olacaksın). Hem senin için asla kaçamayacağın bir ceza daha vardır. Bir de ibâdet edip durduğun ilâhına bak; elbette biz onu yakacağız, sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız.”

21/ el-Enbiyâ -48- Yemin olsun ki, Mûsâ ve Hârûn’a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takvâ sahipleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik.

51- Biz Mûsâ’dan önce de İbrâhîm’e hidâyet ve akl-ı selîm verdik. Biz onun hâlini pekiyi biliyorduk.

22/ el-Hac -44- (Şu’ayb’ın kavmi olan) Medyen halkı da (Şûayb’ı) yalanladı. Mûsâ da (Firavun tarafından) yalanlandı. Ben de o kâfirlere bir süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim. Beni tanımamak nasılmış görsünler.

23/ el-Mü’minûn -45-46- Sonra da Mûsâ ile kardeşi Hârûn’u âyetlerimizle ve apaçık delille Firavun ile ileri gelen yardımcılarına gönderdik. Onlar da hakk’kı kabulden kibirlendiler. Zâten onlar kendilerini çok büyük gören bir zümre idi.

49- Oysa doğru yolu tutmaları ümîdiyle Biz Mûsâ’ya kitabı verdik.

25/ el-Furkân -35- Andolsun ki Mûsâ’ya kitap verdik, kardeşi Hârûn’u da ona yardımcı yaptık.

26/ eş-Şu’arâ -10- Bir vakit de Rabbin, Mûsâ’ya nidâ edip “Git o zalim kavme” dedi.

11- “Firavun kavmine, hâlâ sakınmayacaklar mı?”

12- (Mûsâ) şöyle seslendi: “Ya Rab! Doğrusu ben korkarım ki beni yalancı sayarlar.”

13- “Ve göğsüm daralır, dilim dönmez, onun için Hârûn’a da elçilik ver.”

14- “Hem onların bana isnâd ettikleri bir suç var. Ondan dolayı korkarım ki, hemen beni öldürürler.”

15- (ALLÂH): “Hayır hayır” buyurdu, “haydi ikiniz âyetlerimizle (mucizelerimizle) gidin. Şüphesiz ki, Biz sizinle beraberiz. (Onları) işitiyoruz.”

16- “Haydin Firavun’a gidin de deyin ki: İnan biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.”

17- “İsrâiloğullarını bizimle beraber gönder.”

18- “Â..!, dedi, biz seni çocukken himâyemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”

19- “Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!”

20- Mûsâ, “Ben, dedi, o işi o anda yaptım ki şaşkınlardandım.”

21- “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni Peygamberlerden kıldı.”

22- “O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrâiloğullarını kendine köle edinmiş olmandır.”

23- Firavun şöyle dedi: “Âlemlerin Rabbi dediğin nedir ki?”

24- Mûsâ cevap olarak: “Eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız (i’tirâf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi’dir.”

25- (Firavun) etrâfında bulunanlara: “İşitmiyor musunuz?” dedi.

26- Mûsâ dedi ki: “O sizin de Rabbiniz, daha önce ki atalarınızın da Rabbidir.”

27- (Firavun): “Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir” dedi.

28- Mûsâ devamla şöyle söyledi: “Şâyet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.”

29- Firavun: “Ben’den başkasını ilâh tutarsan, and olsun ki seni zindana kapatılmışlardan ederim” dedi.

30- Mûsâ sordu: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?”

31- Firavun: “Haydi getir onu bakayım, doğrulardan isen” dedi.

32- Bunun üzerine Mûsâ asâsını bırakıverdi; apaçık bir ejderha oluverdi.

33- Elini de (koynundan) çekti çıkardı; bakanlara bembeyaz (görünen, nûr saçan bir şey) oluverdi.

34- Firavun çevresinde bulunan ileri gelenlere: “Bu dedi, herhalde çok bilgili bir sihirbaz!”

35- “Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?”

36- Dediler ki: “Bunu ve kardeşini eğle, şehirlere de toplayıcılar gönder.”

37- “Bütün bilgiç sihirbazları sana getirsinler.”

38- Böylece, sihirbazlar belli bir günün ta’yîn edilen vaktinde bir araya getirildi.

39- Halka, “Siz de toplanıyor musunuz? (Haydi çabuk olun)” denildi.

40- “Üstün gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız” dediler.

41- Sihirbazlar geldiklerinde Firavun’a “Şâyet biz üstün gelirsek, muhakkak bize bir ücret vardır, değil mi?” dediler.

42- Firavun cevaben: “Evet, o takdirde hiç şüphe etmeyin, gözde kimselerden olacaksınız” dedi.

43- Mûsâ onlara “Atın, ne atacaksanız” dedi.

44- Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un kudreti hakkı için şüphesiz elbette bizler gâlib geleceğiz” dediler.

45- Ardından Mûsâ asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor!

46- Sihirbazlar derhâl secdeye kapandılar.

47- “Îmân ettik, dediler, Âlemlerin Rabbine ”

48- “Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine!”

49- Firavun (kızgınlık içinde) dedi ki: “Ben size izin vermeden O’na îmân ettiniz ha! Anlaşıldı ki o size sihri öğreten büyüğünüzmüş! Ama şimdi bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi çarmıha gerdireceğim!”

50- “Dediler: Zararı yok nasıl olsa biz Rabbimize döneceğiz.”

51- “Herhalde biz mü’minlerin evveli olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize mağfiret buyuracağını ümit ederiz”

52- Biz, Mûsâ’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü ta’kîb edileceksiniz” diye vahyettik.

53- Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi:

54- “Esâsen bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir cemâattir.”

55- “(Böyle iken) hakkımızda çok gayz (öfke) besliyorlar. ”

56- “Biz ise, elbette uyanık (ve tekvücûd) bir cemâatiz.” (diyor ve dedirtiyordu).

57- Ama (sonunda) Biz, onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden, pınarlardan,

58- Hazînelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.

59- Ve onlara İsrâiloğullarını mîrasçı yaptık.

60- Derken (Firavun ve adamları) güneş doğmuştu ki, onların ardına düştüler.

61- İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın adamları “Eyvâh, yakalandık! dediler.”

62- Mûsâ: “Hayır, asla! dedi, Rabbim şüphesiz benimledir, bana yolunu gösterecektir.”

63- Bunun üzerine Mûsâ’ya “Vur asân ile denize” diye vahyettik; vurunca bir infilâk etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi,

64- Ötekilerini de buraya yanaştırıvermiştik.

65- Mûsâ ve beraberindekilerin hepsini kurtardık,

66- Sonra da ötekileri suda boğduk.

67- Şüphesiz bunda bir âyet (ibret) vardır; ama çokları îmân etmiş değillerdir.

68- Ve şüphesiz, işte o Rabbin, mutlak gâlib ve engin merhamet sahibidir.

27/ en-Neml -7- Hani Mûsâ, ailesine şöyle demişti: “Gerçekten ben bir ateş gördüm, (gidip) size oradan bir haber getireceğim yahud bir kor ateş getireyim, umarım ki ısınırsınız.”

8- Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübârek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan ALLÂH, eksikliklerden münezzehtir!”

9- “Ey Mûsâ! İyi bil ki, Ben, mutlak gâlib ve hikmet sahibi olan ALLÂH’ım!”

10- “Asânı at!” (Asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Dedik ki): “Ey Mûsâ korkma! Çünkü Benim huzûrumda Peygamberler korkmaz.”

11- “Ancak, kim haksızlık yapar, sonra yaptığı kötülüğü iyiliğe çevirirse, bilsin ki Ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim.”

12- “Elini koynuna sok; kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git), çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır.”

13- Bu şekilde âyetlerimiz onların gözleri önüne serilince, “Bu apaçık bir sihirdir” dediler.

14- Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanâat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

28/ el-Kasas -1-2- Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar, apaçık kitabın âyetleridir.

3- Îmân edecek bir kavim için Mûsâ ile Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana dosdoğru okuyacağız.

4- Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.

5- Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.

6- Ve o yerde onları hâkim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.

7- O esnâda Mûsâ’nın anasına “Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü Biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu Peygamberlerden biri yapacağız” diye bildirdik.

8- Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.

9- Firavun’un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), “İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz” dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.

10- Mûsâ’nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer Biz, (vaad’imize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.

11- Annesi Mûsâ’nın ablasına, “Onun izini ta’kîb et” dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.

12- Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun sütanalarının sütünü kabulüne müsâade etmedik. Bunun üzerine ablası, “Size, onun bakımını sizin nâmınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?” dedi.

13- Böylelikle Biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve ALLÂH’ın vaad’inin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.

14- Mûsâ yiğitlik çağına girip olgunlaşınca, Biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları Biz böyle mükâfatlandırırız.

15- Mûsâ, halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbirleriyle dövüşür buldu. Kendi tarafı olan, düşmana karşı ondan yardım diledi. Mûsâ da ötekine bir yumruk indirip onun ölümüne sebep oldu. “Bu, şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşmandır” dedi.

16- Mûsâ, “Rabbim! Doğrusu kendimi ziyâna uğrattım. Beni bağışla!” dedi; ALLÂH da, onu bağışladı. Çünkü, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olan ancak O’dur.

17- Mûsâ, “Rabbim! Bana lûtfettiğin nimetlere and olsun ki, artık suçlulara asla arka olmayacağım” dedi.

18- Şehirde korku içinde, (etrâfı) gözetleyerek sabahladı. Bir de ne görsün, dün kendisinden yardım isteyen kimse feryâd ederek yine ondan imdat istiyor. Mûsâ ona dedi ki: “Doğrusu sen, besbelli bir azgınsın!”

19- Mûsâ, ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince, o adam dedi ki: “Ey Mûsâ! Dün bir cana kıydığın gibi, bana da mı kıymak istiyorsun? Demek arabuluculardan olmak istemiyor da, bu yerde ille yaman bir zorba olmayı arzuluyorsun sen!”

20- Şehrin öbür ucundan bir adam geldi ve dedi ki: “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzâkere ediyorlar. Derhâl (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim.”

21- Mûsâ korka korka, (etrâfı) gözetleyerek oradan çıktı. “Rabbim! Beni zalimler gürûhundan kurtar” dedi.

22- Medyen’e doğru yöneldiğinde: “Umarım Rabbim beni doğru yola iletir” dedi.

23- Mûsâ, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan birçok insan buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suyun olduğu yerden) geri çeken iki kadın gördü. Onlara “Derdiniz nedir?” dedi. Şöyle cevap verdiler: “Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. ”

24- Bunun üzerine Mûsâ, onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi ve “Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım” dedi.

25- Derken, o iki kadından biri utana utana yürüyerek ona geldi. “Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor.” Mûsâ, ona (Hazreti Şu’ayb’a) gelip başından geçeni anlatınca o, “korkma, o zalim kavimden kurtuldun” dedi.

26- (Şu’ayb’ın) iki kızından biri: “Babacığım! Onu ücretle (çoban) tut. Çünkü ücretle istihdâm edeceğin en iyi kimse, bu güçlü ve güvenilir adamdır” dedi.

27- (Şu’ayb) Dedi ki: “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşâallâh beni iyi kimselerden bulacaksın.”

28- Mûsâ şöyle cevap verdi: “Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım demek ki, bana karşı husûmet yok. Söylediklerimize ALLÂH vekîldir.”

29- Artık Mûsâ süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: “Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber, yahud ısınmanız için o ateşten bir parça getiririm” dedi.

30- Oraya gelince, o mübârek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Bil ki Ben, bütün âlemlerin Rabbi olan ALLÂH’ım.”

31- Ve “Asânı at!” denildi. Mûsâ (attığı) asâyı yılan gibi deprenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı. “Ey Mûsâ! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette olanlardansın.” (buyruldu).

32- “Elini koynuna sok, kusursuz bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim olmuşlardır.” (diye seslenildi)

33- Mûsâ dedi ki: “Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.”

34- “Kardeşim Hârûn’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithâmında bulunmalarından endişe ediyorum.”

35- ALLÂH buyurdu: “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, âyetlerimiz sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tâbi’ olanlar üstün geleceksiniz.”

36- Mûsâ onlara apaçık âyetlerimizi getirince, “Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik” dediler.

37- Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim, kendi katından kimin hidâyet rehberi getirdiğini ve hayırlı âkıbetin kime nasîb olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa eremezler.”

38- Firavun: “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla îmâl et), bana bir kule yap ki, Mûsâ’nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir” dedi.

39- O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.

40- Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bir bak, zalimlerin sonu nice oldu!

43- Biz daha önceki bazı nesilleri imhâ ettikten sonra, insanların vicdanlarını aydınlatacak, basîretlerini açacak bir delil, bir hidâyet rehberi ve bir rahmet tezâhürü olmak üzere Mûsâ’ya Tevrât’ı verdik ki düşünüp ibret alsınlar. Ama bunu yapmadılar.

44- (Resûlüm!) Mûsâ’ya emrimizi vahyettiğimiz sırada sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hâdiseyi) görenlerden değildin.

45- Fakat Biz (Mûsâ’dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, âyetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat Biz (bu haberi) göndereniz.

46- Hem Biz Mûsâ’ya seslendiğimiz zaman sen dağın yanında da değildin, fakat düşünüp ders alsınlar diye, daha önce kendilerini uyarmak üzere Peygamber gelmemiş olan bir halkı uyarıp aydınlatman için, Rabbin tarafından bir rahmet eseri olarak seni Resûl yapıp orada cereyan eden şeyleri sana bildirdik.

48- Buna rağmen yine de kendilerine tarafımızdan hakikat, (yani Kur’ân ve Peygamber) gelince: “Mûsâ’ya verilen mucizelerin benzeri ona da verilse ya!” diyorlar. Oysa daha önce Mûsâ’ya verilen vahyi de inkâr etmemişler miydi? Ve hattâ: “Bunlar, birbirini destekleyen iki sihir (aldatmaca), biz hepsini reddediyoruz” demişlerdi.

76- Kârûn, Mûsâ’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazîneler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: “Şımarma! Bil ki ALLÂH şımarıkları sevmez.”

29/ el-Ankebût -39- Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da (helâk ettik). Andolsun ki, Mûsâ onlara apaçık deliller getirmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp ) geçebilecek değillerdi.

32/ es-Secde -23-24- Şu bir gerçektir ki, sana verdiğimiz gibi Mûsâ’ya da kitap vermiş, sana vahyettiğimiz gibi ona da vahyetmiştik. Dolayısıyla onun da böyle bir vahiy aldığından hiç tereddüdün olmasın. Biz ona verdiğimiz kitabı, İsrâiloğullarına rehber kıldık. Onlar sabrettiği ve âyetlerimize kesin olarak inandıkları müddetçe, Biz, emir ve irşâdımızla onlardan doğru yolu gösteren önderler ta’yîn ettik.

33/ el-Ahzâb -7- Unutma o Peygamberlerden mîsâklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Meryemoğlu Îsâ’dan ki onlardan ağır bir mîsâk (sağlam bir söz) aldık.

69- Ey îmân edenler: Sizler Mûsâ’ya eziyyet edenler gibi olmayın. Eziyyet ettiler de ALLÂH onu, onların söylediklerinden temize çıkardı. O, ALLÂH yanında mevki’ sahibi idi.

37/ es-Sâffât -114- Andolsun ki Biz Mûsâ ile Hârûn’a da nimetler verdik.

120- Selâm olsun, Mûsâ ile Hârûn’a.

121- İşte Biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

122- Çünkü onların ikisi de Bizim mü’min kullarımızdandı.

40/ el-Mü’min -23-24- Gerçekten Biz Mûsâ’yı âyetlerimiz, mucizelerimiz ve apaçık bir yetki ile Firavun’a, Hâman’a ve Kârûn’a gönderdik de onlar: “Bu yalancı bir sihirbazdır” dediler.

25- Mûsâ onlara Bizim tarafımızdan gerçeği getirince, “Onun yanında bulunan mü’minlerin oğullarını öldürün, kızlarını ise hayatta bırakın” dediler. Fakat kâfirlerin hîle ve tuzakları boşa çıkar.

26- Bir de Firavun: “Bırakın beni, öldüreyim Mûsâ’yı da o Rabbine duâ’ etsin. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum” dedi.

27- Mûsâ da: “Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLÂH’a sığınırım” dedi.

28- Firavun ailesinden, îmânını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim ALLÂH’dır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdîd ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz ALLÂH, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.”
29- “Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidâr ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, ALLÂH’ın azabından kim kurtarır?” Firavun, “Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum” dedi.
30-31- Îmân etmiş olan adam dedi ki: “Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. ALLÂH, kullarına asla zulmetmek istemez.”
32-33- “Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız günden korkuyorum. (O gün) sizi, ALLÂH’(ın azabın)dan kurtaracak kimse yoktur. ALLÂH, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur.”
34- Andolsun, daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, “ALLÂH, ondan sonra asla Peygamber göndermez” demiştiniz. İşte ALLÂH, aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.
35- Onlar kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, ALLÂH’ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise ALLÂH katında ve îmân edenler katında büyük öfke ve gazab gerektiren bir iştir. ALLÂH, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
36-37- Firavun dedi ki: “Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ’nın ilâhını görürüm, çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum.” Böylece Firavun’a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun’un tuzağı, tamamen sonuçsuz kaldı.
38- O inanan kimse dedi ki: “Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.”
39- “Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak (geçici) bir yararlanmadır. Âhiret ise ebedî olarak kalınacak yerdir.”
40- “Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü’min olarak sâlih bir amel işlerse, işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır.”
41- “Ey kavmim! Bu ne hâl? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz.”
42- “Siz beni ALLÂH’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (ALLÂH’a) çağırıyorum.”
43- “Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de âhiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz ALLÂH’adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin tâ kendileridir.”
44- “Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi ALLÂH’a havâle ediyorum. Şüphesiz ALLÂH, kullarını hakkıyla görendir.”
45- ALLÂH, onu, onların hîlelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azabın en kötüsü kuşattı.
46- (Öyle bir) ateş ki, onlar sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, “Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun” denilecektir.

53- Andolsun ki Biz Mûsâ’ya o hidâyeti verdik ve İsrâiloğullarına o kitabı mîras kıldık.

54- (Bunu) Aklı başında olanlara bir yol gösterici ve bir hatırlatma olsun diye (böyle yaptık).

41/ Fussilet -45- Andolsun ki Biz Mûsâ’ya Tevrât’ı vermiştik de onda ihtilâfa düşmüşlerdi. Eğer Rabbin tarafından azabın ertelenmesine dâir bir söz geçmeseydi mutlaka aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten onlar Kur’ân hakkında bir şüphe ve tereddüt içindedirler.

42/ eş-Şûrâ -13- ALLÂH din’den Nûh’a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tavsiye buyurduğumuzu da şerîat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. ALLÂH dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

43/ ez-Zuhruf -46- Andolsun, Biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
47- (Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
48- Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.
49- (Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine duâ’ et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
50- Fakat Biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
51- Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdârlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?”
52- “Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?”
53- “(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahud onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?”
54- Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
55- Onlar Bizi bu şekilde öfkelendirince Biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
56- Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.

44/ ed-Duhân -17- Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir Peygamber (Mûsâ) gelmişti.
18- O, şöyle demişti: “ALLÂH’ın kullarını (esâret altındaki İsrâiloğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir Peygamberim.”
19- “ALLÂH’a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.”
20- “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLÂH’a sığındım.”
21- “Bana inanmadınızsa benden uzak durun.”
22- Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi.
23- ALLÂH da şöyle dedi: “O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü ta’kîb edileceksiniz.”
24- “Denizi açık halde bırak.”Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

25- Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.
26- Nice ekinler, nice güzel konaklar!
27- Zevk ve sefâsını sürdükleri nice nimetler!
28- İşte böyle! Onları başka bir topluma mîras bıraktık.
29- Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

30- Andolsun ki Biz İsrâiloğullarını o aşağılayıcı azabdan kurtardık.

31- Firavun’dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.

46/ el-Ahkâf -12- Kur’ân’dan önce de bir rehber ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı Tevrât vardı. Bu Kur’ân ise zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanları müjdelemek için Arab lisânı ile indirilen ve kendinden öncekileri tasdîk eden bir kitaptır.

29- Ey Muhammed! Hani Biz cinlerden bir grubu Kur’ân’ı dinlemeleri için sana göndermiştik. Onlar Kur’ân’ı dinlemek için hazır bulundukları zaman birbirlerine “susun!” dediler. Kur’ân’ın okunması bitince de birer uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.

30- Onlar kavimlerine şöyle dediler: “Ey kavmimiz! Gerçekten biz Mûsâ’dan sonra indirilen ve kendisinden öncekileri tasdîk eden bir kitap dinledik. O kitap gerçeği ve doğru yolu gösteriyor.”

51/ ez-Zâriyât -38- Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani Biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
39- O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
40- Bunun üzerine Biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

53/ en-Necm -36- Yoksa haber verilmedi mi Mûsâ’nın sahifelerinde yazılı olanlar?

61/ es-Saff -5- Hani bir vakit Mûsâ kendi halkına “Ey benim halkım!” demişti, “Benim ALLÂH’ın Resûlü olduğumu bildiğiniz halde niçin bana böyle eziyyet ediyorsunuz?” Onlar bâtıla meyledince, ALLÂH da onların kalblerini hakk’kı kabul etmekten, hakk’ka meyletmekten uzaklaştırdı. Öyle ya, ALLÂH yoldan çıkmakta direten bir gürûha hidâyet etmez, onları, emellerine ulaştırmaz.

79/ en-Nâzi’ât -15- Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?

16- Hani Rabbi ona mukaddes vadi Tuvâ’da seslenmişti:

17- “Haydi, demişti, git Firavun’a, çünkü o çok azdı.”

18- De ki: İster misin temizlenesin?

19- Seni Rabbinin yoluna ileteyim de O’ndan korkasın.

20- Mûsâ Firavun’a o büyük mucizeyi gösterdi.

21- Fakat Firavun yalanladı, karşı geldi.

22- Sonra koşarak dönüp gitti.

23- Derken adamlarını topladı da bağırdı:

24- “Ben sizin en yüce Rabbinizim” dedi.

25- ALLÂH da onu tuttu, dünya ve âhiret azabıyla yakalayıverdi.

26- Kuşkusuz bunda, saygı duyacaklar için bir ibret vardır.

87/ el-A’lâ -16- Fakat siz dünya hayatını tercîh ediyorsunuz.

17- Oysa âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

18- Kuşkusuz bu ilk sahifelerde vardır,

19- İbrâhîm ve Mûsâ’nın sahifelerinde.

Başa dön tuşu