N

Hazreti NÛH -aleyhisselâm-

Hazreti NÛH -aleyhisselâm-

3/ Âl-i İmrân -33- Gerçekten ALLÂH, Âdem’i, Nûh’u, İbrâhîm soyunu ve İmrân soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.

4/ en-Nisâ -163- Muhakkak Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen Peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a, torunlarına, Îsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.

6/ el-En’âm -84- Biz ona İshâk’ı ve Ya’kûb’u da hediye ettik. Hepsine de doğru yolu gösterdik. Nitekim daha önce Nûh’a ve onun soyundan Dâvûd’a, Süleymân’a, Eyyûb’a, Yûsuf ‘a, Mûsâ’ya ve Hârûn’a da yol göstermiştik. Biz güzel davrananlara böyle karşılık veririz.

7/ el-A’râf -59- Andolsun ki Nûh’u elçi olarak kavmine gönderdik de dedi ki: “Ey kavmim! ALLÂH’a kulluk edin sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.”

60- Kavminden ileri gelenler dediler ki: “Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz”.

61- (Nûh) dedi ki: “Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”

62- “Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ALLÂH tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.”

63- (ALLÂH’ın azabından) sakınıp da rahmete nâil olmanız için, içinizden sizi uyaracak bir adam vâsıtasıyla size bir zikir (kitap) gelmesine şaştınız mı?”

64- O’nu yalanladılar, Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, âyetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar, kalb gözleri körleşmiş bir kavim idiler.

69- “Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile, size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (ALLÂH) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. ALLÂH’ın nimetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz.”

70- Dediler ki: “Ya, demek sen tek ALLÂH’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdîd ettiğin (o azabı) bize getir!”

10/ Yûnus -71- Bir de onlara Nûh’un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: “Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve ALLÂH’ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca ALLÂH’a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyin”.

72- Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükâfatımı ancak ALLÂH verir. Ve ben O’nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.

73- Buna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halîfeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların âkıbeti nasıl oldu.

74- Sonra onun arkasından birçok Peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte Biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.

11/ Hûd -25- Andolsun ki, vaktiyle Nûh’u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: “Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

26- “ALLÂH’dan başkasına ibâdet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım.”

27- Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: “Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz.”

-Mele; doldurmak. Varlıklarıyla, mevkileriyle kalplere heybet dolduran.

-Erazil; erzal’in cem’i. Erzal: pek rezil, alçak sefil, hasîs, bayağı, utanılacak şahıs veya iş.

-Badiyerrey; ilk görüş, müşahede tesebbüt (sebat gösterme) ve tefekkür bulunmaksızın vuku bulan ilk rey ve kanaat. (Ö.N.Bilmen)

28- Nûh dedi ki; “Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, ve bu size tutulmuşsa, buna ne dersiniz? Siz onu istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?”

29- “Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükâfatım ancak ALLÂH’a aittir. Ve ben O’na îmân edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi câhillik eden bir kavim olarak görüyorum.”

30- “Ey kavmim, ben onları etrâfımdan kovacak olursam, ALLÂH’dan beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez misiniz?”

31- Ben size “ALLÂH’ın hazîneleri benim yanımdadır” demiyorum ki. Ben size “Ben bir meleğim” de demiyorum. O sizin kendinize göre, hor gördükleriniz hakkında “ALLÂH onlara hiçbir hayır vermez” de demiyorum. Onların içlerindeki niyeti, en iyi ALLÂH bilir. (Bu söylediklerimin aksini iddiâ’ etseydim) asıl o zaman zalimlerden olurdum.

32- Dediler ki; “Ey Nûh! Bizimle didişip durdun, didişmende de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdîd ettiğin şu azabı getir de görelim.”

33- Nûh dedi ki; “Onu ancak ALLÂH dilerse getirir. Ve siz O’nu yıldıracak değilsiniz.”

34- Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer ALLÂH sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zâten öğüt vermemin size bir faydası olmaz. Rabbiniz O’dur ve nihayet O’na döndürüleceksiniz.

35- Yoksa “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki; “Eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır. Bense sizin yüklendiğiniz vebalden uzağım”.

36- Ayrıca Nûh’a şöyle vahyettik: “Bil ki kavminden şimdiye kadar îmân etmiş olanlardan başka artık kimse îmân etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme.”

37- Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da Bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.

38- Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. Nûh dedi ki: “Bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz gibi alay edip eğleneceğiz.”

39- O perîşân edici azabın kime geleceğini ve o sürekli azabın kimin başına ineceğini ilerde bileceksiniz.

40- Nihayet emrimiz geldiği ve Tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; “Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve îmân etmiş olanları geminin içine yükle”. Zâten beraberinde îmân edenler çok az idi.

41- Nûh dedi ki; “ALLÂH’ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O’nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

42- Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nûh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: “Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!”

43- O, dedi ki; “Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım”. Nûh da “Bu gün ALLÂH’ın merhamet ettiğinden başkasını, ALLÂH’ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur” dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.

44- ALLÂH tarafından denildi ki: “Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cûdî dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.

45- Nûh Rabbine niyâz edip dedi ki: “Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendir Senin vaad’in de elbette hakk’tır ve gerçektir. Ve Sen hâkimler hâkimisin.”

46- ALLÂH: “Ey Nûh! O kesinlikle senin ehlin (ailen)den değildir. Çünkü o sâlih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi Ben’den isteme! Ben, seni, câhillerden olmaktan sakındırırım.”

47- Nûh: “Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı Sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen ben hüsrâna uğrayanlardan olurum.”

48- “Ey Nûh!” denildi, ” Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini birçok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azab dokunacak nice ümmetler olacaktır.”

49- İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, âkıbet muhakkak müttakîlerindir.

14/ İbrâhîm -9- Sizden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Onları, ALLÂH’dan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve dediler ki: “Biz sizinle gönderileni inkâr ettik ve bizi çağırdığınız şeyden de şüphe ve endişe içindeyiz.”

17/ el-İsrâ -3- Ey Nûh’la beraber gemiye taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan olanlar! Şunu bilin ki Nûh, çok şükreden bir kuldu.

17- Hem Nûh’tan sonra nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını bilmek ve görmekte Rabbin yeter.

19/ Meryem -58- İşte bunlar, ALLÂH’ın kendilerine nimetler verdiği Peygamberlerden, Âdem’in soyundan ve gemide Nûh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrâhîm ve İsrâil’in soyundan, hidâyete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan ALLÂH)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

21/ el-Enbiyâ -76- Nûh da daha önceleri Bize yalvarmıştı; Biz de onun duâsını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

77- Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk.

22/ el-Hac -42- (Ey Muhammed!) Eğer seni (müşrikler) yalanlıyorlarsa bil ki onlardan önce Nûh kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de kendi Peygamberlerini) yalancı saydılar.

26/ eş-Şu’arâ -105- Nûh kavmi de peygamberleri yalancılıkla suçladılar.

106- Kardeşleri Nûh onlara şöyle demişti: (ALLÂH’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?

107- Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

108- Artık ALLÂH’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

109- Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

110- Onun için, ALLÂH’tan korkun ve bana itaat edin.

111- Onlar şöyle cevap verdiler: Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana îmân eder miyiz hiç!

112- Nûh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur.

113- Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!

114- Ben îmân eden kimseleri kovacak değilim.

115- Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.116- Dediler ki: Ey Nûh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!

117- Nûh: Rabbim! dedi, kavmim beni yalancılıkla suçladı.

118- Artık benimle onların arasında sen hükmünü ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar.

119- Bunun üzerine Biz onu ve beraberindekileri, o dolu geminin içinde (taşıyarak) kurtardık.

120- Sonra da geri kalanları suda boğduk.

29/ el-Ankebût -14- Andolsun ki Nûh’u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tûfân kendilerini yakalayıverdi.

15- Fakat Biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.

33/ el-Ahzâb -7- Unutma o Peygamberlerden mîsâklarını (kesin sözlerini) aldığımız vakti! Hele senden, Nûh, İbrâhîm, Mûsâ ve Meryemoğlu Îsâ’dan ki onlardan ağır bir mîsâk (sağlam bir söz) aldık.

37/ es-Sâffât -75- Andolsun ki Nûh Bize yalvarıp yakardı. Biz de duâyı ne güzel kabul ederiz.

76- Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

77- Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.

78- Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir nâm bıraktık.

79- Bütün âlemler içinde Nûh’a selâm olsun.

80- İşte Biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

81- Çünkü o Bizim mü’min kullarımızdandı.

82- Sonra diğerlerini suda boğduk.

83- Şüphesiz ki İbrâhîm de onun kolundandı.

38/ Sâd -12- Onlardan önce Nûh kavmi, Âd kavmi ve demir kazıklar sahibi Firavun da yalanlamışlardı.

40/ el-Mü’min -5- Onlardan önce Nûh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi Peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakk’kı bâtılla gidermek için boşuna mücâdele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. (Bak o zaman) azabım nasıl oldu?

30- O îmân etmiş olan kimse de: “Ey kavmim! Doğrusu ben sizin hakkınızda Ahzâb (önceki çeşitli toplumlar)ın günleri gibi bir günden korkuyorum.”

31- “Nûh Kavmi’nin, Âd’ın, Semûd’un ve daha sonrakilerin mâcerâları gibi (bir günün geleceğinden korkuyorum). ALLÂH, kulları için bir zulüm istemez.”

42/ eş-Şûrâ -13- ALLÂH din’den Nûh’a tavsiye buyurduğu şeyi sizin için de bir kanun yaptı ve (Ey Muhammed!) sana vahyettiğimizi, İbrâhîm’e, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya tavsiye buyurduğumuzu da şerîat kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. ALLÂH dilediğini kendine seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.

50/ Kâf -12- Onlardan önce Nûh’un kavmi, Ress halkı ve Semûd da yalanlamıştı.

51/ ez-Zâriyât -46- Daha önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış fâsık bir kavimdiler.

53/ en-Necm -52- Önceden de Nûh kavmini (helâk etmişti), çünkü onlar zulmetmiş ve azmıştı.

54/ el-Kamer -9- Onlardan önce Nûh’un kavmi de yalanlamıştı. O kulumuza “Yalancı” dediler. “Deli” dediler. Çok incindi.

Uz’dücir; çeşit çeşit ezâ ve cefâ ile tebli-i risâletten zecr ve men’edildi.

10- Bunun üzerine Rabbine: “Ben yenik düştüm, bana yardım et!” diyerek yalvardı.

11- Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.

Münhamir; ziyade, seyyal, akıcı.

12- Yeri de kaynaklar hâlinde fışkırttık, derken sular takdîr edilmiş bir iş için birleşti.

13- Nûh’u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.

Levh; her neden olursa olsun tahta gibi yassı şey.

Düsür; gemiyi bağlayan tahta ve çivi gibi şeyler. Geminin tahtalarını yekdiğerine bağladıkları rabıta, kened, perçin, halat.

14- Nankörlük edilen (kulumuz)a bir mükâfat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.

15- Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?

16- Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler)

17- Andolsun Biz Kur’ân’ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?

57/ el-Hadîd -26- Andolsun, Nûh’u ve İbrâhîm’i elçi gönderdik, Peygamberliği ve kitabı bunların zürriyyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.

66/ et-Tahrîm -10- ALLÂH, inkâr edenlere, Nûh’un karısı ile Lût’un karısını misâl verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kulun (nikâhı) altında idiler, onlara hıyânet ettiler. (Kocaları,) ALLÂH’dan hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): “Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!” denildi.

69/ el-Hâkka -11- Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide Biz taşıdık.

12- Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.

71/ Nûh -1- Gerçekten Biz Nûh’u kavmine gönderdik, “kavmine acı bir azab gelmezden önce onları uyar” diye.

2- Dedi ki, “ey kavmim! Gerçekten ben size açık bir uyarıcıyım”.

3- Şöyle ki, “ALLÂH’a kulluk edin, O’ndan korkun ve bana itaat edin.”

4- “Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Kuşkusuz ALLÂH’ın takdîr ettiği süre gelince ertelenmez. Eğer bilseydiniz..” (inanırdınız).

5- Nûh dedi ki: “Ey Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.”

6- “Fakat benim çağırmam, onların sadece kaçmalarını artırdı.”

7- “Ben onları Senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.”

8- “Sonra ben onları yüksek sesle (açıkca) davet ettim.”

9- “Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli. ”

10- “Gelin, dedim, Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü O çok bağışlayıcıdır.”

11- “Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın.”

12- “Mallar ve oğullar vererek sizin imdâdınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın.”

21- Nûh dedi ki: “Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrândan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler.”

22- “Büyük büyük tuzaklar kurdular.”

23- Dediler ki: “Sakın ilâhlarınızı bırakmayın, sakın Vedd, Suvâ, Yeğus, Yeûk ve Nesr’i bırakmayın.”

24- “Çok kişiyi yoldan saptırdılar. Sen de o zalimlerin sadece şaşkınlıklarını artır.”

25- Hatâlarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine ALLÂH’a karşı yardımcılar da bulamadılar.

26- Nûh dedi ki: “Yeryüzünde kâfirlerden bir tek kişi bırakma.”

27- “Zira Sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar.”

28- “Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mü’min olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helâkini artır.”

*950 SENE

29/ el-Ankebût -14- Andolsun ki Nûh’u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tûfân kendilerini yakalayıverdi.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı