S

Hazreti SÜLEYMÂN -aleyhisselâm-

Hazreti SÜLEYMÂN -aleyhisselâm-

-Süleymân-aleyhisselâm- muhterem pederi Dâvûd-aleyhisselâm-‘ın vefâtı üzerine henüz on iki yaşında iken onun yerine geçti. O’da nübüvvet ve saltanatı cem etti (Ö.N.Bilmen)

2/ el-Bakara -102- Tuttular da Süleymân mülküne dâir şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleymân inkâr edip kâfir olmadı, lâkin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil’de Hârût ve Mârût’a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi “Biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!” demeden kimseye bir şey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat ALLÂH’ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın âhirette bir nasîbi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkıyla bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.

4/ en-Nisâ -163- Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen Peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a, torunlarına, Îsâ’ya, Eyyûb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyetmiştik. Dâvûd ’a da Zebûr vermiştik.

21/ el-Enbiyâ -78- Dâvûd ile Süleymân’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şâhid olmuştuk.

79- Biz hüküm vermeyi Süleymân’a kavratmıştık. Zâten her birine hükümrânlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, ALLÂH’ı tesbîh etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan Biz idik.

81- Süleymân’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz her şeyi hakkıyla bileniz.

82- Bir de şeytanlardan, Süleymân için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapt eden Biz’dik.

27/ en-Neml -15- Andolsun ki Biz, Dâvûd’a ve Süleymân’a bir ilim verdik. Onlar: “Bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan ALLÂH’a hamd olsun” dediler.

16- Süleymân Dâvûd’a vâris olup dedi ki: “Ey insanlar! Bize kuşdili öğretildi ve bize her şeyden (nasîb) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.”

17- Cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları Süleymân’ın hizmetinde toplandı, hepsi bir arada (onun tarafından) düzenli olarak sevk ediliyordu.

18- Nihayet karınca vadisine geldikleri zaman, bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleymân ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” dedi.

19- (Süleymân) onun sözüne gülümseyerek dedi ki: “Ey Rabbim! Bana ve ana babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi iş yapmamı gönlüme getir. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat.”

20- (Süleymân) Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”

21- “Ya bana (ma’zeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahud boğazlayacağım!”

22- Çok geçmeden (Hüdhüd) gelip: “Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.

23- “Gerçekten, onlara (Sebe’lilere) hükümdârlık eden, kendisine her türlü imkân verilmiş ve büyük bir taht’a sahip olan bir kadınla karşılaştım.”

24- “Onun ve kavminin, ALLÂH’ı bırakıp güneş’e secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidâyete giremiyorlar.”

25- “Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen ALLÂH’a secde etmezler.”

26- “(Halbuki) O büyük Arş’ın sahibi olan ALLÂH’dan başka tapılacak yoktur.”

27- (Süleymân Hüdhüd’e) dedi ki: “Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız.”

28- “Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.”

29- (Süleymân’ın mektubunu alan Sebe’ melikesi): “Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı” dedi.

30- “Mektup Süleymân’dandır, Rahmân ve Rahîm ALLÂH’ın adıyla (başlamakta)dır. ”

31- “Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır).”

32- (Sonra Melike) dedi ki: “Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam.”

33- Onlar, şöyle cevap verdiler: “Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbâbıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın.”

34- Melike, “Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perîşân ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır” dedi.

35- “Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler.”

36- (Elçiler, hediyelerle) gelince Süleymân şöyle dedi: “Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? ALLÂH’ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz.”

37- “(Ey elçi) Onlara var (söyle); iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak sûrette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!”

38- (Sonra Süleymân müşavirlerine) dedi ki: “Ey ulular! Onlar teslimiyyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike’nin tahtını bana getirebilir?”

39- Cinlerden bir ifrit, “Sen makâmından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var” dedi.

40- Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi. (Süleymân) onu (Melike’nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görünce, “Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir.”

41- (Süleymân devamla) dedi ki: “Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?”

42- Melike gelince, “Senin tahtın da böyle mi?” dendi. O şöyle cevap verdi: “Tıpkı o! Zâten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyyet göstermiştik.”

43- Onu, ALLÂH’dan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.

44- Ona “Köşke gir!” dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti. Süleymân “Bu billûrdan yapılmış, şeffaf bir zemîndir” dedi. Melike dedi ki: “Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleymân’ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan ALLÂH’a teslim oldum.”

34/ Sebe’ -12- Süleymân’ın emrine de rüzgârı verdik. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menba’ını da ona sel gibi akıttık. Hem Rabbi’nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim emrimizden dışarı çıkarsa ona ateş azabından tattırırdık.

13- Onlar, ona mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Dâvûd hanedanı, şükür için çalışın. Ama kullarım içinde şükreden azdır.

14- Ne zaman ki Süleymân’a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir ağaç kurdu yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleymân yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.

38/ Sâd -34- Andolsun ki Süleymân’ı imtihan da ettik ve tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra tekrar tevbe ile önceki haline döndü.

35- Süleymân: “Ey Rabbim! Beni bağışla ve bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümrânlık ver. Şüphesiz, bütün muradları ihsân eden Sen’sin Sen” dedi.

36- Bunun üzerine Biz rüzgârı onun emrine verdik. Onun emriyle istediği yere yumuşacık akardı.

37- Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.

38- Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı olarak (Onun emrine verdik).

39- “İşte bu, Bizim ihsânımızdır. Artık sen dilersen başkalarına ver veya verme. Bundan hesaba çekilmeyeceksin” dedik.

40- Şüphesiz ki ona huzûrumuzda bir yakınlık ve güzel bir makam vardır.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı