İ

ÎMÂN

ÎMÂN

2/ el-Bakara -3- O müttakîler ki gabya inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsân ettiğimiz nimetlerden infak ederler.
4- Hem sana indirilen kitabı, hem de senden önce indirilen kitapları tasdîk ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.

82- Îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlar ise, işte onlar da cennetliktir. Hem de orada ebedî kalacaklardır.

3/ Âl-i İmrân -16- O müttakîler: “Ey bizim yüce Rabbimiz, biz îmân ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!” diye yalvarırlar.

6/ el-En’âm -48- Biz Peygamberleri sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderiyoruz. O halde kim îmân eder, kendini ve işlerini düzeltirse onlara asla korku yoktur. Onlar hiçbir üzüntüye de ma’rûz kalmayacaklardır.

7/ el-A’râf -42- Îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlar ise -ki hiç kimseye Biz gücünün yetmeyeceği yük yüklemeyiz- cennetlik olup, orada ebedî kalacaklardır.

43- Öyle bir halde ki içlerinde kîn kabilinden ne varsa hepsini söküp çıkarırız, önlerinden ırmaklar akar. “Hamdolsun bizi bu cennete eriştiren ALLÂH’a! Eğer ALLÂH bizi muvaffak kılmasaydı, biz kendiliğimizden yol bulamazdık. Rabbimizin elçilerinin gerçeği bildirdikleri bir kere daha kesinlikle anlaşılmıştır” derler. Kendilerine de: “İşte güzel işlerinize karşılık, karşınızda duran şu muhteşem cennete vâris kılındınız, buyurun!” diye nidâ edilir.

9/ et-Tevbe -20- Îmân edip hicret edenler, mallarıyla ve canlarıyla ALLÂH yolunda cihad edenler var ya, işte onlar ALLÂH indinde daha yüksek derecelere sahibtirler ve işte onlardır umduklarına nâil olanlar!

23- Ey îmân edenler! Eğer küfrü îmâna tercîh ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi bile velî edinmeyin! İçinizden onları dost edinenler, zalimlerin tâ kendileridir.

10/ Yûnus -90- Derken, İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Hemen Firavun, askerleriyle beraber zulmederek ve saldırarak peşlerine düştü. Nihayet boğulmak üzere iken: “Îmân ettim. İsrâiloğullarının inandığı ilâhtan başka ilâh yokmuş. Ben de müslümanlardanım” dedi.
91-92- “Şimdi mi? Halbuki bundan önce isyan etmiştin, bozgunculardan olmuştun! Biz de bugün senin bedenini denizden kurtarıp karada bir yere çıkaracağız ki senden sonra gelecek nesillere ibret olasın.” Doğrusu insanların birçoğu Bizim âyetlerimizden, ibret alınacak delillerimizden gâfildirler.

11/ Hûd -23- Fakat îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlar ve Mevlâlarına gönülden bağlanıp itaat edenler ise cennetliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

13/ el-Ra’d -29- Ne mutlu îmân edip de makbûl ve güzel işler yapanlara! Eninde sonunda dönüp gidilecek güzel yurt onların olacak.

29/ el-Ankebût -1- Elif, Lâm, Mîm.
2- Mü’minler sadece “Îmân ettik” demeleri sebebiyle kendi hâllerine bırakılıvereceklerini, imtihana tâbi’ tutulmayacaklarını mı zannettiler?
3- Biz elbette kendilerinden önce yaşamış olanları denedik. ALLÂH elbette şimdiki mü’minleri de imtihan edip îmân iddiâ’sında sâdık olanlarla, samîmiyyetsiz olanları elbette bilecektir.

42/ eş-Şûrâ -22- Büyük duruşma günü zalimlerin, kendi yaptıkları işlerden bucak bucak uzak durup, korkudan titrediklerini görürsün. Halbuki çâre yok, onların cezası tepelerinin üstünde durmaktadır. Îmân edip makbûl işler işleyenler ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri yanında, cennette, istedikleri ne varsa kendilerine verilecektir. İşte bu da pek büyük bir lütuftur.

23- İşte bu, ALLÂH’ın îmân edip makbûl ve güzel işler yapan kullarına verdiği mutluluk müjdesidir. De ki: Ben bu risâlet ve irşâd hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur. İşte kim böyle bir sevgi olsun, başka iyi işler olsun gerçekleştirirse, Biz de onun o iyiliğinin sevap ve mükâfatını kat kat artırırız. Çünkü ALLÂH Ğafur’dur, Şekûr’dur (çok affedicidir, kullarının az işlerini fazlasıyla ödüllendirir).

49/ el-Hucurât -7-8- İyi düşünün ki ALLÂH’ın Resûlü sizin aranızda bulunmaktadır. Şâyet o birçok işte size uysaydı, hâliniz yaman olurdu. Ama ALLÂH size îmânı sevdirdi ve onu kalblerinizde güzelleştirdi; inkârdan, fâsıklıktan ve isyandan ise sizi iğrendirdi. İşte ALLÂH’dan bir lütuf ve nimet olarak doğru yolda yürüyenler onlardır. ALLÂH her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

15- Mü’minler ancak şol kimselerdir ki ALLÂH’ı ve Resûlünü tasdîk eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, ALLÂH yolunda mallarıyla, canlarıyla mücâhede ederler. İşte îmânına bağlı, gerçek mü’minler bunlardır.

52/ et-Tûr -21- Kendileri îmân edip zürriyyetleri de îmân ile kendilerinin izinden gidenlerin nesillerini de kendilerine kavuştururuz. Onların emeklerinden hiçbir şeyin mükâfatını eksiltmeyiz. Onlardan her biri kazandığı güzel netîceleri ile daimdir.

57/ el-Hadîd -7- ALLÂH’a ve Resûlüne îmân edin ve O’nun (sizi emanetçi yaptığı) yönetimini size bıraktığı mallardan harcayın. İçinizden îmân edip harcayanlara büyük ecir vardır.

65/ et-Talâk -10-11- ALLÂH onlar için âhirette de pek çetin bir azab hazırladı. Artık siz ey akıl sahipleri, ey îmân etmiş kullarım! ALLÂH’a karşı gelmekten, ileride de hep sakının ki böyle bir azabdan korunasınız. İşte ALLÂH size gerçekleri hatırlatan bir kitap indirdi, bir elçi gönderdi. ALLÂH’ın nûrlar saçan, yollar açan âyetlerini sizlere okuyor ki îmân edip makbûl ve güzel işler yapanları karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. Kim ALLÂH’a îmân eder, makbûl ve güzel işler yaparsa, ALLÂH onları, hem de devamlı kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. ALLÂH böyle kuluna gerçekten pek güzel nasîb ihsân eder.

84/ el-İnşikâk -25- Fakat îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlara ise, hiç kesintiye uğramayan, bitip tükenmeyen mükâfat vardır.

85/ el-Bürûc -11- Îmân edip makbûl ve güzel işler yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler var. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur!

92/ el-Leyl -1- Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman geceye,
2- Açılıp parladığı zaman gündüze,
3- Erkeği de, dişiyi de yaratan kudrete yemin olsun ki:
4- Sizin işleriniz çeşit çeşittir.
5- Malını ALLÂH yolunda harcayıp O’na saygı duyarak haramdan sakınan,
6- O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhîdi) tasdîk eden kimseyi.
7- Biz de en kolay yola muvaffak ederiz.

95/ et-Tîn -4- Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık,
5- Sonra da onu en aşağı derekeye düşürdük.
6- Ancak îmân edip güzel ve makbûl işler yapanlar müstesnâdır. Onlara ise hiç eksilmeyen ve tükenmeyen bir mükâfat vardır.

98/ el-Beyyine -7- Ama îmân edip, makbûl ve güzel işler yapanlar ise bütün yaratıkların en hayırlı olanlarıdır.

103/ el-Asr -1-2-3- Asra yemin olsun insanlar hüsrandadır. Ancak îmân edip, sâlih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.

*TAM BİR TESLİMİYETLE ÎMÂN ETMEDİKÇE

4/ en-Nisâ -65- Hayır öyle değil; Rabbine and olsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça, îmân etmiş olmazlar.

*ÎMÂN & AMEL-İ SÂLİH İLİŞKİSİ

5/ el-Mâide -93- Îmân edip sâlih amel işleyenler, ALLÂH’dan korktukları, îmânlarında sebât ettikleri, sâlih amel işlemeye devam ettikleri, sonra ALLÂH’dan sakındıkları, îmânlarından ayrılmadıkları, yine ALLÂH’dan korktukları ve iyilikte bulundukları müddetçe, daha önce yediklerinden dolayı kendilerine bir günah yoktur. ALLÂH iyilikte bulunanları sever.

103/ el-Asr -1-2-3- Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyân içindedir. Ancak, îmân edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakk’kı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyânda değillerdir).

*ÎMÂN ETMENİN DÜNYA’DA VE AHİRETTE FAYDA VERECEĞİ

14/ İbrâhîm -27- ALLÂH, îmân edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve ALLÂH dilediğini yapar.

*Bu mübârek âyetteki “sabit söz” ile kelime-i tevhîd kastedilmektedir. (Diyânet)

*ÎMÂN, KALBİ DOĞRUYA GÖTÜRÜR

64/ et-Teğâbün -11- ALLÂH’ın izni olmayınca hiç bir musîbet isâbet etmez. Kim ALLÂH’a îmân ederse, ALLÂH onun kalbine hidâyet verir. ALLÂH her şeyi bilendir.

*ÎMÂNDAN SONRA İNKÂR KALBİN MÜHÜRLENMESİNE SEBEP OLUR

63/ el-Münâfikûn -3- Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkâr ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

*TAV’AN (1) VE KERHEN (2) ÎMÂN

(1) Tav’an; kolaylıkla îmân ve inkiyad etmek.

(2) Kerhen; meşakketle îmân ve inkıyad etmektir.

Yeryüzünde olan ins-ü cinin bir kısmı tav’an îmân etmiştir. Çünkü vahdâniyet ve Resûlullâh’ın nübüvvetinin sıdkına delâlet eden delilleri nazar-ı tetkikten geçirince hakka istidlâl ederek kendi ihtiyarıyla îmân eder ve îmânının semeratını görür. Diğer bir kısımda delâile (deliller) nazar etmeyerek inat ile îmândan nükûleder (vazgeçme, kaçınma, geri dönme, cayma). Bu kısım; îmânında sebât eder, kalbinde îmân kararlaşır ve îmânın lezzetini duyarsa îmânından fayda görür ve eğer korkuyla îmân ederse o kimsenin kalbinde îmân rüsûh (muhkem sağlam olma) bulmaz, korku zâil olup aslına avdet etmek üzere fırsat ararsa onun îmânı hakikî îmân olmadığından faydasını göremez. Çünkü îmân kalbinde değil lisânındadır.

İmam-ı Katâdeden naklen Taberi’de beyân olunduğuna nazaran Kerhen îmânla murad; sekerât-ı mevtinde azab muayene ettiği zaman îmân edenlerin îmânıdır. Çünkü sekerât-ı mevtinde azab-ı âhireti müşâhade edince her kâfir îmân eder lâkin o vakitte îmân birrıza îmân değildir, belki azabın şiddetini müşâhade sebebiyle kerhen îmân olduğundan makbûl olmaz. Menfaatını da göremez. (Hulâsat’ül Beyân)

3/ Âl-i İmrân -83- Din-i İslâmdan i’râz (yüz çevirme, başka tarafa dönme) ederler de ALLÂH’ın dininden gayrı bir din mi ararlar. Halbuki ALLÂH’ın dinine semâda melekler ve arz üzerinde ins-ü cin cümlesi birrıza veya kerhen inkıyâd (boyun eğme, kendini teslim etme) ettiler. Rızalı veya rızasız inkıyâd eden mevcudatın cümlesi Cenâb-ı Hakkın huzûr-u mânevîsine irca’ olunurlar.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı