M

MÜNÂFIK

MÜNÂFIK (*)

*Münâfık (a.s.nifâk’dan.c:münâfıkîn); nifâk sokan. ikiyüzlülük eden. İkiyüzlü.

-Kimlerin içleri dışlarına uymazsa onlar münâfıktırlar. (Rûhu’l Beyân)

-Yani şerîattan çıkanlar, Allâh münâfıkların kâfirlerden daha şerli, kötü olduğunu ifade ediyor. (Râgıb el-İsfehâni)

-Nifak (a.i); münâfıklık, ikiyüzlülük, arabozukluğu, bozuşukluk.

-İbn-i Ebi Müleyke buyurur; yüz elli sahabiye yetiştim hepsi de nifaktan korkuyorlardı. (İhya-u Ulûmi’d-Din)

2/ el-Bakara -8- İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, “ALLÂH’a ve âhiret gününe inandık” derler.

9- ALLÂH’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

10- Kalblerinde hastalık vardır. ALLÂH da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.

11- Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.

12- Gözünüzü açın, bunlar bozguncuların tâ kendileridir, lâkin şuurları(*) yok, farkında değiller.

*Şuûr (a.i.); anlama. anlayış. hissetme. Bî-şuûr: şuursuz.

13- Onlara: “İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın” denilince, “Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.

14- Onlar îmân edenlere rastladıkları zaman: “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz” derler.

15- (Asıl) ALLÂH onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

16- İşte onlar o kimselerdir ki, hidâyet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticâretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.

17- Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz ALLÂH onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.

18- (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakk’ka) dönmezler.

19- Yahud (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hâli) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa ALLÂH, inkârcıları tamamen kuşatmıştır.

20- O şimşek nerdeyse gözlerini(n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. ALLÂH dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz ALLÂH her şeye kadîr’dir.

204- Şol kimse de vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözleri senin hoşuna gider ve o kalbindekine ALLÂH’ı şâhid tutar. Halbuki O, İslâm düşmanlarının en yamanıdır.

205- İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helâk etmek için koşar. ALLÂH ise bozgunculuğu sevmez.

*Bu mübârek âyette ülkenin istikbâlinin en önemli iki rüknüne dikkat çekilmektedir. Maddî hayatın, ekonomik hayatın esâsı ürün, mânevî hayatın esâsı ise yeni nesillerin iyi yetiştirilip eğitilmesidir. (Suat Yıldırım)

206- Ona: “ALLÂH’dan kork!” dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevk eder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktır!

3/ Âl-i İmrân -154- Sonra o kederin ardından (ALLÂH) üzerinize öyle bir emînlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdâsına düşmüştü. ALLÂH’a karşı, câhiliyyet zannı gibi, hakk’ka aykırı bir zann besliyorlar ve “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “Bütün iş ALLÂH’ındır”. Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik”. Onlara şöyle söyle: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. ALLÂH (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. ALLÂH göğüslerin içinde olanı bilir.

166-167- İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musîbet ALLÂH’ın izniyle olmuştu. Bu da O’nun mü’minleri ayırd etmesi, münâfıklık yapanları da meydana çıkarması için idi. O münâfıklara: “Gelin, ALLÂH yolunda savaşın veya hiç olmazsa düşmanınızın size ve ailelerinize saldırmasını önleyin” denildiğinde: “Biz savaş olacağını bilseydik size katılırdık” dediler. Doğrusu o gün onlar îmândan ziyade küfre yakın idiler. Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayan şeyleri söylüyorlardı. Ama ALLÂH onların gizlediklerini pekiyi bilir.

168- Onlar o münâfıklardır ki kendileri savaşa çıkmayıp evde oturmaları yetmiyor gibi, bir de kalkıp bilgiçlik taslayarak savaşta şehid olan arkadaşları hakkında: “Sözümüze kulak verselerdi böyle öldürülmezlerdi” derler. De ki: “Eğer, iddiâ’nızda tutarlı iseniz, haydi elinizden geliyorsa kendinizi ölümün elinden kurtarın bakalım!”

4/ en-Nisâ -60- Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tâguta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tâgut önünde muhâkemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.

61- Onlara: “ALLÂH’ın indirdiğine ve Peygambere gelin!” denince, münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62- Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felâket gelince, hemen sana geldiler de: “Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik” diye ALLÂH’a yemin ediyorlar.

63- Onlar, ALLÂH’ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine te’sir edecek güzel söz söyle!

64- Biz hangi Peygamberi gönderdikse, sırf ALLÂH’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de ALLÂH’dan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resûl de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette ALLÂH’ı affedici, merhametli bulurlardı.

65- Hayır! Rabbine and olsun ki iş bildikleri gibi değil, onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyyetle boyun eğmedikçe îmân etmiş olamazlar.

66- Eğer Biz onlara: “Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu.

67- Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükâfat verirdik.

68- Ve onları elbette doğru yola iletirdik.

88- O halde size ne oldu ki münâfıklar hakkında iki kısım oldunuz; hâlbuki ALLÂH, onları kazandıkları (günahlar) yüzünden geriye (küfre) döndürmüştür. ALLÂH’ın (inkârlarındaki ısrarları sebebiyle) saptırdığını, hidâyete erdirmek mi istiyorsunuz? O takdirde ALLÂH, kimi(kendi isyankârlığı yüzünden) dalâlete atarsa, artık onun (kurtulması) için asla bir yol bulamazsın!

138- Münâfıklara müjdele: onlara acı veren bir azab vardır!

140- ALLÂH size kitap (Kur’ân)da: “ALLÂH’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirdi. Muhakkak ki ALLÂH, münâfıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

142- Münâfıklar, ALLÂH’ı aldatmaya çalışırlar. ALLÂH da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve ALLÂH’ı pek az anarlar.

145- Kesinlikle münâfıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar!

5/ el-Mâide -41- Ey Peygamber, ağızlarıyla “inandık” deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahûdîlerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, “eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının” derler. ALLÂH birini şaşırtmak isterse, sen onun için ALLÂH’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, ALLÂH, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için âhirette de büyük bir azab vardır.

8/ el-Enfâl -21- Ve işitmedikleri halde “işittik” diyenler gibi olmayın!

49- O zaman münâfıklar ve kalblerinde şüphe bulunanlar diyorlardı ki: “Bu müslümanları dinleri aldatmış, (çünkü kendilerinden çok üstün bir ordu ile savaşa girişiyorlar).” Halbuki kim ALLÂH’a güvenip dayanırsa ALLÂH ona yeter. Şüphe yok ki ALLÂH Azîz’dir, Hakîm’dir (mutlak gâlibtir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

9/ et-Tevbe -64- Münâfıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir sûrenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: “Siz alay ede durun! ALLÂH, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.”

67- Münâfık erkekler ve münâfık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar ALLÂH’ı unuttular, ALLÂH da onları unuttu. Şüphesiz münâfıklar, fâsıkların tâ kendileridir.

68- ALLÂH erkek münâfıklara, kadın münâfıklara ve kâfirlere, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşini vadetti. O, onlara yeter. ALLÂH onlara lânet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

73- Ey peygamber! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!

101- Çevrenizdeki bedevîlerden ve Medîne ahâlisinden öyle münâfıklar vardır ki onlar nîfak işinde mâhir olmuşlardır. Pek sinsi hareket ettikleri için sen onları bilemezsin, ama Biz pekiyi biliriz. Biz onları çifte cezaya çarptıracağız. Sonra da müthiş bir azaba itileceklerdir.

11/ Hûd -5- Dikkat edin! Görmüyor musunuz, onlar düşmanlıklarını gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını ALLÂH biliyor. Muhakkak ki ALLÂH, gönülde gizlenenleri de bilir.

22/ el-Hac -53- ALLÂH, şeytanın karıştırdığını, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamaya vesîle kılar. Zalimler şüphesiz (hakk’tan uzak) derin bir ayrılık içindedirler.

29/ el-Ankebût -10- İnsanlardan kimi vardır ki, “ALLÂH’a inandık” der; fakat ALLÂH uğrunda eziyyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini ALLÂH’ın azabı gibi tutar. Halbuki Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, “Doğrusu biz de sizinle beraberdik” derler. Acaba ALLÂH, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?

11- ALLÂH, elbette kendisine îmân edenleri de bilir ve elbette münâfıkları da bilir.

33/ el-Ahzâb -12- O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: “ALLÂH ve Resûlü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış” diyorlardı.

13- O vakit bunlardan bir grup: “Ey Medîne halkı! Sizin için duracak yer yok, hemen dönün” diyorlardı. Yine onlardan bir kısmı da Peygamberden izin istiyor, evlerimiz gerçekten (düşmana) açıktır” diyorlardı, Halbuki açık değildi, sadece kaçmak istiyorlardı.

14- Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhâl onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.

15- Halbuki bundan önce ALLÂH’a ahid vermişlerdi. Arkalarını dönmeyeceklerdi. ALLÂH’a verilen ahid ise mes’uliyetlidir, mutlaka sorulur.

16- De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız.”

18- Şüphesiz ALLÂH, içinizden o savsaklayanları ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri biliyor. Onlar harbe pek az geliyorlardı.

19- Size karşı kıskançlık ediyorlardı. Derken o korku hâli gelince, gördün onları ki, ölümden baygınlık sarmış kimse gibi gözleri dönerek sana bakıyorlardı. O korku gidince, size keskin keskin diller sıyırdılar. Onlar hayra karşı kıskançlık ediyorlardı. İşte bunlar îmân etmediler de ALLÂH amellerini boşa çıkardı. Bu ALLÂH’a göre önemsizdir.

20- Onlar ahzâbı (düşman birliklerini) gitmedi sanıyorlardı. Eğer o birlikler bir daha gelecek olursa, çölde Bedevî Arablar içinde yer alıp, sizin haberlerinizden (başınıza geleceklerden) sormayı isterler. Onlar içinizde kalacak olsalar da pek az harb ederler.

24- Bunun böyle olması ALLÂH’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münâfıklara azap etmesi yahud onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz ALLÂH çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

60-61- Andolsun, eğer münâfıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.

73- ALLÂH, münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, ALLÂH’a ortak koşan erkeklere ve ALLÂH’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. ALLÂH çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

47/ Sûre-i Muhammed -16- Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilen kimselere alay yoluyla: “O demin ne söyledi?” diye sorarlar. İşte onlar ALLÂH’ın kalblerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi hevâ ve heveslerine uyarlar.

17- Doğru yola girenlere gelince, ALLÂH onların hidâyetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çârelerini ilhâm etmiştir.

18- Artık onlar, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesine mi bakıyorlar? Şüphesiz onun alâmetleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar?

20- Îmân edenler: “Keşke cihad hakkında bir sûre indirilse” derlerdi. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredilince kalblerinde hastalık olanların ölüm korkusuyla baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.

21- Onların vazîfesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince ALLÂH’ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.

22- Demek siz iş başına gelecek olursanız yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaksınız ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi?

23- İşte onlar, ALLÂH’ın lânetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.

24- Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalblerinin üzerinde kilitleri mi var?

25- Gerçekten doğru yol kendilerine açıkça belli olduktan sonra gerisin geri küfre dönenlere şeytan, kötülüklerini güzel göstermiş ve onları uzun emellere düşürmüştür.

26- Çünkü onlar ALLÂH’ın indirdiğini beğenmeyen kimselere: “Bazı işlerde biz size itaat edeceğiz” demişlerdi. Oysa ALLÂH onların gizlediklerini biliyordu.

27- Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak?

28- Bu onların ALLÂH’ı gazablandıran şeylere uymaları ve O’nun rızasına sebep olacak şeyleri beğenmemelerinden dolayıdır. ALLÂH onların amellerini boşa çıkarmıştır.

29- Yoksa kalblerinde hastalık olanlar ALLÂH kendilerinin kinlerini hiç ortaya çıkarmaz mı sandılar?

30- Ey Muhammed! Eğer Biz dileseydik onları sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. ALLÂH ise bütün yaptıklarınızı bilir.

48/ el-Fetih -6- Bir de, ALLÂH’ın, hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, ALLÂH’a ortak koşan erkeklere ve ALLÂH’a ortak koşan kadınlara azab etmesi içindir. Kötülük girdâbı onların başına olsun! ALLÂH onlara gazab etmiş, onları lânetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!

11- Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, “Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; ALLÂH’dan bizim için af dile” diyecekler. Onlar kalblerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: “ALLÂH, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahud bir yarar elde etmenizi dilerse, O’na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, ALLÂH, yaptıklarınızdan haberdardır.”

12- Aslında siz Peygamber ve mü’minlerin, ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu sizin gönüllerinize güzel göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir topluluk oldunuz.

57/ el-Hadîd -13- O gün münâfık erkekler ve münâfık kadınlar o îmân edenlere şöyle diyeceklerdir: “Bize bakın da sizin nûrunuzdan alalım?” Onlara: “Arkanıza dönün de nûr arayın!” denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azab vardır.

14- (Münâfıklar) onlara: “Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. (Mü’minler) de derler ki: “Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, ALLÂH hakkında bile aldattı. Nihayet ALLÂH’ın emri gelip çattı.

15- Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!

58/ el-Mücâdele -8- Gizli konuşmaktan men’edildikten sonra yine o men’edildikleri şeyi yapmaya kalkışarak günah, düşmanlık ve Peygamber’e karşı gelmek hususunda gizlice konuşanları görmedin mi? Onlar sana geldikleri zaman seni, ALLÂH’ın selâmlamadığı bir tarzda selâmlıyorlar. Kendi içlerinden de “bu söylediklerimiz yüzünden ALLÂH’ın bize azab etmesi gerekmez miydi?” derler. Cehennem onlara yeter. Oraya gireceklerdir, ne kötü dönüş yeridir orası!

14- ALLÂH’ın kendilerine gazab ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bilerek yalan yere yemin ediyorlar.

15- ALLÂH onlara çetin bir azab hazırlamıştır. Onlar ne kötü işler yapıyorlar!

16- Yeminlerini kalkan yapıp ALLÂH’ın yolundan çevirdiler. Onlar için küçük düşürücü bir azab vardır.

17- Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, ALLÂH’dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.

18- ALLÂH onların hepsini tekrar dirilttiği gün, dünyada size yemin ettikleri gibi O’na da yemin edecekler ve kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını, sanacaklardır. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar.

19- Şeytan onları istilâ etmiş, onlara ALLÂH’ı anmayı unutturmuştur. Onlar, şeytanın hizbi (partisi)dir. İyi bilin ki şeytanın partisi kaybedecektir.

20- ALLÂH’a ve Resûlüne düşman olanlar var ya, onlar en alçaklar arasındadırlar.

59/ el-Haşr -11- Münâfıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına “Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz” dediklerini görmedin mi? ALLÂH, onların yalancı olduklarına şâhidlik eder.

12- Andolsun eğer onlar, çıkarılırsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.

13- Onların kalblerinde sizden duydukları korku, ALLÂH’dan korkmalarından daha ileridir. Bu böyledir, çünkü onlar, gerçeği bilip anlamayan kimselerdir.
14- Onlar sizinle toplu durumda savaşmazlar, ancak sağlam kaleler içinden veya duvarların arkasından sizinle savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çatışmaları pek şiddetlidir. Sen dışardan onları birlik içinde sanırsın. Halbuki kalbleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan, düşünmeyen bir gürûhtur.
15- Bu Yahûdîlerin hâli, kendilerinden az önce, yaptıkları işlerin vebalini tatmış olan, âhirette de ayrıca gâyet acı bir azab çekecek olan kimselerin durumuna benzer.

16- (Yahûdîleri kandıran münâfıkların durumu da) tıpkı şeytanın durumuna benzer ki insana “İnkâr et” dedi, (insan) inkâr edince de: “Ben senden uzağım, ben âlemlerin Rabbi ALLÂH’dan korkarım!” dedi.

17- Nihayet ikisinin sonu, ebedî olarak ateşte oldu. Zalimlerin cezası budur.

63/ el-Münâfikûn -1- Münâfıklar sana geldikleri vakit: “Şâhidlik ederiz ki sen muhakkak ALLÂH’ın elçisisin” derler. Senin mutlaka kendisinin elçisi olduğunu ALLÂH bilir ve ALLÂH münâfıkların yalancı olduklarına şâhidlik eder.

2- Yeminlerini kalkan yapıp (insanları) ALLÂH’ın yolundan çevirdiler. Onların yaptıkları ne kötüdür!

3- Bunun sebebi şudur: Onlar inandılar, sonra inkâr ettiler, bu yüzden kalblerinin üzeri mühürlendi. Artık onlar anlamazlar.

4- Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. ALLÂH onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?

5- Onlara: “Gelin, ALLÂH’ın Resûlü sizin için mağfiret dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve onların, büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün.

6- Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. ALLÂH onları bağışlamayacaktır. Çünkü ALLÂH, yoldan çıkmış bir toplumu yola iletmez.

7- Onlar öyle kimselerdir ki: “ALLÂH’ın elçisinin yanında bulunanları beslemeyin ki dağılıp gitsinler” diyorlar. Oysa göklerin ve yerin hazîneleri ALLÂH’ındır, fakat münâfıklar anlamazlar.

8- Diyorlar ki: “Andolsun, eğer Medîne’ye dönersek, daha üstün olan, daha alçak olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.” Üstünlük, ancak ALLÂH’a, O’nun elçisine ve mü’minlere mahsûstur. Fakat münâfıklar bilmezler.

66/ et-Tahrîm -9- Ey Peygamber! Kâfirler ve münâfıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!

(Bkz: FİTNE & FESÂD & MESCİD-İ DIRAR)

*MÜNÂFIKLARA İTAAT ETMEMEK

33/ el-Ahzâb -1- Ey Peygamber! ALLÂH’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme. Şüphesiz ALLÂH hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

48- Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme, onların ezâlarını bırak (aldırma) da ALLÂH’a tevekkül et. ALLÂH vekîl olarak hepsine yeter.

Başa dön tuşu