S

SAVAŞ ÂYETLERİ

SAVAŞ ÂYETLERİ

2/ el-Bakara -177- Takvâ, yüzlerinizi doğuya ya da batıya doğru çevirme değildir. Lâkin takvâ ALLÂH’a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara ve Peygamberlere îmân eden, sevdiği malını ALLÂH’ı hoşnut etmek için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalan gariplere, isteyenlere ve boyunduruk altında bulunup hürriyetine kavuşmak isteyen köle ve esirlere veren, namazı hakkıyla îfâ edip zekâtı veren, sözleştiği zaman sözlerinde duran, hele hele sıkıntı ve hastalık hâllerinde, savaşın şiddetleri esnasında sabreden kimselerin davranışlarıdır. İşte onlardır îmânlarında samîmi olanlar ve işte onlardır her türlü fenâlıktan korunan takvâlılar!

190- Size karşı savaş açanlarla siz de ALLÂH yolunda savaş açın. Fakat haksız yere saldırmayın. Sakın aşırı gitmeyin muhakkak ki ALLÂH haddi aşanları sevmez.

191- Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten beterdir. Yalnız, onlar, Mescid-ül Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa siz de onlarla savaşın. İşte kâfirlerin cezası böyledir.

193- Fitne tamamen yok edilinceye din ve itaat yalnız ALLÂH’a mahsûs oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer inkârdan ve tecâvüzden vazgeçerlerse, bilin ki zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

216- Hoşlanmasanız da savaş size farz kılındı. Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olur. Olur ki sevip arzu ettiğiniz bir şey sizin için şerli olur. Gerçeği ALLÂH bilir, siz bilmezsiniz.

217- Sana hürmetli ay’ı ve bu ay’da savaşmanın hükmünü sorarlar. De ki: “O ay’da savaşmak büyük bir günahtır. Fakat insanları ALLÂH yolundan engellemek, ALLÂH’ı inkâr etmek, Mescid-ül Haram’ı ziyâreti yasaklamak, o mescidin cemâatini yani müslümanları oradan çıkarmak ise, ALLÂH nazarında daha büyük günahtır. Fitne, adam öldürmekten beterdir. Kâfirler, ellerinden gelse, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar. Sizden her kim dininden döner ve kâfirlikte devam ederek ölürse, işte onların dünyada da, âhirette de yaptıkları boşa gider. Bunlar cehennemlik olup orada ebedî kalacaklardır.

244- ALLÂH yolunda savaşın ve bilin ki ALLÂH her şeyi işitir, her şeyi hakkıyla bilir.

246- Mûsâ’dan sonra İsrâiloğullarının önderlerine dikkat ettin mi? O vakit onlar aralarındaki Peygambere: “Ne olur, bize bir hükümdâr ta’yîn et de biz de ALLÂH yolunda cihad edelim” demişlerdi. O cevâben: “Ya savaşma emri size farz kılınır, siz de savaşmazsanız?” deyince onlar: “Ne diye ALLÂH yolunda cihad etmeyelim ki vatanlarından çıkarılan biz, çoluk çocuğundan ayrı düşenler yine biziz” dediler. Fakat savaşma kendilerine farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, hepsi dönüverdiler. ALLÂH o zalimleri pekiyi bilir.

278- Ey îmân edenler! ALLÂH’dan korkun ve artık fâizin peşini bırakın, eğer gerçekten mü’minler iseniz.

279- Eğer böyle yapmazsanız, o zaman ALLÂH ve Resûlü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermâyeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.

3/ Âl-i İmrân -13- Muhakkak bir âyet oldu size: Çarpışan iki cemi’yette: Bir cem’iyet ALLÂH yolunda vuruşuyordu, diğeri de kâfir: Onları gözgöre kendilerinin iki misli görüyorlardı, Allâh da nusratiyle dilediğini te’yid buyuruyordu, görecek gözleri olanlar için elbette bunda şüphesiz bir ibret var.

111- Onlar size hiçbir zarar veremezler, olsa olsa incitirler. Sizinle savaşacak olurlarsa, arkalarını dönüp kaçarlar. Kendilerine yardım eden de bulunmaz.

121- Hani bir vakit, ey Resûlüm, sen ailenden sabah erken ayrılmış, mü’minlere savaş mevzi’leri hazırlamak için yola çıkmıştın. ALLÂH, Semî ve Alîm’dir (hakkıyla işitir ve bilir).

146- Nice Peygamberler gelip geçti ki onlarla beraber, kendisini ALLÂH’a adamış birçok rabbanîler savaştı. Onlar, ALLÂH yolunda başlarına gelen zorluklar sebebiyle asla yılmadılar, zayıflık göstermediler, düşmanlarına boyun da eğmediler. ALLÂH böyle sabırlı insanları sever.

153- O vakit siz savaş meydanından hızla uzaklaşıyor, dönüp hiç kimseye bakmıyordunuz. Peygamber ise peşinizden sizi çağırıp duruyordu. Bunun üzerine ALLÂH, keder üzerine keder vererek sizi cezalandırdı. ALLÂH’ın sizi affetmesi, gerek elinizden gidene, gerek başınıza gelen felâkete esef etmemeniz içindir. ALLÂH bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

155- İki ordunun karşılaştığı gün içinizden arkasına dönüp kaçanlar var ya, işte onları, işlemiş oldukları birtakım hatâları sebebiyle şeytan kaydırmak istemişti. ALLÂH yine de onları affetti. Çünkü ALLÂH, Ğafur’dur, Halîm’dir (çok affedici ve müsamahalıdır).

166-167- İki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musîbet ALLÂH’ın izniyle olmuştu. Bu da O’nun mü’minleri ayırd etmesi, münâfıklık yapanları da meydana çıkarması için idi. O münâfıklara: “Gelin, ALLÂH yolunda savaşın veya hiç olmazsa düşmanınızın size ve ailelerinize saldırmasını önleyin” denildiğinde: “Biz savaş olacağını bilseydik size katılırdık” dediler. Doğrusu o gün onlar îmândan ziyade küfre yakın idiler. Onlar, ağızlarıyla, kalblerinde olmayan şeyleri söylüyorlardı. Ama ALLÂH onların gizlediklerini pekiyi bilir.

168- Onlar o münâfıklardır ki kendileri savaşa çıkmayıp evde oturmaları yetmiyor gibi, bir de kalkıp bilgiçlik taslayarak savaşta şehid olan arkadaşları hakkında: “Sözümüze kulak verselerdi böyle öldürülmezlerdi” derler. De ki: “Eğer, iddiâ’nızda tutarlı iseniz, haydi elinizden geliyorsa kendinizi ölümün elinden kurtarın bakalım!”

195- Onların Rabbi de duâlarına şöyle icâbet buyurdu: “Sizden gerek erkek, gerek kadın hayır işleyen hiçbir kimsenin çalışmasını zâyi’ etmem. Çünkü siz birbirinizdensiniz, birbirinizden farkınız yoktur. Benim rızam için hicret edenlerin, vatanlarından sürülenlerin, Benim yolumda işkenceye, zarara uğrayanların, Benim yolumda savaşanların ve öldürülenlerin, elbette kusurlarını örtecek ve elbette onları ALLÂH tarafından mükâfat olarak içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğim. En güzel ödüller ALLÂH’ın yanındadır.

200- Ey îmân edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihâd için) hazırlıklı ve uyanık olun ve ALLÂH’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

4/ en-Nisâ -71- Ey o bütün îmân edenler! hazırlığınızı görün de müfrezeler hâlinde harekete gelin yâhud toplu olarak seferber olun.

74- O halde, dünya hayatına değil, âhirete tâlib ve müşteri olanlar ALLÂH yolunda savaşsınlar. Kim ALLÂH yolunda savaşa girer de öldürülüp şehid olur veya gâlib gelir gâzi olursa, her iki halde de Biz ona yarın pek büyük mükâfat vereceğiz.

76- Îmân edenler, ALLÂH yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tâgut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarını öldürmeye bakın! Kesinlikle şeytanın hîlesi zayıftır.

77- Baksana o kimselere ki, savaş zamanı değilken kendilerine: “Savaşa sebebiyet vermeyin, namazı hakkıyla edâ edin, zekâtı verin!” denilmişti. Sonra onlara savaşma farz kılınınca, onlardan bir kısmı insanlardan, ALLÂH’dan korkarcasına, hattâ daha fazla korkup şöyle diyorlar: “Ya Rabbenâ, niçin bize harbi farz kıldın? Bize biraz daha mühlet verseydin ya!” Onlara de ki: “Dünya zevki pek azdır, âhiret ise günahlardan sakınanlar için sırf hayırdır ve size kıl kadar olsun haksızlık yapılmaz.”

90- Ancak sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlar veya ne sizinle ne de kendi kavimleriyle savaşmak istemediklerinden göğüsleri daralarak size gelenler bundan müstesnâdır. Eğer ALLÂH dileseydi, bunları size musallat eder ve bunlar da sizinle savaşırlardı. O halde, onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, o takdirde ALLÂH onlara saldırmak için size yol vermez.

94- Ey îmân edenler! ALLÂH yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganîmete) göz dikerek, “Sen mü’min değilsin” demeyin. ALLÂH katında pek çok ganîmetler vardır. Daha önce siz de öyle idiniz de ALLÂH size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice araştırın. Çünkü ALLÂH yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

104- Düşman birliklerini ta’kîb edip arkadan sıkıştırmada gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da tıpkı sizin gibi acı çekiyorlar. Kaldı ki Siz ALLÂH’dan, onların ümit edemeyecekleri birçok şeyleri umuyorsunuz. ALLÂH her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.

5/ el-Mâide -24- Yine dediler ki:“Ya Mûsâ! O zorbalar orada oldukları müddetçe biz asla giremeyiz. Haydi sen Rabbinle git, ikiniz onlarla savaşın, biz işte burada oturuyoruz!”

33-34- ALLÂH ve Resûlüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsâd etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahud sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahud da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki ALLÂH Ğafur’dur (kullarının günahlarını çok örten), Rahîm’dir (affı ve merhameti boldur).

64- Yahûdîler:“ALLÂH’ın eli bağlıdır” dediler. Hay kendi elleri bağlanasılar! Hay dediklerinden dolayı mel’ûn olası adamlar! Hayır, hiç de öyle değil! ALLÂH’ın iki eli de açıktır. Dilediği şekilde infak eder. Rabbinden sana indirilen âyetler, mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve gâvurluğunu artıracaktır. Bununla beraber, Biz onların aralarına, kıyamete kadar sürüp gidecek bir kîn ve nefret bıraktık. Her ne zaman onlar savaş çıkarmak için bir yangın tutuşturdularsa ALLÂH onu söndürdü. Sırf fesat çıkarmak için dünyanın her tarafında koşup dururlar. ALLÂH müfsidleri (fesat çıkaranlar) sevmez.

8/ el-Enfâl -11- Düşman korkusundan gözünüze uyku girmediği için o vakit ALLÂH, inâyeti ile güven ve sükûnet vermek için sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi temizlemek, şeytanın pisliğini, vesvesesini sizden gidermek, kalblerinize kuvvet vermek ve savaş meydanında ayaklarınızı sabit kılmak için gökten üzerinize su indiriyordu.

15- Ey îmân edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

16- Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir saf’ta yeniden mevzi’lenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak ALLÂH’dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir âkıbettir.

17- Siz savaşta onları kendi kuvvetinizle öldürmediniz, lâkin ALLÂH öldürdü (Ey Resûlüm) Attığın vakit sen atmadın, lâkin ALLÂH attı. Ve bunu, ALLÂH mü’minleri güzel bir imtihana tâbi’ tutmak için yaptı. Şüphesiz ki ALLÂH hakkıyla işitir ve bilir.

19- Ey müşrikler! Siz zafer mi istiyordunuz?İşte zafer geldi! Siz mü’minlere hücûmdan vazgeçerseniz bu, sizin için daha iyi olur; yok döner yine savaşa başlarsanız, Biz de başlarız! Askeriniz çok da olsa size hiç fayda vermez, çünkü ALLÂH mü’minlerle beraberdir.

39- Dünyada fitne kalmayıp din, tamamen ALLÂH’ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer fitneden vazgeçerlerse, onları bırakın. ALLÂH zâten onların yaptıklarını hakkıyla görmektedir.

41- Bir de ma’lûmunuz olsun ki savaşta elde ettiğiniz ganîmetin beşte biri ALLÂH’ındır. Yani Resûlullaha, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara (garîblere) aittir. Eğer ALLÂH’a ve iki ordunun karşılaştığı, hakk ile bâtılın iyice açığa çıktığı o Bedir günü kulumuza inzal ettiğimiz âyetlere îmân ediyorsanız, bu hükmü böylece kabul edeceksiniz. ALLÂH her şeye kadîr’dir.

45- Ey îmân edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebât edin ve ALLÂH’ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.

46- Ayrıca ALLÂH’a ve Resûlü’ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü ALLÂH sabredenlerle beraberdir.

49- O zaman münâfıklar ve kalblerinde şüphe bulunanlar diyorlardı ki: “Bu müslümanları dinleri aldatmış, (çünkü kendilerinden çok üstün bir ordu ile savaşa girişiyorlar).” Halbuki kim ALLÂH’a güvenip dayanırsa ALLÂH ona yeter. Şüphe yok ki ALLÂH Azîz’dir, Hakîm’dir (mutlak gâlibtir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

57- Onları savaşta ele geçirirsen, kendilerine öyle bir muâmele yap ki onların arkasındaki bütün öbür düşmanlara da ibret olsun da, akıllarını başlarına alsınlar.

58- Seninle sözleşme yapan bir kavmin sözleşmeye aykırı bir hâinlik alâmeti tesbît edersen, savaş açmadan önce anlaşmanın artık geçersiz kaldığını ilan et ki bunu bilme hususunda iki taraf da eşit olsun. Çünkü ALLÂH hâinleri asla sevmez.

60- Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın! Savaş atları yetiştirin ki bu hazırlıkla ALLÂH’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilemeyip de, ancak ALLÂH’ın bildiği diğer düşmanları korkutup yıldırasınız. ALLÂH yolunda her ne harcarsanız, onun karşılığı size eksiksiz ödenir, size asla haksızlık yapılmaz.

65- Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvîk et. Eğer sizden tam sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiye gâlib gelir ve eğer siz mü’minlerden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlup eder, çünkü o kâfirler gerçeği ve âkıbeti anlamayan bir gürûhtur.

66- Ama şimdi ALLÂH yükünüzü hafifletti, çünkü sizde savaşma konusunda bir zayıflık olduğunu müşâhede etti. O halde sizden sabırlı yüz kişi, ALLÂH’ın izniyle onlardan iki yüz kâfire üstün gelir ve eğer sizden bin kişi olursa, onlardan iki bin kişiye gâlib gelir. Çünkü ALLÂH sabredenlerle beraberdir.

9/ et-Tevbe -12- Eğer anlaşmadan sonra yeminlerini bozarlar, bir de dininize hücûm ederlerse, artık kâfir gürûhunun o öncüleri ile savaşın! Çünkü onların gerçekte artık yeminleri ve ahidleri kalmamıştır. Umulur ki, hiç değilse bu durumda, inkâr ve tecâvüzlerinden vazgeçerler.

13- Ahidlerini ve yeminlerini bozup Peygamberi vatanından sürmeye teşebbüs eden bir toplulukla savaşmayacak mısınız ki, aslında savaşı size karşı ilk başlatanlar da onlar olmuşlardı. Ne o, yoksa onlardan korkuyor musunuz? Ama eğer mü’min iseniz, asıl ALLÂH’dan çekinmeniz gerekir.

14-15- Onlarla savaşın ki ALLÂH sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay etsin, onlara karşı size yardım edip zafer yolunu açsın, mü’minlerin gönüllerini ferahlatsın, kalblerindeki kîn ve öfkeyi gidersin. ALLÂH dilediğine tevbe de nasîb eder. ALLÂH, Alîm’dir (her şeyi hakkıyla bilir), Hakîm’dir (tam hüküm ve hikmet sahibidir).

25- Şu kesindir ki ALLÂH size birçok savaş yerlerinde yardım etti, Huneyn günü de. O gün ki sayıca çokluğunuz sizi böbürlendirmiş ama bu, size fayda etmemişti. Olanca genişliğine rağmen, dünya başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak düşmana arka çevirip kaçmaya başlamıştınız.

27- Sonra ALLÂH, bu savaşın peşinden, onlardan dilediği kimseleri küfürden dönüş yapmaya muvaffak eder. Zira ALLÂH Ğafur’dur, Rahîm’dir (affı ve merhameti boldur).

29- Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, ALLÂH’a da, âhiret gününe de îmân etmeyen, ALLÂH’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram tanımayan, hakk dinini din olarak benimsemeyen kimselerle zelîl bir vaziyyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın.

36- Doğrusu, ALLÂH’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde, ayların sayısı on iki ay olup bunlardan dördü hürmetlidir. İşte doğru hesap budur. O halde bilhassa bunlarda, nefislerinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekûn savaşın ve bilin ki ALLÂH, ilâhî sınırlara saygılı olup fenâlıklardan sakınanlarla beraberdir.

38- Ey îmân edenler! Size ne oldu ki, “ALLÂH yolunda cihada çıkın!” denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa âhiretten vazgeçip dünya hayatına râzı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki âhiretin yanında ancak pek az bir şeydir.

39- Eğer (gerektiğinde) topluca savaşa katılmazsanız, O sizi acı bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O’na zerrece bir zarar veremezsiniz. ALLÂH’ın her şeye gücü yeter.

41- (Ey mü’minler!) Gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak (savaş için) seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla ALLÂH yolunda cihad edin! Eğer bilirseniz, bu sizin için hayırlıdır.

42- Eğer yakın bir (dünya) menfaat(i) ve orta (mesâfede) bir yolculuk olsaydı (o geride kalan münâfıklar) elbette sana tâbi‘ olurlardı; fakat meşakkatli mesâfe(deki Tebük Seferi) onlara uzak geldi. Bununla beraber: “Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık!” diye Allâh’a yemin edeceklerdir. (Bu yalan yeminleriyle) kendilerini helâk ediyorlar. ALLÂH ise, hiç şübhesiz onların yalancı kimseler olduklarını biliyor.

44- ALLÂH’a ve âhiret gününe îmân edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeleri hususunda (cihaddan geri kalmak için) senden izin istemez. ALLÂH ise, takvâ sâhiblerini pek iyi bilendir.

45- Ancak ALLÂH’a ve âhiret gününe îmân etmeyen ve kalbleri şübheye düşmüş olup da şübheleri içinde bocalayıp duranlar senden izin ister.

46- Eğer (cihada) çıkmak isteselerdi, elbette onun için bir hazırlık (bir tedbir)hazırlarlardı; fakat ALLÂH onların (cihada) çıkmaya kalkmalarını çirkin gördü de onları (o şereften) alıkoydu; (onlara:) “(Evlerinde) oturanlarla beraber oturun!” denildi.

47- Eğer içinizde (savaşa) çıkmış olsalardı, size bozgunculuktan başka bir şey artırmazlardı ve sizi fitneye düşürmek isteyerek aranızda koşarlardı. İçinizde onları can kulağıyla dinleyecek olanlar da var. ALLÂH ise, o zâlimleri çok iyi bilendir.

81- Savaşa çıkmayıp Resûlullah’dan ayrılarak geride kalanlar, oturmalarından memnûn olup sevince gark oldular. ALLÂH yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmayıp “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: Cehennem ateşi, bundan da sıcak! Ona nasıl dayanacaksınız? Bunu bir bilip anlasalardı!

83- Eğer ALLÂH seni bu seferden (Tebük’ten) döndürür de, sen onlardan bir toplulukla karşılaşırsan ve onlar başka bir gazâya çıkmak için senden izin isterlerse onlara de ki: “Benimle beraber asla sefere çıkmayacaksınız, asla benim maiyyetimde düşmanla savaşmayacaksınız! Mademki önce oturup seferden geri kaldınız, haydi şimdi de geri kalanlarla birlikte oturun!”

87- Savaş’tan geri kalan kadınlarla birlikte oturmaya râzı oldular. Kalblerine mühür vuruldu, artık onlar (cihad’daki hikmeti, Resûllullaha itaat etmedeki mutluluğu) anlayamazlar.

90- Bedevîlerden savaşa katılmamak için özürler uyduranlar, hiç değilse kendilerine izin verilsin diye geldiler. ALLÂH’a ve Resûlüne bağlılık iddiâ’sında yalancı olanlar ise oturdular. Ne geldiler, ne de özür dilediler. O bedevîlerden kâfir olanlar, gâyet acı bir azaba ma’rûz kalacaklardır.

91- ALLÂH ve Resûlüne sâdık kalmak, onlar hakkında iyi düşünceler taşımak şartıyla zayıflara, hastalara ve savaşta harcama imkânı bulamadığından dolayı savaşa katılamayanlara sorumluluk yoktur. Zira onlar, geri kalmakla beraber, memleketlerinde iyilik ediyorlar. İyilik edenlere diyecek bir şey yoktur. Gerçekten ALLÂH Ğafur’dur, Rahîm’dir (affı ve merhameti boldur).

93- Ayıplamak gerekirse, zengin ve imkânlı olmalarına rağmen savaşa katılmamak için bahaneler ileri sürenler ayıplanmalıdır. İşte onlar geride kalan güçsüz kadınlarla beraber kalmaya râzı oldular. ALLÂH da onların kalblerini mühürledi. Artık onlar işlerin gerçek mâhiyyetini bilemezler.

94- Savaş dönüşü kendileriyle karşılaşınca, katılmamaları hakkında ma’zeretler, bahaneler ileri sürerler. De ki: “Boşuna özür dilemeyin, zira size inanmayacağız. Çünkü sizin aleyhimizde çevirdiğiniz hîlelerden bir kısmını ALLÂH bize bildirdi. Bundan böyle de, yapacağınız her şeyi ALLÂH da, Resûlü de görüp değerlendirecek, daha sonra da, gizli olsun açık olsun, her şeyi bilen ALLÂH’ın huzûruna götürüleceksiniz. O da bütün yaptıklarınızı bir bir önünüze koyacaktır.”

107- Bir de şunlar var ki: mü’minlere zarar vermek küfür ve küfrânı yaymak mü’minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce ALLÂH ve Resûlüne savaş açmış adamı buyur etmek için, tuttular bir mescid yaptılar. Bütün bunlardan sonra onlar: “Bundan, iyilikten başka maksat gütmedik” diye yemin edeceklerdir. ALLÂH şâhid ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar.

111- Şübhesiz ki ALLÂH, mü’minlerden nefislerini ve mallarını, karşılığında Cennet hakikaten onların olmak üzere satın almıştır! (Onlar) ALLÂH yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (Allâh tarafından onlara) Tevrât’ta, İncîl’de ve Kur’ân’da (söz verilen bu Cennet, Allâh’ın) kendi üzerine hak bir vaaddir. Ve ALLÂH’dan daha çok sözünü yerine getiren kim olabilir? Öyle ise yaptığınız bu alış-verişinizden dolayı sevinin! İşte büyük kurtuluş ise ancak budur!

118- ALLÂH, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, ALLÂH’ın cezasından, yine ALLÂH’ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hâllerine dönsünler diye, ALLÂH onları tevbeye muvaffak kıldı. Çünkü ALLÂH Tevvâb’dır, Rahîm’dir (tevbeleri çok kabul eder, tevbe edenleri sever ve pek merhametlidir).

122- Bununla beraber mü’minlerin hepsinin birden topyekûn savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabîleden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabîleleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece ALLÂH’ın azabından sakınırlar.

123- Ey mü’minler! Size mekân bakımından yakın olan kâfirlerle savaşın, onlar sizde bir ciddiyyet ve üstün gayret görsünler. İyi bilin ki ALLÂH, fenâlıklardan sakınan müttakîlerle beraberdir.

16/ en-Nahl -81- ALLÂH yarattığı şeylerin bir kısmında size gölgelikler, dağlarda da sizin için barınaklar yaptı. Sizi sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar var etti. Böylece ALLÂH üzerinizdeki nimetlerini tamamlar ki O’na teslimiyyetle itaat edesiniz.

21/ el-Enbiyâ -80- Bir de sizi savaşınızın şiddetinden koruması için ona, zırh yapma san’atını öğrettik. Peki bütün bunlar için şükrediyor musunuz?

22/ el-Hac -39- Kendilerine savaş açılan mü’minlere, savaşmaları için izin verildi. Çünkü onlar zulme ma’rûz kaldılar. ALLÂH onlara zafer vermeye elbette kadîr’dir.

24/ en-Nûr -53- Senin kendilerine emretmen hâlinde hicret etmeye veya savaşa çıkacaklarına dâir var güçleriyle yemin billâh ettiler. De ki: “Yemine ne hâcet! Yemin etmeyin, sizden istenen mâkul bir itaattır. Elbette ALLÂH yaptığınız ve yapacağınız her şeyi bilir.”

61- A’mâ’ya güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur.

27/ en-Neml -33- Onlar: “Bizler bir güç sahibiyiz, iyi savaşırız. Ama yetki sizindir, değerlendirip münâsib gördüğünüz emri verin!” dediler.

33/ el-Ahzâb -13- Bir kısmı: “Ey Yesribliler! Burada düşmana karşı koyamazsınız, mevzi’lerinizi bırakıp evlerinize dönünüz!” diyordu. Onlardan bir başka bölük: “Evlerimiz korunmasız!” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Halbuki gerçekte evleri tehlikeye ma’rûz değildi, onlar sadece savaştan kaçmak istiyorlardı.

14- Eğer onların her tarafından üzerlerine girilse de sonra fitne çıkarmaları istenilse derhâl onu yapacaklardı. Ama onunla da pek az duracaklardı.

15- Halbuki bundan önce ALLÂH’a ahid vermişlerdi. Sırt çevirip kaçmayacaklarına dâir. ALLÂH’a verilen ahid ise mes’uliyetlidir, mutlaka sorulur.

16- De ki: “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız.”

18- ALLÂH içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoymak isteyenleri ve kardeşlerine: “Bize gelin” diyenleri elbet biliyor. Zâten bunlardan ancak pek az bir kısmı savaşa geliyorlardı.

19- Savaşa katıldıklarında da size karşı pek cimri ve kıskanç davranırlar. Hücûm eden düşmanın ortalığa saldığı büyük korku gelince, ölüm sekerâtına düşmüş kimsenin bakışı gibi, gözleri dönmüş bir tarzda sana baktıklarını görürsün. Korku hâli geçince, ALLÂH yolunda harcamada cimrice bir tavır içinde, keskin dilleriyle sizi incitirlerdi. İşte onlar îmân etmemişler, ALLÂH da onların yaptıkları bütün işleri boşa çıkarmıştır. Bu, ALLÂH’a göre kolaydır.

20- Münâfıklar düşman birliklerinin çekilip gitmediklerini sanıyorlardı. Şâyet düşman birlikleri tekrar gelecek olsa, çok isterler ki çöldeki göçebeler içinde bulunsunlar da sizin savaşınız hakkındaki haberleri uzaktan sorsunlar. Esâsen, yanınızda bulunsalardı dâhi, onlardan pek azı savaşırlardı.

25- ALLÂH, o kâfirleri, elleri boş olarak, kîn ve öfkeleriyle geri çevirdi. Mü’minlerin savaşmasına hâcet bırakmadı. Herkes anladı ki ALLÂH pek kuvvetlidir, mutlak gâlibtir.

20- Îmân edenler: “Keşke savaş hakkında bir sûre indirilseydi?” diyorlar. Fakat net ve kesin bir sûre indirilip de içinde savaşma emri zikredilince, kalblerinde hastalık bulunanların, ölüm sekerâtına giren kimsenin bakışı gibi boş gözlerle sana baktıklarını görürsün. Korktukları başlarına gelsin!

47/ Sûre-i Muhammed -4- İmdi kâfirlerle savaşta karşılaştığınız zaman hemen boyunlarını vurun! Nihayet onları iyice mağlub edince, bağı sıkı tutun, onları esir alın. Savaş bitince onları ister bir lütuf olarak karşılıksız salıverir, ister fidye alarak bırakırsınız. Durum şu ki: ALLÂH dileseydi, onlardan intikamlarınızı alır, onları cezalandırırdı. Fakat O, sizi birbirinizle denemek için savaşı emrediyor. ALLÂH yolunda öldürülenler var ya, ALLÂH onların yaptıklarını asla zâyi’ etmeyecek, boşa çıkarmayacaktır.

7- Ey îmân edenler! Eğer siz ALLÂH’ın dinine destek olursanız, O da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz.

35- Üstün olduğunuz halde gevşeyip barışa çağırmayın. ALLÂH sizinle beraberdir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir.

48/ el-Fetih -16- O gazâya katılmayıp geri kalan Bedevîlere de ki: “Siz yakında çok kuvvetli ve savaşçı bir kavimle savaşmaya davet edileceksiniz. Onlar teslim olup boyun eğinceye kadar onlarla savaşacaksınız. Eğer bu sefer itaat ederseniz ALLÂH sizi pek güzel bir şekilde ödüllendirir. Ama daha önce yaptığınız gibi arkanızı döner, cihaddan kaçarsanız, O, size gâyet acı bir azab verir.”

17- Köre vebal yoktur, topala da vebal yoktur, hastaya da vebal yoktur. Bununla beraber kim ALLÂH’a ve Peygamberine itaat ederse, ALLÂH onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de geri kalırsa, onu acı bir azaba uğratır.

22- Eğer (o Mekkeli) kâfirler sizlerle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçar, sonra da kendilerini koruyan veya destek olan hiç kimse bulamazlardı.

25- İnkârda ısrar edip sizi Mescid-ül Haram’ı ziyâret etmekten ve bekletilmekte olan hediye kurbanlıkları yerine ulaştırmaktan geri çevirenler onlardır. Eğer orada kendilerini tanımadığınız için tepeleyeceğiniz ve bilmeyerek tepelemenizden ötürü zor durumda kalacağınız mü’min erkekler ve mü’min kadınlar olmasaydı, ALLÂH ellerinizi birbirinizden çekmez, savaşmanıza engel olmazdı. Dilediği kimseleri rahmetine nâil etmek için ALLÂH böyle takdîr buyurdu. Şâyet onlar birbirlerinden seçilip ayrılmış olsalardı, elbette kâfirleri gâyet acı bir cezaya çarptırırdık.

49/ el-Hucurât -9- Eğer mü’minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şâyet biri ötekine saldırırsa, ALLÂH’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adâletle düzeltin ve (her işte) adâletli davranın. Şüphesiz ki ALLÂH, âdil davrananları sever.

57/ el-Hadîd -10- Göklerin ve yerin yegâne vârisi ALLÂH olup, bütün mallarınız zâten O’na ait olduğu halde niçin ALLÂH yolunda harcamıyorsunuz? Sizden, fetihden önce infak eden ve savaşan kimse ile bunları yapmayan elbette bir olmaz. İşte onlar, bundan sonra infak edip savaşanlardan derece bakımından daha yüksektirler. Bununla beraber ALLÂH, her birine de cennet vaad eder. ALLÂH yaptığınız her şeyden haberdardır.

59/ el-Haşr -6- ALLÂH’ın, daha önce onlara ait olup Peygamberine ganîmet olarak nasîb ettiği mallara gelince, siz onun için ne at, ne de deve koşturdunuz. Fakat ALLÂH, Resûllerini dilediği kimselere, savaş külfeti ve zahmeti olmaksızın gâlib getirir. ALLÂH her şeye kadîr’dir.

7- Savaş olmaksızın fethedilen ülkelerin halklarına ait mallardan ALLÂH’ın, Peygamberine nasîb ettiği ganîmetler; ALLÂH’a, Resûlüne, akrabalara (Peygamber’in yakın akrabalarına), yetimlere, fakirlere ve yolda kalmış garîblere aittir. Tâ ki o mallar, sizden yalnız zenginler arasında el değiştiren bir servet haline gelmesin. Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men’ederse onu terk ediniz. ALLÂH’a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki ALLÂH’ın cezası pek çetindir.

11- Bakmaz mısın şu münâfıklık yapanlara? Onlar Ehl-i kitaptan kâfir kardeşlerine: “Vallâhi,” diyorlar, “eğer siz buradan çıkarılacak olursanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin aleyhinizde olan bir durumda asla kimseye itaat etmeyiz, eğer size savaş açan çıkarsa mutlaka size yardım ederiz.”Ama ALLÂH şâhiddir ki onlar yalan söylemektedirler.

12- Çünkü, o Yahûdîler yurtlarından çıkarılırsa, bu münâfıklar onlarla beraber çıkmazlar ve eğer kendilerine savaş açılırsa onlara yardım etmezler. Eğer yardım etseler bile arkalarını döner kaçarlar. Sonra ALLÂH onları helâk eder de artık kurtarılmazlar.

14- Onlar sizinle toplu durumda savaşmazlar, ancak sağlam kaleler içinden veya duvarların arkasından sizinle savaşmak isterler. Kendi aralarındaki çatışmaları pek şiddetlidir. Sen dışardan onları birlik içinde sanırsın. Halbuki kalbleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan, düşünmeyen bir gürûhtur.

16- Yahûdîleri savaşa teşvîk eden münâfıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumuna benzer ki o, insana: “Dine inanma, reddet!” diye telkîn eder. O kendisine kulak verip kâfir olunca da şöyle der: “Ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbinden korkarım!”

60/ el-Mümtehine -1- Ey îmân edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları (kendinize)dostlar edinmeyin; (onlara duyduğunuz) sevgi sebebiyle kendilerine (savaş hazırlıklarınıza dâir haber) ulaştırıyorsunuz; hâlbuki (onlar) size Hakk’tan geleni gerçekten inkâr etmişlerdir.(Unuttunuz mu ki) Rabbiniz olan Allâh’a îmân etmenizden dolayı, peygamberi ve hususan sizi(Mekke’den) çıkarıyorlardı. chr(13)Eğer benim yolumda cihad etmek ve rızâmı kazanmak için çıktıysanız (onları dost edinmeyin); (ama siz, içinizde) onlara (duyduğunuz) muhabbeti gizliyorsunuz (onlara muhabbetle sır veriyorsunuz).(1) Hâlbuki ben, gizlediklerinizi de, açıkladıklarınızı da en iyi bilenim. Artık sizden kim bunu yaparsa, o takdirde gerçekten (düz) yolun ortasında sapıtmış olur.

8- Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kâfirlere gelince, ALLÂH sizi, onlara iyilik etmeden, adâlet ve insâf gözetmeden men’etmez. Çünkü ALLÂH âdil olanları sever.

9- ALLÂH sadece, dininizden ötürü sizinle savaşan, sizi yerinizden yurdunuzdan kovan ve kovulmanıza destek veren kâfirleri dost edinmenizi men’eder. Her kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.

11- Eğer eşlerinizden biri din’den dönüp kâfirlere kaçar da, sonra yaptığınız savaşta siz gâlib gelirseniz, eşleri gitmiş olan kocalara ganîmet malından, harcadıkları mehir kadar verin. İnandığınız ALLÂH’a karşı gelmekten sakının.

61/ es-Saff -4- ALLÂH, taşları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saflar hâlinde, kendi yolunda savaşanları sever.

73/ el-Müzemmil -20- (Habîbim, yâ Muhammed!) Şübhesiz Rabbin biliyor ki gerçekten sen, gecenin üçte ikisinden daha azı ve (bazen) yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar kalkıyorsun (namaz kılıyorsun); beraberinde bulunanlardan (ashâbından) bir tâife de (böyle yapıyor). Hem geceyi ve gündüzü ALLÂH takdîr eder. (O,) sizin bunu sayamayacağınızı (sürekli gece ibâdetine dayanamayacağınızı) bildi de sizi affetti (yapabildiğiniz kadarına ruhsat verdi); o halde Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun (kolayınıza geldiği kadar gece namazı kılın)!(Hem Allâh) bildi ki, içinizden hastalar olacak, bir başkaları yeryüzünde dolaşacaklar, ALLÂH’ın fazlından (rızıklarını) arayacaklar, bir diğerleri de ALLÂH yolunda savaşacaklar(cihad edecekler)dir. O halde ondan kolayınıza geleni okuyun; ve namazı hakkıyla edâ edin, zekâtı verin ve ALLÂH’a karzı hasen (güzel bir borç) ile borç verin! Hem kendiniz için hayır (ve hasenât)dan ne takdîm eder (hazırlar)sanız, ALLÂH katında onu bulursunuz da, o (sizin için) daha hayırlı ve mükâfâtça daha büyüktür! Öyle ise ALLÂH’dan mağfiret dileyin! Şübhesiz ki ALLÂH, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı