T

TESLİS

*Teslis (a.i); üçleme.

4/ en-Nisâ -171- Ey kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyin ve ALLÂH hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryemoğlu Îsâ Mesîh, sadece ALLÂH’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir rûhtur. ALLÂH’a ve Peygamberlerine inanın (ALLÂH) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki ALLÂH tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O’nundur. Vekîl olarak ALLÂH yeter.

5/ el-Mâide -116- Ve ALLÂH demişti ki: “Ey Meryemoğlu Îsâ! İnsanlara, “Beni ve annemi, ALLÂH’ın yanında iki ilâh edinin” diye sen mi söyledin?”.”Münezzeh, Sübhansın ya Rab! Bana, doğru olmayan bir şey söylemek yakışmaz. Eğer demiş olsam, Sen muhakkak bunu bilirsin, Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise Senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız Sen’sin, Sen!”.

10/ Yûnus -68- Müşrikler ” ALLÂH evlat edindi” dediler. Haşâ! O, bundan münezzehtir. O her şeyden olduğu gibi evladı olmaktan da müstağnidir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur. Buna dair, ey müşrikler, hiçbir deliliniz yoktur. Ne o, ALLÂH hakkında kesin bilgi sahibi olmadan konuşuyor, rastgele şeyleri mi O’na isnad ediyorsunuz?

-İtikadiyyat cem’i şerayide(bütün şeriatlarda) müsavidir, tebeddül kabul etmez. Mesail-i itikaidiyyenin aklî ve naklî delile müstenid olması vâcibdir. Nasâra’nın teslisi gibi sonradan karışmış bir takım gayr-i makul ve fâsid itikadlar esas şeraitlerinde olmadığından bu gibi bâtıl şeylere i’tibâr yoktur. (Hulâsat’ül Beyân)

FAHREDDÎN-İ RÂZÎ’NİN TESLİS AKİDESİNE CEVABI

Fahreddîn-i Râzî hazretleri tefsir ilminin en önde gelenlerindendir. İranlı olan bu zat bir çok âlimin yazdığı eserler kaynak teşkil eden büyük tefsirin müfessiridir.

Teslis, bir akidedir. Üç ilah anlayışı; baba, oğul, kutsal ruh. Teslis akidesine Fahreddîn-i Râzî hazretleri cevaplar vermiştir. Şöyle ki;

İmâm-ı Fahreddîn-i Râzî hazretleri, Âl-i İmrân sûresinde, 61. âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken buyuruyor ki: Hârezm şehrindeydim. Şehre bir hıristiyanın geldiğini işittim. Yanına gittim. Konuşmaya başladık.

Hıristiyan: -Muhammed -aleyhisselâm-ın Peygamber olduğunu gösteren delil nedir? dedi.

Şu cevabı verdim: -Mûsâ’nın, Îsâ’nın ve diğer peygamberlerin (aleyhimüsselâm) hârikalar, mûcizeler gösterdiği haber verildiği gibi, Muhammed aleyhisselâmın da mûcizelerini okuyor ve duyuyoruz. Bu haberler, sözbirliği hâlindedir. Mûcize göstermek, Peygamber olduğunu ispat etmez diyecek olursanız, diğer peygamberlere de inanmamanız lâzım gelir. Diğerlerine inandığınız için, Muhammed aleyhisselâmın da Peygamber olduğuna îmân etmelisiniz.”

Hıristiyan:-Îsâ aleyhisselâm peygamber değildir, ilâhdır, tanrıdır!”

Fahreddîn-i Râzî: -İlâh, tanrı, her zaman var olması lâzımdır. O hâlde madde, cisim, yer kaplayan şeyler tanrı olamaz. Îsâ aleyhisselâm cisimdi. Yokken var oldu ve size göre öldürülmüştür. Önce çocuktu, büyüdü. Yerdi, içerdi, bizim gibi konuşurdu. Yatardı, uyurdu, uyanırdı, yürürdü. Her insan gibi yaşamak için, birçok şeye muhtaçtı. Muhtaç olan, ganî olur mu? Yokken sonradan var olan bir şey, ebedî sonsuz var olur mu? Değişen bir şey, devamlı, sonsuz var olur mu? Îsâ aleyhisselâm kaçtığı, saklandığı hâlde, Yahudiler yakalayıp astı diyorsunuz. Îsâ aleyhisselâmın o zaman çok üzüldüğünü söylüyorsunuz. İlâh veya ilâhtan parça olsaydı, Yahudilerden korunmaz mı? Onları yok etmez miydi? Niçin üzüldü ve saklanacak yer aradı?

Üç türlü söylüyorsunuz:

1. O İlâh imiş, tanrı imiş, öyle olsaydı, asıldığı zaman yerlerin tanrısı ölmüş olurdu. Bu âlem tanrısız kalacaktı. Yahûdîlerin, yakalayıp öldürdüğü âciz, kuvvetsiz kimse, âlemlerin tanrısı olabilir mi?

2. O, tanrının oğludur diyorsunuz.

3. O tanrı değildir. Fakat tanrı ona hulûl etmiş (girme, dâhil olma, içine gizlice giriş), yerleşmiştir diyorsunuz. Bu inanışlar da yanlıştır. Çünkü ilâh, cisim ve araz değildir ki, bir cisme hulûl etsin. Cisme hulûl eden şey cisim olur ve hulûl edince, iki cismin maddeleri birbirine karışır. Bu da, ilâh parçalanıyor demektir. Eğer ilâhın bir parçası onda hâl oldu derseniz, ona hulûl eden parça tanrı olmakta tesirli ise, bu parça ilâhtan ayrılınca ilâhlığı bozulur. Hem de o doğmadan önce ve öldükten sonra kıymeti tam olmazdı. Eğer tanrılık kıymetinde değilse, tanrının parçası olmamış olur. Sonra Îsâ aleyhisselâm ibâdet ederdi. İlâh kendi kendine ibâdet eder mi?”

Hıristiyan: -Ölüleri dirilttiği, anadan doğma körlerin gözünü açtığı ve Baras denilen, derideki çok kaşınan beyaz lekeleri iyi ettiği için o tanrıdır.

Fahreddîn-i Râzî: -Bir şeyin, delîli, alâmeti bulunmazsa, o şey de bulunmaz denilir mi? Bulunmaz, o şey de var olmaz dersen, ezelde, hiçbir şey yok idi deyince, delîl, alâmet de yoktur demek olur. Yaradanın varlığını reddetmen lâzım gelir. Bir şey delîlsiz var olabilir dersen, sana sorarım ki; tanrı, Îsâ aleyhisselâma hulûl ederse, bana, sana ve hayvanlara, hattâ otlara ve taşlara hulûl etmediğini nereden biliyorsun?”

Hıristiyan: -Onda mûcizeler bulunduğunu söylemiştim. Bizde ve hayvanlarda bulunmadığı için, başkalarına hulûl etmediği anlaşılmaktadır.

Fahreddîn-i Râzî: -Bir şeyin delîli, alâmeti bulunmazsa, o şeyin bulunmaması lâzım olmaz demiştik. Mûcizeler bulunmayınca, hulûl edemeyeceğini niçin söylüyorsun. O hâlde kediye, köpeğe, fâreye de hulûl ettiğine inanman lâzım gelir. İlahın, bu aşağı mahlûklara hulûl ettiğini inandırmaya varan bir din, çok âdî, pek bozuk bir din değil midir? Âsâyı, bastonu ejder, yılan yapmak, ölüyü diriltmekten daha güçtür. Çünkü, baston ile yılan, hiçbir bakımdan birbirine yakın değildir. Mûsâ aleyhisselâmın âsâyı ejdere çevirdiğine inanıyorsunuz da, ona tanrı veya tanrının oğlu demiyorsunuz. Îsâ aleyhisselâma niçin tanrı veya şöyle, böyle diyorsunuz?”

Hıristiyan, bu sözüme karşı diyecek bir şey bulamadı, susmaya mecbur oldu.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu