V

VAHİY

VAHİY (*)

*Vahy; lûgatte kelâm, irsal (gönderme, gönderilme), işâret, ilhâm, bir şeyi gizlice bildirmek mânâlarında müstağmeldir. Lisân-ı şerâitte vahy; Cenâb-ı Hakk’kın dilediği şeyleri Peygamberlerine birer tarik ve i’lâm (bildirme, bildirilme) ve ifham (anlatma, anlatılma) ve ta’lîm buyurması demektir.

Vahyler iki kısımdır; birisi ‘vahy-i metlu’dur ki: bu Kur’ân-ı azîmdir. Cibril-i emîn taraf-ı ilâhiden getirip Efendimize tebliğ etmiştir.

Diğeri de’vahy-i gayr-i metlu’dur ki, bu da ahadis-i kudsiyedir. Bunlar da kalb-i bünyeviye taraf-ı ilâhiden ilhâm olunmuşlardır.

-İlhâm; ihbar, ifham, bitarikilfeyz kalbe düşen ma’lûmatat. Vahiy tâbiri ilhamdan eam (pek şumüllü)dür. İlhâm bazı zâtların kendi şahıslarına ait tecelli eseri olabilir, vahy ise umuma müteveccih eden ahkâm muhtevi bulunur ve Peygamberân-ı izâma mahsûs bir imtiyaz sayılır. (Ö.N.Bilmen)

3/ Âl-i İmrân -44- İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) “Meryem’i kim himâyesine alıp koruyacak?” diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.

4/ en-Nisâ -163- Muhakkak Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen Peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a, torunlarına, Îsâ’ya, Eyyûb’a, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyettik. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.

6/ el-En’âm -19- De ki: “Şâhidlik yönünden hangi şey daha büyüktür?”. De ki: “ALLÂH, benimle sizin aranızda şâhiddir ve bana bu Kur’ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. ALLÂH’la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şâhidlik eder misiniz?” De ki: “Ben buna şâhidlik etmem”.”O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım”de.

50- De ki: “Size ALLÂH’ın hazîneleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”

93- ALLÂH’a karşı yalan uyduran, yahud kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: “Bana vahyedildi” diyen ve: “ALLÂH’ın indirdiği gibi bir kitap da ben indireceğim” diye iddiâ’da bulunandan daha zalim kim olabilir? O zalimlerin hâlini ölüm şiddeti içindeyken bir görsen! Melekler onlara ellerini uzatırlar ve:” Rûhunuzu teslim edin. Bugün, ALLÂH’a karşı haksız şeyler söylediğinizden ve O’nun âyetlerine karşı böbürlenmenizden dolayı alçaltıcı bir azabla cezalandırılacaksınız” derler.

106- Ey Muhammed! Sen, Rabbinden sana vahyedilene uy. Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. ALLÂH’a ortak koşanlardan yüz çevir.

145- De ki: “Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahud domuz eti-ki bu gerçekten pistir- yahud ALLÂH’dan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çâresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecâvüz etmemek ve zarûret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)” Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendir.

7/ el-A’râf -116- Mûsâ, “Siz atın” dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdiler.

117- Biz de Mûsâ’ya “Sen de asânı bırakıver” diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdi.

8/ el-Enfâl -12- İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, mü’minlere sebât verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun”.

10/ Yûnus -2- İnsanları (eğri yolun sonundan) korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: “Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz” dediler.

15- Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) Bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’ân getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.”

87- Biz Mûsâ ile kardeşine şöyle vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve mü’minlere müjde verin.”

11/ Hûd -12- (Ey Resûlüm!) Şimdi belki sen, “Ona bir hazîne indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya!” diyorlar diye sana vahyolunan vahyin bir kısmını terk edecek olursun ve bundan dolayı da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın. ALLÂH ise her şeye vekîldir.

36- Ayrıca Nûh’a şöyle vahyettik: “Bil ki kavminden şimdiye kadar îmân etmiş olanlardan başka artık kimse îmân etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme.”

37- Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da Bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.

49- İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, âkıbet muhakkak müttakîlerindir.

12/ Yûsuf -3- Sana bu Kur’ân’ı vahyetmekle Biz, sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Gerçek şu ki, daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.

15- Nihayet kardeşleri, Yûsuf ‘u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: “Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin”.

109- Senden önce gönderdiğimiz Peygamberler de o memleketlerin halkındandı, onlar da kendilerine vahiy verdiğimiz birtakım erkeklerden başkası değillerdi. Şimdi o yerlerde şöyle bir gezip görmediler mi? Kendilerinden önce gelip geçenlerin âkıbetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya! Elbette âhiret yurdu müttakîler için daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?

13/ el-Ra’d -30- İşte seni böyle, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân’a küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki: “O Rahmân benim Rabbimdir, O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na dayandım, tevbem de O’nadır.”

14/ İbrâhîm -13- İnkâr edenler Peygamberlerine dediler ki: “Ya sizi mutlaka yurdumuzdan çıkaracağız, ya da mutlaka dinimize döneceksiniz!” Rableri de onlara: “Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz” diye vahyetti.

16/ en-Nahl -43- (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız Tevrât ve İncîl âlimlerine sorun.

17/ el-İsrâ -39- İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın ALLÂH’la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve ALLÂH’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

73- (Ey Muhammed!) Az kalsın seni bile, sana vahyettiğimizden başkasını Bize karşı iftira edesin diye, fitneye düşüreceklerdi ve o takdirde seni dost edineceklerdi.

86- Yemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra Bize karşı kendine bir vekîl (koruyucu) bulamazsın.

18/ el-Kehf -27- Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O’ndan başka bir sığınılacak da bulamazsın.

110- De ki: “Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibâdete hiç kimseyi ortak etmesin.”

20/ Tâ hâ -13- “Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle.”

48- “Bize kesin olarak vahyolundu ki, azab şüphesiz (gerçeği) inkâr edip ona sırt çevirenleredir.”

77- Gerçekten Mûsâ’ya şöyle vahyettik: “Kullarımla geceleyin yürü (Mısır’dan çık) de (asânı vurarak) onlara denizde kuru bir yol aç; (artık Firavun tarafından) yetişilmekten korkmazsın ve (boğulmaktan) endişe de etmezsin.”

21/ el-Enbiyâ -45- De ki: “Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum,” ama sağırlar uyarıldıkları zaman çağrıyı işitmezler.

73- Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar Bize kulluk eden kimselerdir.

23/ el-Mü’minûn -27- Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Bizim nezâretimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca, her cinsten eşler hâlinde iki tane ve bir de içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda Bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır!

26/ eş-Şu’arâ -63- Bunun üzerine Mûsâ’ya “Vur asân ile denize!” diye vahyettik; vurunca bir infilâk etti, her bölük koca bir dağ gibi oluverdi.

35/ Fâtır -31- Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdîk edici olmak üzere bir hakk’tır. Şüphe yok ki, ALLÂH, kullarının bütün hâllerinden haberdardır ve her şeyi görendir.

38/ Sâd -70- “Ancak ben açıktan açığa korkutmakla görevli olduğum için o bilgi bana vahyediliyor.”

41/ Fussilet -6- Ey Muhammed! De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Vay O’na ortak koşanların haline!

42/ eş-Şûrâ -3- Ey Muhammed! Çok güçlü hüküm ve hikmet sahibi olan ALLÂH sana da senden öncekilere de böylece vahyeder.

7- Böylece Biz sana Arabça bir Kur’ân inzal ettik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrâfındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.

51- ALLÂH bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahud da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.

52- İşte Biz böylece sana da emrimizden Kur’ân’ı vahyettik. Yoksa sen kitap nedir? Îmân nedir? Bilmiyordun. Fakat Biz onu bir nûr kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletiyoruz. Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun.

43/ ez-Zuhruf -43- Öyleyse sen, sana vahyedilen Kur’ân’a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin.

46/ el-Ahkâf -9- Ey Muhammed! De ki: “Ben Peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tâbi’ oluyorum. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

53/ en-Necm -3-4- O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur’ân ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

10- (ALLÂH), kuluna verdiği vahyi verdi.

99/ ez-Zilzâl -4-5- O gün yer, Rabbinin ona vahyetmesiyle haberlerini anlatacaktır.

*SANA VAHYOLUNANI OKU

29/ el-Ankebût -45- (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alı kor. ALLÂH’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibâdettir. ALLÂH yaptıklarınızı biliyor.

96/ el-Alâk -1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!

*SANA VAHYOLUNANA UY

10/ Yûnus -109- Sana vahyolunana uy! Ve ALLÂH hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

33/ el-Ahzâb -2- Rabbinden sana ne vahyediliyorsa onun ardınca git. Muhakkak ki ALLÂH ne yaparsanız haberdardır.

*VAHYOLUNANI TATBÎK ETMEZSENİZ

5/ el-Mâide -68- De ki:”Ey ehl-i kitap! Siz, Tevrât’ı, İncîl’i ve size Rabbinizde inzal olunan (diğerini) tutup icrâ’ etmedikçe hiçbir şey değilsiniz”.Yemin olsun ki sana indirilen (bu Kur’ân), onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. O halde kâfirlere acımayasın.

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı